Bilge Bias’ın evi: Priene

Büyük Menderes’in asırlardır hayat verdiği topraklardaki onlarca Anadolu uygarlığından biri de antik dünyanın Yedi Bilgesi’nden biri olan Bias’ın yurdu Priene’dir. Yeşil yolu ve ilginç tarihiyle bizi yoldan çıkaran bu İyon kentini birlikte gezelim.

Yolculukların en keyifli anları, yoldan çıktığımız anlar olmuştur. Rotada olmayan, ‘Hadi şuraya da bir bakalım’ dediğimiz her yerden gülen yüzlerle ayrılırız. Bizim gibi tarih ve kültür meraklıları için yolda en cezbedici unsur kahverengi yol tabelaları olmuştur. Geçen haftaki eski Doğanbey gezimizden dönerken de aynı bölgedeki Priene‘nin tabelası ve antik kente giden ağaçlı yol aklımızı çeldi.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Eski bir su kemerinin önündeki geçerek ulaştığımız kentte bizi basamaklar karşıladı. Yüzlerce yıl önce Prienelilerin tırmandığı basamakları çıkarken epey yorulduk. Ancak bu zarif kent, yorgunluğumuzu unutturacak güzellikler sundu. 12 İyon kentinden biri olan Priene‘nin kuruluşu M.Ö. 8’inci yüzyıla dayanıyor. Ancak bir süre sonra şehir terk edilmiş. İkinci kuruluşu ise Atina’nın yardımıyla M.Ö. 4’üncü yüzyılda olmuş. Kentin ismi, antik Anadolu dillerinden olan Luvice’de ‘Hisar Yurdu’ demek. Dik bir yamaca kurulmuş olan şehirde çok miktarda merdiven kullanılmış. Ayrıca bir liman kenti olması oldukça ilginç. Çünkü bugün deniz, 15 kilometre uzakta.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Priene, Izgara Planı’na göre inşa edilmiş.

Priene Antik Kenti sırasıyla Lidyalılar, Persler, Büyük İskender, Bergama Krallığı, Romalılar ve Doğu Romalıların (Bizans) hakimiyetine girmiş. Tarihinin hiçbir döneminde önemli bir siyasal rol üstlenmemiş olan Priene, Bizans döneminde Efes’e bağlı bir piskoposluk merkezi olmuş. Kent, M.S. 13’üncü yüzyılda ise sıtma ve deprem nedeniyle tamamen terk edilir. 1800’lü yıllarda Alman bir ekibin yaptığı kazılarla ortaya çıkarılan kente ait bir çok önemli eser, Berlin Müzesi ve Britanya Müzesi’nde sergileniyor. Ancak kalanlar bile şehrin ne kadar önemli olduğunu anlamaya yetiyor. Priene, Hippodamus (Izgara) Planı ile kurulan en eski kentlerden biridir. Kent, iyi korunmuş yapıları ve sokaklarıyla İlkçağ’daki görünümünü halen koruyor.

6 bin 500 kişilik tiyatro, oturma sıraları ve sahne arkasıyla bugüne kadar ulaşmış.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Sahne arkası da çok iyi korunmuş durumda

Ören yerine girip merdivenleri çıktığımızda bizi sağ tarafta antik tiyatro karşılıyor. Bugün bile soyunma odalarına açılan sütunlu bölümün ayakta olduğu tiyatro, M.Ö. 4’üncü yüzyılda, yani şehir ikinci kez kurulduğunda inşa edilmiş. Sonradan yapılan eklentilere rağmen yarım ay şekliyle Helenistik karakterini korumuş olan yapının 6 bin 500 kişilik oturma alanı yamaca yaslanmış. Tiyatronun soylular için ayrılmış mermer koltukları bugün hala yerlerindeler. Zamanında bu koltuklara oturan kralları, kraliçeleri, prens ya da prensesleri, seyrettikleri oyunları düşünmeden edemedik. Ya da arkalarında oturan halkın, onlar için ne düşündüklerini…

Tiyatronun arkasında piskoposluk kili

Tiyatronun hemen arkasında, Yukarı Gymnasium, Bouleuterion (Meclis Binası) ve Başpikopos Kilisesi yan yana yer alıyor. Meclis binası bu yapıların en eskisi. Çünkü kentin ilk kurulduğu zamandan kalma. 640 kişilik oturma yerine sahip yapı, ahşap bir çatıyla kapatılıyormuş. Başpiskopos Kilisesi’nden sağa, yukarı doğru çıktığımızda, bizi zamana ve depremlere direnen beş sütunuyla Athena Polias Tapınağı karşılıyor. Kentin en yüksek noktasında kayalık bir teras üzerine inşa edilmiş tapınak,  Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası Athena’ya adanmıştır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Tapınağı, dünyaca ünlü Halikarnas Mozelesi‘nin mimarı Pytheos yapmış. Eşsiz manzarasıyla nefes kesen Athena Kutsal Alanı, Prienelilerin barış ve huzur isteklerini gerçekleştirmek için kurban kestiği ve Tanrıça Athena’yı kızdırmamak için dua ettikleri yerdi. Athena Tapınağı’nın depremlere, savaşlara rağmen ayakta kalan sütunlarının önünde oturup yüzlerce yıl önce burada edilmiş duaları, göğe yükselmiş niyetleri dinledik.

Athena Tapınağı'nın ayakta kalan sütunları, tapınağın o günkü haşmetinin nişanesi
Athena Tapınağı
Athena Kutsal Alanı
Tapınağın girişi

Bugün çoğu yıkılmış olsa devasa genişlikteki sütunlarından ne kadar büyük bir yapı olduğu anlaşılıyor. Hatta bir rivayete göre, M.Ö. 334 yılında şehre gelen Büyük İskender, tapınak inşaatının bitirilemediğini görmüş ve maddi yardımda bulunmuş. Priene halkı da minnettarlığını göstermek için, bugüne sadece zemin kalıntıları ulaşabilen Büyük İskender’in Evi’ni yaptırmış.

Athena Tapınağı'nda soluklanan iki gezgin

Tapınağın üst kesiminde kentin ilk zamanından kalma Demeter Kutsal Alanı yer alır. Aşağı indiğimizde ise kendimizi sağda Gıda Pazarı, Büyük İskender Evi, Kybele Kutsal Alanı, solda ise Agora, Stoa Alanı, Asklepios Kutsal Alanı ve Zeus Olympios Kutsal Alanı’nın yer aldığı ana caddede bulduk.

Agora’yı Gıda Pazarı’na bağlayan ana cadde

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Ana cadde ve stoa

Gözümüze ilk olarak buraya ait olamayacak büyüklükteki sütun parçaları çarptı. Bunlar yukarıdaki Athena Tapınağı’ndan yüzyıllardır süren depremlerde düşmüş. Dikkatimizi çeken diğer unsurlar, Gıda Pazarı’na gelen satıcıların ürünlerini sergilediği mermer masa şeklindeki tezgahlar ve antik zamandan kalma bir bank oldu.

Biraz dinlenmek için taş banka oturduk. Ne de olsa şehrin yarısını gezmiş, merdiven inip çıkmaktan yorulmuştuk. İkimizin de hayal gücü yüksek olunca hikaye yazmak hiç de zor olmadı. Mesela bu bankta M.Ö. 4’üncü yüzyılda sıcaktan bunalan hamile bir kadın oturmuş, onu gören bir esnaf su ikram etmiş olabilir. Ya da M.Ö. 300’lü yıllarda iki tüccar oturmuş, “Şu Athena Tapınağı da bir türlü bitmedi. Büyük İskender yardım edecek diyorlar” diye konuşmuşlardır. M.S. 2020’de de biz, iki yorgun İzmirli oturup bundan yüzyıllar sonra da bu bankta birileri oturur mu diye düşündük. Tarihi ve kültürel mirasımızı hakkettiği şekilde korursak, 2 bin 400 yıl dayanmış Priene kalıntıları elbet o günlere de ulaşır.

Mısır tanrıçası İsis'in batı uyarlaması
Mısır Tanrıçası İsis’in batı uyarlaması

Ana caddeyi bitirip sola tırmandığınızda karşınıza Mısır Tanrıları Alanı çıkacak. Bu alanda, antik Mısır kültüründeki İsis, Serapis gibi tanrıların kültleri bulunuyormuş. Mısır tanrı ve tanrıçalarına dua etmek isteyen Prieneliler, yanlarında bir Mısırlı getirmek zorundaymış. Çünkü kült şarkılarını Mısırlı birinin söylemesi gerekiyormuş.

Peki binlerce kilometre uzaklıktaki Mısır’ın ilahlarının bir İyon kenti olan Priene’de ne işi vardı? Tarihçiler bu soruya iki yanıt bulmuşlar: Birincisi Mısır’da o dönem çok güçlü bir devlet hüküm sürüyormuş ve ticaret yaptığı şehirleri etkilemiş.

Mısır Tanrısı Serapis'in batı uyarlaması
Mısır Tanrısı Serapis’in batı uyarlaması

İkincisi ise antik Yunan kültürü yani paganizmde tanrılar yaşayanlarla ilgilidir. Bu yüzden Ege kıyılarında çokça görüldüğü gibi Priene’de de halk, ölümden sonraki hayatı için buraya gelerek Mısır tanrılarına dua etmiş.

Mısır Tanrıları Kutsal Alanı’nı da ziyaret ettikten sonra şehrin çıkışı olan Doğu Kapısı’na yöneldik. Bugüne en iyi şekilde korunmuş kapı olan Doğu Kapısı’na oldukça geniş, taş döşeli bir caddeden ulaşılıyor. Kapının hemen dışında nekropol/nekropolis (mezarlık) bulunuyor. Ön kısımdaki tonozlu oda şeklindeki mezarların arka tarafında da gömü alanı devam ediyor. Gezimizin sonunda Doğu Kapısı’ndan çıkıp, yeni bilgiler, güzel temenniler ve anılarla Priene‘ye veda ediyoruz.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Doğu Kapısı, kentin en iyi korunmuş kapısı
Doğu Kapısı’nın hemen dışındaki tonozlu mezar odaları

PRİENELİ BİAS

M.Ö. 570 yılında dünyaya gelen Bias, Antik Yunan’ın altın çağına damgasını vurmuş Yedi Bilgesi’nden biridir. İlk ahlakçılar olarak bilinen bu yedi filozof, iktisadi ve toplumsal değerleri gittikçe bozulan Antik Yunan’ın kanun koyucuları oldular. Zamanına göre oldukça uzun bir ömür sürdüğü varsayılan Bias, iyi bir söylevci, düşünür, aynı zamanda hukukçu olduğu bilinir. Priene’nin yasalarını Bias yazmıştır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Hikayeye göre, bir zamanlar Lidya Kralı Alyattes, Priene’yi kuşatır. Lidya ordusu, coğrafi açıdan avantajlı olan kente hemen saldırmaz. Kuşatma altındaki Priene’nin yiyecek stoğunun bitmesi beklenir. İlk ayın sonunda kentte kıtlık baş gösterir. Ancak Bias, düşmanı kandırmak için ellerindeki yiyeceğin çoğunu iki eşeğe yedirerek hayvanları semirtir. Bu iki eşeği Alyattes’in karargahına yollar. Bunun üzerine Lidya kralı, şehirdeki durumu anlaması için bir elçi gönderir. Yine Bias’ın önerisiyle elçinin karşılanacağı salona büyük kum çuvalları yerleştirilir. Çuvalların üstü de ellerinde kalan tahıllarla örtülür. Elçi, çuvalların yiyecekle dolu olduğunu düşünerek şehirden ayrılır. Ve Lidya kuşatması sona erer. Bias’ın yıllar sonra yeniden kuşatma yapmaya hazırlanan Alyattes’i zekasıyla vazgeçirdiği bilinir.

Meclis Binası (Bouleuterion)

Efesli Heraklitos, Bias için “Aklı ötekilerden daha büyüktür” der. Bias, her şeyden önce iyi ve doğru olmayı telkin eder. Bias’ın, İonia üzerine yaklaşık iki bin dizelik bir şiir yazdığı söylenir ve bu şiirde çoğunlukla mutlu olmanın yollarını anlatır. Aynı zamanda davalarda suçlu olmadığı düşündüğü kişileri de savunan Bias, bir gün yine bir dostunun savunmasını yaparken yorulur, başını torununun omzuna koyar. Dava lehine sonuçlanınca da orada son nefesini verir. Priene halkı Bias için görkemli bir cenaze töreni düzenler. Halk mutluluklarını borçlu oldukları, günlük hayatlarında her şeyi danışıp öğüt aldıkları filozof için ‘Tutameion’ adı verilen bir mezar yaptırılır. Mezar taşında da, “Bu taş, ünlü Priene topraklarında doğan İonyalıların büyük gurur kaynağı Bias’ın üstünü örtüyor” yazılır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Bias’tan günümüze gelmiş, hala daha insanların kulağına küpe olması gereken sözlerden bazıları şunlardır:

  • Bir işe girişirken yavaşlığı elden bırakma, ama iş başlayınca var gücünle çalış.
  • Acelecilikten ve gevezelikten uzak dur, böylece yanlış yapmaktan kaçınmış olursun, yoksa yanlışlara üzülmek için çok beklemeyeceksin.
  • Aptal da kötü de olma.
  • Sakınmazlık etme. Sakınmayı sev.
  • Yaptığın şeyi düşün.
  • Saygılı bir dinleyici ol. Yeri gelince konuş.
  • İyi bir iş yaptığın zaman onu tanrılardan bil, kendinden değil.
  • Gençliğinde eyleme, yaşlılığında erdeme bağlan.
  • Kendine aynada bak: güzel buldunsa onurlu bir biçimde davran, çirkin buldunsa doğanın eksikliğini onurlu bir biçimde davranışınla kapat.

NASIL GİDİLİR?

Priene Antik Kenti’ne özel araçla Didim-Güllübahçe Yolu takip ederek ulaşabilirsiniz. Yol üzerinde kahverengi tabelasını göreceğiniz kente giden yol da oldukça keyifli. Ayrıca Altınkum’dan ya da merkezden geçen minibüslerle Akköy’e kadar gelip, Akköy’den Balat Birlik minibüsleriyle Priene Antik Kenti’ne devam edilebilir. Söke garajından da Priene’ye direkt minibüs seferleri bulunuyor.

NE YENİR?

Bu kadar merdiven çıkıp, Priene’nin güzel ve muntazam sokaklarını turladıktan, tertemiz havayı içinize çektikten sonra büyük olasılıkla oldukça acıkmış olacaksınız. Söke yolu üzerinde sol tarafta yan yana sıralanmış salaş yerlerden birinde durup çöp şiş yiyebilirsiniz. Buraların eti çok lezzetli. Bizden söylemesi.

Doğanbey, zamana direniyor

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Ege sahilleri, binlerce yıldır insanlığa ev sahipliği yapmış, medeniyetlerin yeşermesine olanak sağlamıştır. Özellikle büyük nehirlerin beslediği topraklarda tarihin o kadar çok izi vardır ki hepsine ulaşmak için bir ömür yetmez. Yine bizim gibi hikaye meraklıları, tarihin izini sürmek, küçücük de olsa bir parçasını öğrenmek için yollara düşerler. Biz de sınırlı zaman dilimini en verimli şekilde kullanabileceğimiz bir gezi planıyla sabahın erken saatlerinde yola çıktık.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

İlk durağımız Aydın’ın Söke ilçesinde eski bir Rum yerleşimi olan, Büyük Menderes Deltası‘nın alabildiğince görüldüğü Doğanbey Köyü olacak. İzmir’den yaklaşık 2 saatte vardığımız köye ulaşan yolda güzel bir kuş gözlem terası bizi karşıladı. Deltadaki kuşların seyredilebildiği terasta manzaranın tadını çıkardıktan sonra dorukları sisle kaplı dağlara doğru aracımızı sürdük. “Nerede bu köy?” derken Doğanbey, vakurluğu ve sessizliğiyle karşımızda belirdi. Ortasından akarsuyun geçtiği bir yamaca kurulmuş olan köy, daha ilk bakışta bize geçmişiyle ilgili ipuçları veriyor. Köyün geneli, ‘kutu gibi’ diye tabir edilen taş evlerden oluşuyor. Zaten köyün asıl ismi olan ‘Domatia/Domatça da Rumca ‘odalar’ demekmiş.

Bu çınar ağacı belki de Efelerin Yunan milislerine karşı mücadelesine tanıklık etmiştir.
Doğanbey'de sonbahar hem güzel hem de sakin

Köy, 19’uncu yüzyılda Padişah II. Abdülhamit’in emriyle Thebai Antik Kenti’nin bulunduğu bölgeye kurulmuş. Padişah, Ege adalarına ticaretin sağlanması için bu köye, Samos, Girit ve Kıbrıs’tan tüccar ve zanaatkar Rum ailelerini yerleştirmiş. Zamanla köy büyüyüp 300 haneli bir yerleşim haline gelmiş. Ancak insanlık tarihini kana bulayan savaş illeti, bu sakin ve güzel köye de ulaşmış. I. Dünya Savaşı sırasında Türk köylerini yakıp yıkan Yunan çeteleri, buraya sığınmış. Türk milis kuvvetleri olan Efeler, burada Yunan çeteleriyle kanlı çatışmalara girmiş. 1922’de Türk ordusu, İzmir’e girince Domatia’da yaşayan Rumlar, köyü terk etmiş. 1924 mübadelesinde Yunan adalarından anavatana getirilen Türk aileler, köye yerleştirilince köyün adı Doğanbey olmuş. Eski yerleşim çok engebeli olduğu için çiftçilikle uğraşan halk, zamanla köyü terk ederek, sahildeki yeni Doğanbey‘e taşınmış.

Biraz da mevsimin etkisiyle biz gezdiğimizde, köyün sokaklarında kimse yoktu. Dar, Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken, köyün ve köydeki yaşayanların öykülerini düşündük. Buradan ayrılan Rum aileleri, mübadeleyle yerleştirilen Türkleri, her ne kadar anavatanda da olsa başkasının evine, köyüne alışmanın zorluklarını ve tabi ki savaşın insanların ruhlarında açtığı derin yaraları… Karşımıza çıkan -yıkık da olsa- her evin fotoğrafını çektik. Taş binaların zamana meydan okuma gücüne hayran kaldık. Tüm evlerin, koruma altında olduğunu, restorasyon çalışmalarının da aslına uygun olmak koşuluyla yapılabildiğini öğrendik. Ancak köyde çok sayıda harabenin olması, ayakta olanların bir kısmının da yıkılmaya yüz tutması bizi hüzünlendirdi. Keşke bu güzel evler, devlet eliyle restore edilip tüm köy, açıkhava müzesine dönüştürülse.

Köyün en tepesindeki evlerin olduğu kısma kadar tırmandık kafamızda bu düşüncelerle. Ancak karşımıza çıkan manzara, doğanın güzelliğini, yaşamın ve umudun biricikliğini yeniden hatırlattı. Aşağıda Doğanbey köyünün mütevazı evleri, karşımızda Büyük Menderes Deltası göz alıcı manzarasıyla duruyordu… Her seyahatte vazgeçilmezimiz olan “Kahve keyfini yapmak için daha güzel bir fırsat olamaz” diye düşünerek ufak bir mola verdik. Hem günlerce süren sağanak yağmurun ardından ılık ve güneşli bir günde yollarda olmanın mutluluğunu yaşadık hem de biraz yorgunluğumuzu attık. Farklı bir yoldan, yine dar, taşlı bir sokaktan geldiğimiz yere doğru ilerledik.

Köyde hiç insana rastlamamıştık. Konuşacak birini bulamamanın üzüntüsüyle aracımıza doğru yürürken, bir evin yarı yıkılmış duvarına yaslanmış oturan yaşlı bir çift gördük. Mehmet ve Emine Bingöl, bu köyde doğup büyümüşler; burada tanışıp evlenmişler. İlk çocukları da dere kenarındaki küçük evde doğmuş. Daha sonra yeni yerleşim yerine taşınsalar da köylerinden kopamamışlar. Biz de bu karşılaşmayı değerlendirdik ve Mehmet amcaya aklımızdaki soruları sorduk. O da bize çok daha fazlasını anlattı. Gelin, köyün hikayesini Mehmet amcadan dinleyelim:

“Ben de eşim de bu köyde büyüdük. Buraya gelince hayatımız film şeridi gibi gözümüzün önünden geçiyor. Buraya 20 sene önce Yunanlılar gelirdi. Otobüslerden inip çay içerlerdi köylülerle. Aynı bizim gibi konuşurlardı. Birlikte çay içip sohbet ederdik. Onlar da buradan 6-7 yaşında gitmişler. Hatırladıkları kadar köyü gezip onlar yaşarken hangi binalar ne olarak kullanılırdı, söylerlerdi. Yaşlı olan bir tanesi evini tarif etti. ‘Önünde büyük bir kaya vardı. Üstüne oturduğumda anam düşeceksin oradan bir kızardı’ diye anlattı. Nereyi tarif ettiğini anlattık. Götürdük. Tabi ev yıkılmış ama önündeki taş duruyor. Oturdu taşa, başladı ağlamaya. Hepimiz ağladık. Her hafta gelirlerdi. Bizim gibi görünür, bizim gibi konuşurlardı. Şimdilerde gelen giden yok. İnsanlar arasında savaş yok, hükümetler yaratıyor kavgaları.

Atalarımız buraya Selanik’ten gelmiş. Herkes Ayvalık’a, İzmir’e gidiyormuş. Bizim dedeler, Atatürk’e telgraf yollamış; “Biz Domatia’da kalmak isteriz. Bu gemici bizi Ayvalık’a götürmek ister” diye. Atatürk de kaptana bir telgraf yollamış, ‘Hemşehrilerimi Domatia’ya bırak” demiş. Buranın değerini sonradan anladık. Bu bölgede hep Selanikliler yaşıyor. Huzursuzluk olmaz. Herkes birbirine güvenir. Ankaralılar, İstanbullular aldı buralardan ev. Yılda 1-2 kez gelirler. 1 hafta-10 gün kalıp giderler. Çiftçilikle, balıkçılıkla geçiniyoruz. Çok zengin değiliz ama hayatımızdan memnunuz.”

Mehmet amcaya ve tatlı eşi Emine teyzeye keyifli muhabbetleri için teşekkür ettik. Bizim de ailelerimizde Yunanistan’dan gelenlerin olduğunu anlattık, biz de onların hikayelerini paylaştık. Samimi bir sohbetin ardından hepimizin birbirine görünmez bağlarla bağlı olduğunu bir kez daha hatırladık. Sonraki durağımıza gitmeye hazırlanırken aşağıdaki dereden geçen koyun sürüsünün çanlarının oluşturduğu tanıdık bir ezgi, bize ‘iyi yolculuklar’ dedi.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

NOEL BABA’YA ADANMIŞ İKİNCİ KİLİSE

Doğanbey köyünü ardımızda bırakıp geldiğimiz yola çıktığımızda çok gitmeden sol tarafta Aziz Nikolas Kilisesi‘nin tabelasını görüyoruz. Karakteristik olarak Doğanbey‘e benzer evlerin olduğu sokaklarda ilerleyip kiliseye ulaşıyoruz. İçindeki ‘Kemiklik’ adı verilen büyükçe bir niş şeklindeki yapının yer aldığı bahçeyi geçince kilisenin önünde buluyoruz kendimizi.

Hıristiyanların yaşadığı liman kentlerinde, bugünlerde tüm dünyanın ‘Noel Baba’ olarak bildiği Aziz Nikolaos/Nikolas’a adanmış birçok dini yapı görmek mümkündür. Çünkü gerçekleştirdiği mucizeler nedeniyle Aziz Nikolas, denizcilerin koruyucu azizidir. Paganizmde Deniz Tanrısı Poseidon’a atfedilen özellikler, 4’üncü yüzyıldan sonra Aziz Nikolas’a verilir. Öyle ki Doğu Akdeniz’de denizciler arasında, “Dümeninizi Aziz Nikolas tutsun!” sözü, dua niteliğindedir.

Aziz Nikolas için 13’üncü yüzyılda inşa edilmiş, 1800’lü yıllarda restorasyondan geçmiş bu yapı, bölgeden Rumların ayrılmasıyla kısa bir süre cami olarak kullanılmış, ancak daha sonra kaderine terk edilmiş. Anadolu’da Aziz Nikolas adına inşa edilmiş ikinci kilise olma özelliğini taşır. İlki, Aziz Nikolas‘ın başpiskoposluk yaptığı Mysa’daki (Demre) kilisedir.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

25-30 sene cami olarak kullanılmasına rağmen Aziz Nikolas Kilisesi‘nde hiçbir şey değiştirilmemiş. Ancak ne yazık ki vandallar, burada da duvarları yazılarla doldurmuş, yapının içinde ateş yakmış ve çöp atmışlar. Ayrıca birileri kilisenin içinde ve bahçesinde ‘Indiana Jones’culuk oynamış. Bir çok yer kazılıp kilisenin zemini tahrip edilmiş. Kilisenin yıkılmak üzere olduğunu gören mahalleli, konuyu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne taşımış. Müdürlük tarafından Eylül ayında yapılan inceleme sonucunda yapının restore edileceği açıklanmış. Aralık’ta gittiğimiz kilisede henüz bir restorasyon çalışmasının olmadığını gördük. Umuyoruz ki bir dahaki gidişimiz, bir kültür sanat etkinliğine katılmak için olur. Bu güzel kilise, tüm ihtişamıyla varlığını sürdürebilir.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Karina’da balık keyfi

Zamanınız varsa günü noktalamak için en uygun yer, Karina Sahili olur. Coğrafyasının güzelliğini seyredebileceğiniz Karina, 1900’lü yıllarda ticaret limanı olarak kullanılıyormuş. Hikayeye göre, dönemin Rum tüccarlarından birinin kızının adı Karina imiş ve bu sahil de onun ismiyle anılmaya başlamış. Rumlar burada yaşarken ürünler, buradan gemilere yüklenir, adalara gönderilirmiş. Şimdilerde gemilerin yerini balıkçı teknelerinin aldığı sahilde yürüyebilir, balık tutabilir ya da sahildeki restoranda deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz.

Nasıl gidilir?

Söke’den Didim-Milas-Bodrum kara yoluna çıkıp ilerlerken birkaç kilometre sonra Priene ile eski Doğanbey’e işaret eden tabelaları göreceksiniz. Bu yoldan devam ettiğinizde önce Güllübahçe’ye, ardından Didim-Priene sapağına ulaşacaksınız. Didim’i takip ettiğinizde, Atburgazı’nı ardından Tuzburgazı-Doğanbey’i gösteren tabelalardan saparak, eski Doğanbey’e geleceksiniz. İçeri girmeden, dümdüz devam ederseniz yol sizi, Yeni Doğanbey‘e götürecek.

NOT: Gezimizin son durağı, “Bilge Bias’ın Evi: Priene” yazımızda.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası