İzmir Arkeoloji Müzesi binası

İzmir Arkeoloji Müzesi’nde neler oluyor?

Sanatla haşır neşir olanlar iyi bilir ki, sanat tarihle iç içedir. Bugünün sanatına bakarken doğru anlamlar çıkarmanız için geçmişi bilmeniz gerekir. Yoksa alacağınız haz da, heybenize koyacağınız edinim de eksik kalır. Plastik sanatlar açısından da müzeler hayati önem taşır. Koridorlarında gezdiğiniz her müze, size farklı hikayeler anlatır. İnsanlığın dününe ışık tutarken, bugünü anlamanıza, gelişmeyi bütün olarak görmenize yardımcı olur. Ancak maalesef toplum olarak müzelere gösterdiğimiz ilgi, Avrupa’nın çok gerisinde. Yüzyıllar öncesine uzanan geleneğin bir yansıması sadece bugün gördüğümüz.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Avrupa ile bizim coğraftamızda süregelen kültürel farklılıklar, müzelerin oluşum aşamasında da etkili olur. Örneğin ‘müze’ deyince ilk akla gelen Louvre’da, ilk kez 1793 yılında Fransa kraliyet ailesinin el konulan mal varlığı ve Napoleon’un fethettiği Avrupa ülkelerinden savaş ganimeti olarak getirdiği eserler, halka açık olarak sergilenmeye başlanır. British Museum, Sir Hans Sloane’nin koleksiyonu ile oluşur. Liverpool Müzesi’ne, 18’inci yüzyılda koleksiyoncu Joseph Mayer tarafından 14 bin parça eser bağışlanır.

Louvre Müzesi, Fransa
British Museum, İngiltere

Avrupa’da koleksiyoncuların kültüre sağladıkları katkı, 19’uncu yüzyıla kadar sürer. Ulusal müzeler, zengin sınıfın koleksiyonlarıyla zenginleşirken, birçok özel müze de varlık gösterebilir. Öte yandan dünyanın en iyi müzeleri arasında sayılan Prado Müzesi’nde ünlü İspanyol ressamların eserlerinin yanı sıra çoğunlukla en az iki geçici sergi bulunur. Amsterdam’daki Van Gogh’un resimlerinin ve çizimlerinin derlendiği Van Gogh Museum’da sanatçıyla ilişkili geçici sergilere de yer verilir. Fransa’daki Paris Modern Sanat Müzesi’nde yılın hemen her döneminde çeşitli sergiler de görülebilir. İngiltere’deki Ulusal Galeri ziyaretçilerine, zengin koleksiyonun yanında, kökeni 2. Dünya Savaşı’na dayanan konser ziyafeti de sunar. Geçen sene bir Avrupa kentine seyahat ettiğinizde ünlü bir müzeyi gezdiniz diyelim. Seneye gittiğinizde aynı müzede yeni şeyler görme ihtimaliniz çok yüksektir. İşte bu devinim, Avrupa müzelerinin sırrı.

Van Gogh Müzesi, Hollanda
Ulusal Galeri, İngiltere

Hem güçlü koleksiyonerlerin azlığı hem mekandaki durağanlık hem de mimari açıdan ilgi çekici olmayan binaları, müzeleri çoğunlukla ‘ölü’ mekanlar olarak gösterir. Yine de son yıllarda İstanbul’da ve İzmir’de birkaç özel müzenin bu yargıyı kırmaya başladığını söylebiliriz. Gelelim İzmir Arkeoloji Müzesi‘ne…

Yıllardır aynı eserlerin sergilendiği müzede, bu yıl yeni bir uygulama başlatıldı. Müze Müdürü Hünkar Keser’in önerisiyle, depoda duran ve daha önce hiç sergilenmeyen bazı paha biçilemez eserler, İzmirlilerin ziyaretine açılmaya başlandı. ‘Görmediklerinizi Göreceksiniz’ adlı aylık sergiler, envanterdeki eserlerin yalnızca yüzde 5’inin sergilenebildiği İzmir Arkeoloji Müzesi için heyecan verici bir adım.

Proje geçen ay, M.Ö. 9-6’ncı yüzyılda hüküm sürmüş Urartu Krallığı’nda bir prensese ait olduğu düşünülen bronz bir kemer ile başladı. Bu ay ise M.Ö. 5-6’ncı yüzyıllara ait parfüm şişeleri (Lekythoslar) sergileniyor. İlk kez ziyaretçinin karşısına çıkarılan bu parfüm şişeleri, ender rastlanan ‘kırmızı figür’ tekniğiyle resmedilmiş. 2 bin 600 yıl önce Atina’daki Çömlekçiler Çarşısı’nda işlenen bu kaplar, gemiyle Ege’ye gelmiş. Üzerinde Atinalı kadın, kuğu, geyik ve Tanrıça Aphrodite’in yer aldığı Lekythoslardaki değerli esansları, Menemen’deki Neonteikhos Antik Kenti ve Seferihisar’daki Teos Antik Kenti’nde yaşamış soylu kadınlar parfüm niyetine sürmüşler. Belki de sahibinin vefatıyla bu parfüm şişeleri, içindeki kokularla birlikte mezarına bırakılmış. Ya da sahibi, değer verdiği birinin mezarına hediye olarak sunmuş.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Parfüm şişelerini incelerken, antik dünyanın defin ritüellerinin bugüne ne çok ipucu bıraktığını düşünüyoruz. Nekropol (mezarlık) alanlarında bulunan eşyalar, bize mezar sahiplerinin o çağlarda nasıl yaşadıklarını, neye inandıklarını, hangi toplumsal sınıfa mensup olduklarını anlatır. Geçmişin kültürüyle ilgili izlere, uzun uğraşlar sonunda ulaşır arkeologlar. İşte İzmir Arkeoloji Müzesi‘nde sergilenen parfüm şişeleri de, o ince çalışmanın eseri olarak 2015 ve 2018 yılında gün ışığına çıkarılmış. Bizim gibi tarih meraklılarına da karşısına geçip hikayelerini düşünmek kalıyor.

Kırmızı figürlü parfüm şişeleri sergileniyor
Kırmızı figürlü parfüm şişeleri sergileniyor

İzmir Arkeoloji Müzesi‘nde bundan sonra tematik sergilerin yer alacağını da müjdeleyelim. Bu seneki sergi dizisinin kapsamı da genişletilecek önümüzdeki senelerde. 2022 sergilerinin çalışmaları, Nisan ayında başlayacak. Belli temalar belirlenip bu doğrultuda depodaki eserler arasından seçim yapılacak. Seçilen eserler, restorasyon ve konservasyon işlemlerinden geçirilip sergilenmeye hazır hali getirilecek. Eserlerin nasıl teşhir edileceği belirlenecek. Ona göre vitrin hazırlıkları yapılacak. Böylece hep merak ettiğimiz depodaki eserlerin bir kısmı görmüş olacağız. Anlaşılan ‘Görmediklerinizi Göreceksiniz’ sergileri, İzmir’e yeni bir soluk getirecek. Hatta duyumlarımıza göre müzenin tüm teşhir düzeni de baştan sona değiştirilecek. Bu kısa zamanda yapılabilecek bir çalışma değil. Ancak böyle bir fikrin olması bile heyecan verici.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Mart ayında Hitit kenti Arinna’dan Güneş Tanrıçası’nın heykelciği sergiye çıkacak. Doğduğu topraklardan çok uzakta olan heykelcik, kötülükleri uzaklaştırdığına inanılan koruyucu bir takı, yani muska. Bir benzeri New York Metropolitan Müzesi’nde olan eseri, görmek isterseniz önümüzdeki ay mutlaka uğrayın. Nisan ayında Arkaik dönemden kalma törensel kaplar sergilenecek. Müzenin Mayıs ayında ziyaretçileriyle buluşturacağı eser, Orta Kalkolitik döneme ait Kilia Tipi İdol-Stargazer (Tepegöz-gökyüzü gözlemcisi) olacak. Projenin Haziran ayı konuğu, Helenistik döneme ait Artemis’in Tapınak Modeli. Temmuz ayında yine aynı dönemden bronz strigilis (temizlenme kaşığı) görülebilecek. Helenistik dönemden kalma ruha eşlik eden figürinler Ağustos, Arkaik döneme tarihlenen Mısır kökenli figürinler Eylül, aynı dönemden Akhelous tasvirli yağ kabı Ekim, Klasik dönemden Kadın Protomu mezar hediyesi Kasım, Tunç Çağı’ndan çivi yazılı tablet ise Aralık ayında sergilenecek. Belli ki yıl sonuna kadar her ay bir kere İzmir Arkeoloji Müzesi‘ni ziyaret edeceğiz.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

HEYKELLER KONUŞUYOR

Sergi için müzeye kadar gelmişken hali hazırda sergilenen eserlere de bir göz atalım. Bunların hepsinin bambaşka hikayesi var elbette. Ancak biz, sizin için teşhirdeki heykellerden bazılarını seçtik. Yüzyıllara meydan okumuş bu kültürel miraslara kulak verelim; acaba bize neler anlatacaklar?

İmparatorluk Rahibi

Selçuk (Efes) – M.S. 2’nci yüzyıl

M.S. 1-2’nci yüzyılda Efes, yaklaşık 250 bin kişilik nüfusuyla ‘Roma imparatorluğunun ikinci başkenti’ ve ‘Asya eyaletinin başkenti’ ünvanlarına sahiptir. Dönemin Roma İmparatoru Trajan ve sonrasında Hadrian, birçok kez Efes’i ziyaret eder. Zenginliği ve ihtişamının zirvesinde olan şehirde, tapınaklardan birinde rahip olmak da önemli bir statü göstergesidir. Heykelin yapımında kullanılan mermerin kalitesi, ayrıntılı kumaş kıvrımları, başlık ve sandaletlerdeki detaylarla parmağındaki yüzüğünden, heykeli yapılan kişinin önemi anlaşılır. Tasvir edilen kişinin o dönemde imparator adına yapılmış bir tapınağın başrahibi olabileceği düşünülür.

Androklos görünümünde Antinous

Selçuk (Efes) -M.S. 138-161 yılları

Androklos, Efes’in kurucusu olarak bilinir. Peki, onun görünümünde tasvir edilmiş Antinous kimdir? Roma’nın en güçlü imparatorlarından Hadrian, çıktığı bir seyahatte Antinous’la tanışır ve aşık olur. Genç delikanlı, Hadrian’a eşlik eder. 19 yaşında Nil Nehri’nde boğularak ölen Antinous’un ardından Hadrian günlerce yas tutar. Sonra da Antinous’u tanrı ilan edip heykellerini diktirir. Anısına festivaller de düzenlenir. Hadrian, onun adına 28 tapınak inşa ettirir. Öyle ki Antinous dini, yeni yeni kök salan Hıristiyanlığı tehdit eder hale gelir.

Koşan Atlet

Aliağa (Kyme)- M.Ö. 50-30

Müze koleksiyonunun en nadide parçalarından biri bu bronz (tunç) heykeldir. Çünkü bu maden, eritilip yeniden kullanılabildiği için günümüze çok az bronz heykel gelebilmiştir. Antik dönemde Yunanistan ve Ege’de sadece erkeklerin katıldığı olimpiyat oyunlarında, insan vücudunun mükemmelliğini sergilemek için atletler, çıplak olarak yarışırlardı. Birinci olan sporculara, zeytin dalından yapılmış bir taç takılırdı. Ayrıca zaferlerini ölümsüzleştirmek için heykelleri yapılırdı. Burada da olimpiyatta birinci olmuş bir atleti, başında zeytin dalından tacıyla görürüz.

Demeter

Bodrum (Halikarnassos) – M.Ö. 4’üncü yüzyıl

İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Tanrıça Demeter’in heykeli de, bronz olması nedeniyle önemli bir parçadır. Bodrum açıklarında denizden çıkarılmış heykelde, Yunan mitolojisinde tarımın, bereketin, anne sevgisinin tanrıçası olarak kabul edilen Demeter, başında örtüsü ve yüzündeki şefkatli ifadeyle tasvir edilir. İnsanlara toprağı ekip biçmeyi öğrettiğine inanılan tanrıça, genelde sağ elinde buğday başağı, sol elinde de yanan bir meşaleyle betimlenir. Ayrıca Homeros’un destanlarında, ‘güzel saçlı kraliçe’ ya da ‘güzel örgülü Demeter’ diye bahsedilir.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Klaros’un gölgesinde

Lebedos ve Kolophon, Menderes’teki iki antik kent. Bugün ne Lebedos’la ilgilenilmiş ne de Kolophon’la. Her ikisi de birer tabelayla toprağın altında. Peki, Kolophon’a bağlı olan Apollon Klaros Bilicilik Merkezi’ni özel kılan şey nedir?

Yaylalara, ormanlara, kıyı kasabalarına, göl kenarlarına, kısacası doğanın kendini cömertçe gösterdiği yerlere ulaşmayı seviyoruz ama en çok hangisi derseniz, tarihi mekanlar deriz. Geçmişte yaşamış insanların izleri arasında nefes almak, ruhani gücüne inanılan tapınaklarında dolaşmak, kutsal olduğu düşünülen topraklarında gezmek ve her adımda yeni bir şeyler öğrenmek çok güzel. Başlarına gelen olaylar, yıkılan şehirler, yeniden yapılanlar, hatalar ve doğrularla yüzleşmek doyurucu oluyor. Antik kentleri gezerken ruhumuzun gıdasını aldığını ve yeni bir yer daha keşfetmek için hazır olduğumuzu hissediyoruz. Bu gezimizde de gün ışığına çıkmak isteyen iki İyon kentinin, Kolophon ve Lebedos’la, liman yerleşimi Notion’un göz ardı edilmişliğine tanık olacağız. Ve tüm bu kentlerin ortasındaki kehanet merkezi olan Klaros (Claros) Apollon Tapınağı’nı ziyaret edeceğiz.

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

Geçtiğimiz hafta biraz İyon kenti gezelim istedik. Hedef olarak iki tanesini belirledik ve bulunduğu bölgeyi gezmeyi de ihmal etmedik. İlk çağda, Anadolu’nun batı kıyılarına Yunanistan bölgesinden gelen Aiol ve Dorlar gibi yerleşen İyonlar, yaşadıkları bölgeye adlarını vermişler. İyonya, batıda Ege Denizi, doğuda Lidya ve güneyde Karya ile Dor şehir devletleriyle çevrelenmiş 12 kentten oluşuyor. Bizim ilk durağımız İzmir’in Menderes ilçesindeki Lebedos Antik Kenti oldu. Seferihisar yolundan Kuşadası’na doğru giderken Ürkmez’de İyon şehri Lebedos’un tabelasını görünce sahile doğru döndük. Biraz ileride karşımıza antik kent yerine; evlerin arasında kalmış, üzeri mandalina ağaçları ve otlarla kaplanmış, çevresi tel örgüyle kısmen çevrilebilmiş, önüne antik kenti anlatan bir tabelanın konduğu yaklaşık 2 dönümlük bir bahçe çıktı. Bahçenin hemen bitişiğindeki yazlıkların sahipleri antik kent manzarasıyla başbaşalar. Aklımıza ilk gelenler, “Bu evler buraya nasıl yapıldı? Buna kim izin verdi? Bu evlerin temeli atılırken çıkan tarihi eserlere ne oldu? Menderes ya da Büyükşehir Belediyesi burası için bir şey düşünmedi mi?” oldu. (Gerçi bu ve benzer soruları, Klaros hariç yol boyunca her gittiğimiz yer için sorduk.)

Bugün Kısık adı ile bilinen yarımada üzerindeki Lebedos, M.Ö. 7’nci yüzyılda kurulmuş. Efes’ten zorla getirilen kişilerin yerleştirildiği Lebedos, diğer İyonya kentleri kadar etkin bir kent olamamış, sanatçı ve bilim insanı yetiştirememiş. Bugün Ürkmez’de bir sanatçı ya da bilim insanı yetişti mi açıkçası onu da bilmiyoruz… Birçok İyonya kentine kıyasla adı çok daha az bilinen Lebedos’tan bugüne Helenistik duvarların, Gymnasium’un, tapınak terasının ve bazı konutların kalıntılarının kaldığı söyleniyor ama biz bunları göremedik.

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

Dikenli telle çevrilmiş bahçeden bakıp Kolophon Antik Kenti’ne doğru gittik. Orada da durum çok farklı değildi. Kolophon, Değirmendere ve Çamönü köyleri arasında yer alıyor. Değirmendere tatlı bir yer ama antik kent burada da kimsenin umurunda değil anlaşılan. Yön tabelası yok, antik kenti anlatan tabela parçalanmış. Arabanızla gidecekseniz buraya, aracı aşağıda bırakıp tepeye doğru yürümek zorundasınız. Görebileceğiniz çok fazla bir şey yok ama yine de orada olmak güzeldi. Neden burada kazı ve düzenleme çalışmaları yapılmıyordu?

Antik Smyrna (Modern İzmir) kentini güneye Notion ve Ephesos’a bağlayan en kısa güzergâh Kolophon üzerinden geçiyor. Kolophon verimli ovaya egemen, su kaynakları açısından zengin. Kuzeyde Değirmendere Çayı, güneyde Çamönü Çayı ile sınırlandırılmış. Antik kentin ortasından ise Kabaklı Dere Çayı ve Kuru Çay akıyor. Bu kadar su olunca modern dönem insanları bir baraj yapmakta sakınca görmeyip 2 km kuzeyde Tahtalı Barajı’nı kurmuşlar. Barajın yanında yükselen Bakla Tepe’de Kalkolitik ve Tunç Çağ’a ait kalıntılar var. 1922 yılındaki kazılar sırasında açığa çıkarılan mezar buluntuları, şehrin Geç Tunç Çağı’nda (yaklaşık M.Ö. 1500-1150) yaşam alanı olarak kullanıldığını gösteriyor. Bahsi geçen kazılarda Geometrik Çağ’a ait tümülüs mezarları, 2000 yılında yapılan İzmir Müzesi’nin kazısında da geometrik seramik ortaya çıkmış. İyonyalılar bu bölgeye geldiklerinde (muhtemelen M.Ö. 9. veya 8. yy’da) kurdukları kente Kolophon adını vermişler.

Turumuzdaki ikinci İyon kentinin merkezinden ayrılmadan önce çevrede biraz dolaştık. Kentin M.Ö. 7. yy’da, Ephesos ve Smyrna kentleri gibi Lydia krallarının hâkimiyetine girdiği biliniyor. M.Ö. 546 yılından sonra diğer Batı Anadolu kentlerinde olduğu gibi Persler Kolophon’u da zapt etmişler. Bu kent için olumsuz bir durum yaratmamış. Tam aksine yeni zengin bir ticaret döneminin başlangıcı olmuş. O kadar büyük gelişme göstermişler ki Kolophon sikke bastırmaya başlamış.

Kolophon’un limanı olan Notion…

Kolophon ticari servetini Notion sayesinde elde etmiş.

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

Sikkelerin verdiği bilgilere göre Kolophon M.Ö. 4. yy.’da büyük ve görkemli bir kent. Kentin savunma sistemini oluşturan surlar, M.Ö. 4. yy’a tarihlendirilmekte ve doğal kaya oluşumlarından da faydalanarak kenti çevreleyen tepeler üzerinde aralıklarla takip edilebiliyor. Kentin güneybatısında yer alan ve Akropolis Tepesi olarak adlandırılan alan, kentin mimari yapılaşma açısından en zengini. Tepenin kuzeydoğusunda yer alan teras şeklinde bir düzlük üzerinde, iki galeri ile kentin agorası var. Yine aynı tepe üzerinde taşlarla döşenmiş yolların kenarında çok sayıda konut alanı bulunuyor.

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

At yetiştirme çiftlikleri ile meşhur olan Kolophon, hala çeşitli sanayilerde kullanılan “kolophonium” reçinesi ihracatı ile ünlü olmakla birlikte, ünlü felsefeci Ksenophanes, şair Mimnermos ve ressam Apelles gibi önemli kişileri de yetiştirmiş. Ozan Mimnermos’un bir şiirinde kentten “Asya’nın büyüleyici kıyısı” üzerinde bulunan “sevimli Kolophon” olarak bahseder. Mimnermos aynı zamanda kentin Neleus’un öncülüğündeki Pyloslu göçmenler tarafından kurulduğunu belirtiyor. Kolophonlular, topraklarının verimliliği ve denizcilikteki ustalıkları nedeniyle çok varlıklıydılar. Kentlilerin zenginliği, rahat yaşam biçimini aşırı lükse dönüştürmüş. Zaman zaman lüks giysili ve misk kokusu sürünmüş olan binden fazla erkek agorada gezinirmiş. Antik yazarların düşüncesine göre lüks yaşam, Kolophon’un gücünü yitirmesine neden olmuş. Buna karşın, Kolophonlular, eskiden M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda savaşçı olarak ve özellikle binici olarak ünlüymüş.

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

Kent, 6. yüzyılın ikinci yarısında Pers yönetimi altına girdiği zaman önemini kaybetmiş. Onun yerine Notion’daki kıyı yerleşmesi, yani “güneydeki kent” gelişmeye başlamış. Biz de Kolophon’da göremediğimiz antik kenti hayal ettikten sonra önce kentin kehanet merkezi Klaros’a, oradan da Notion’a geçtik.

Apollon Klaros Bilicilik Merkezi, 12 İyon kentinden biri olan Kolophon’a ait bir kehanet merkeziydi. Geçmişte insanlar buraya hayatlarının akışını öğrenmeye geliyor, dilekler diliyorlarmış. ‘Sudan haber aldıklarını söyleyen kahinler, burasını su kenarı olduğu için seçmişler’ diyor kitaplar ama ben akıllı adamlarmış, susuz yaşanmaz diyorum… Zaten bir dolu da adak geliyor. Onların yıkanması falan… Neyse… Klaros, mandalina ağaçlarının arasında kısmen de olsa ayakta kalmış yerlerden biri. Bu yüzden mi bilmiyorum diğer 3 yerleşim alanına göre çok daha iyi korunmuş ve yatırım yapılmış. Mesela onlarca antik kent gezdim ama tuvaletleri bu kadar güzel olanını görmedim. Keşke hepsi böyle olsa. Yine de bölge istediği rağbeti görmemiş. Oysa orayı tanıtmak için yapılacak o kadar çok şey var ki…

Kazı başkanı kim bilmiyorum ama tripotla içeride çekim yapılmasını izin vermiyormuş. Bu da bir başka dikkatimizi çeken şeydi. Karara bir anlam veremedim… Tripot kullanılmadığı için aslında alana daha çok zarar verildiğine kendimiz şahit olduk. Ayrıca antik kentlerle ilgili bu iki yüzlü tavrı anlamakta zorlanıyorum. Notion’a gittiğimizde tarihi çömlek parçalarının yerden adeta fışkırdığını gördük. Orada ne bir güvenlik var, ne bir koruma duvarı ne de başka bir şey… Notion, Ahmetbeyli’de denizi ve arkasındaki ovayı tepeden gören harika bir yer. 12 İyon kenti diye bir destinasyon yapılamaz mı mesela? Bu yapılar biraz daha ortaya çıkarılamaz mı?

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

Notion ve Kolophon arasına kurulan Klaros, İzmir merkeze 50 km uzaklıkta. Giriş ücretsiz. Otoparkın yanında mulaj heykel sergisi var. Mulaj, kazı alanında bulunan heykel veya yapı elemanlarının kalıbı alınarak yapılan birebir taklitlerine deniyor. Heykel parkında ayrıca Klaros Apollon Tapınağı’nın maketi de bulunuyor. Güzel düzenlenmiş..

Apollon Tapınağı’nın sellasında (kült heykelinin bulunduğu oda) büyük boyutlu Apollon heykeliyle birlikte Artemis ve Leto heykellerinin de ele geçirilmesi, burada Apollon’un yanı sıra kız kardeşi Artemis ve anneleri Leto için de bir kültün varlığına işaret ediyor. Aşağıya doğru indiğinizde Apollon Tapınağı’nda bir sunak görüyorsunuz. Tapınak ile sunak arasında kuzey-güney yönünde yerleştirilmiş 4 sıra halinde 100 adet hayvan bağlama bloğu bulunuyor. Üzerlerinde birer demir halkanın yer aldığı dikdörtgen formlu taş bloklar şimdiye dek bulunmuş olan tek örnek ve kurban törenleri için yapılan düzenlemelerle ilgili bilgi vermesi açısından büyük önem taşıyor. İnsanlar nesiller boyu dilekleri olsun diye adaklar adamış ve kurban kanı akıtmışlar. Sanırım burada biraz fazlaca… Gezerken ben de dilek diledik ama kurban vermek aklımızdan hiç geçmedi.

MANTO’NUN GÖZYAŞLARI

M.Ö. 13’üncü yüzyılda inşa edilen merkezin tarihi M.S. 4’üncü yüzyılda Hıristiyanlığın yaygınlaşmasına kadar uzanır. M.Ö. 13’ün yüzyılın sonlarında Thebai’den göçe zorlanarak buraya gelen Manto, bilicilik merkezini, Klaros’a kurmuş. Bugün bile içi suyla dolu olan ve kahinlerin su içerek kehanette bulunduğu tapınağın alt katındaki kuyunun yurdundan göç etmeye zorlanan Manto’nun gözyaşları olduğuna inanılırmış. Klaros’un tanınırlığı Manto’nun oğlu Mopsos’un merkezde kahin olmasıyla artmış.

Söylentiye göre, Troya Savaşı’ndan sonra ünlü kahin Akhalı Kalkhas, Mopsos’la yarışmak için Klaros Bilicik Merkezi’ne gelir. Bu kıyasıya yarışmayı kaybeden Kalkhas kahrından ölür. İlk bilicisi kadın olan Klaros’ta sonraki dönemlerde biliciler hep erkekler arasından seçilir. Kehanet merkezi, önce sadece Kolophon’un delegelerine hizmet verirken Büyük İskender’in kişisel başvurusunun ardından vatandaşları da kabul etmeye başlar. Öyküye göre Büyük İskender, Smyrna’yı aldıktan sonra Pagos Tepesi’nde (Kadifekale) uykuya dalar. Rüyasında Nemesis ilaheleri Büyük İskender’e uyuduğu yerde bir kent kurmasını söyler. Rüyasının yorumu için Klaros Kehanet Merkezi’ne başvuran Büyük İskender tanrıdan “Kutsal Meles çayının dışındaki Pagos’ta oturacak olan halk, üç hatta dört kat daha mutlu olacak” yanıtını alır ve Pagos’ta Yeni Smyrna’yı kurar. Bu olaydan sonra oldukça ünlenen Klaros, Yunan olmayan halkları da kabul eden bir kehanet merkezi haline gelir.

Tarihin tozlu sayfalarına bakınca bir çok hikayeyle karşılaşırız. Özellikle konu spiritüalizm ve bahsettiğimiz Klaros ise hikaye dinlemek kaçınılmaz olur. Biz hikaye dinlemeyi de anlatmayı da sevdiğimiz için tarihin asıl bu tarafı oldukça çekici geliyor. “Tapınakta kehanetler nasıl gerçekleştiriliyordu?” sorusu da başlı başına mistik bir törene götürüyor bizi:

Klaros Apollon Tapınağı’nda kehanetler, dolunay zamanı ay yükseldiğinde meşale ışığında ortaya çıkarmış. Ergenliğe henüz adım atmış 7 genç kız ve 7 erkeğin ellerinde defne yapraklarını sallayarak sunağın ve tapınağın önüne gelerek burada ilahiler okurmuş. Tapınağın önündeki Hekatomb adı verilen sunak alanında hayvan kurban edilirmiş. Hekatombaia Bayramları’nda ise bu alanda aynı anda 100 boğa kesilirmiş. Zaten Türkiye’nin ilk arkeoparkı olan Klaros Kutsal Alanı’nda bulunmuş olan hekatomb da, bu hayvan ritüelinin ilk arkeolojik kanıtıymış.

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

Halkın içeri girmesi yasak olduğu için dışarıdan gelen ilahiler eşliğinde Klaros’un kahini tapınağın altındaki kuyudan su içerek tanrı Apollon’a ulaşırmış. Kahinin cümlelerini, tapınak katibi dörtlükler halinde yazıya geçirerek dışarıda geleceğiyle ilgili soru soran kişiye ulaştırırmış. Bazen bu kehanetler bilmece gibi olur, sahibi çözmekte zorlanırmış. Bazen de soran kişiye rüyasında görünürmüş. Tıpkı Yeni Smyrna’yı kurmak isteyen Büyük İskender’e olduğu gibi…

Klaros'ta çıkarılan Homeros heykelinin mulajı

KLAROSLU HOMEROS

İlyada ve Odysseia destanlarının derleyicisi olduğu kabul edilen, Antik Çağ’da yaşamış İyonyalı ünlü ozan Homeros’un Smyrna (İzmir) bölgesinde yaşadığı varsayılır. Klaros kazıları sırasında Homeros heykeline bulunmasının ardından da Homeros’un Klaroslu olduğu kabul edilir. Bugün Klaros Kutsal Alanı’nda otoparkın yanındaki sergi alanında bu heykelin mulajı ve bilgilendirme levhaları bulunuyor.

Notion: Yeni Kolophon

Kolophon’da Persler hüküm sürerken, Notion da bir süre için Atina tarafından yönetilmiş. Ünlü tarihçi Thukydides Notion’un Kolophonlulara ait olduğunu yazmış. Notion, yöre halkı tarafından “Kale” olarak adlandırılıyor. Büyük İskender Anadolu’yu Pers egemenliğinden kurtardığı zaman iki kent bağımsızlıklarını yeniden kazanmış. Buna rağmen Büyük İskender’in valisi Lysimachos, Kolophonluları yeni kurulmuş bir kent olan Efes’te yaşamaya zorlamış, bunun üzerine de o zaman bazı Kolophonlular Notion’a taşınmışlar. Böylece Kolophon çok zayıf bir duruma düşmüş. Kolophon, Lysimachos’un ölümünden sonra 281 yılında yeniden inşa edilmiş ve Seleukoslar ile Attalosların yönetimi altında varlığını sürdürmüş. Bu dönem sırasında Kolophon, “Arkaik Kolophon” yani “Eski Kolophon” olarak biliniyordu. Bu ününü de yitirdikten sonra Kolophon, yaklaşık 15 km. uzaklıkta, güneydeki Notion’a çekildi.

Notion bundan sonra “Yeni Kolophon” ya da “Kıyıdaki Kolophon” olarak bilinmeye başladı. Her iki yerleşmenin gelişmesi, yeni Efes kenti tarafından büyük ölçüde engelleniyordu. Bu arada, 7. ve 6. yüzyıllarda parlak bir geçmişi olduğu bilinen Kolophon, önemini yalnızca Klaros’taki ünlü tapınak ile sürdürüyordu. Roma döneminde kent bağımsızdı ve asıl merkezi Notion’un akropolü içinde bulunuyordu. Ahmetbeyli Plajı’yla iç içe olan ve ilk kazıların 1921’de yapıldığı Notion’un batı ve kuzeyindeki iki kapı hâlâ ayakta. Helenistik Dönem’de yapılmış sur duvarları da çok iyi durumda. Kentin doğu ucunda ise tiyatro, agora ve bouleuterion (meclis binası) bulunuyor.

NE YENİR?

Pandemi yasakları gündemde olduğu için biz genelde yiyecek ve içeceklerimizi evde hazırlayıp çıkmayı tercih ediyoruz. Son durağımız olan Notion’a giderken yol üzerinde denize nazır bir köşe bulduk. Evde hazırladığımız sandviçleri yedik. Ancak oradaki araçta tavuklu pilav satılıyordu ve biz gittiğimizde 3-4 çift oradan yiyordu. Bu güzel manzarada yemeğin ardından bir yolculuk klasiğimiz olan kahvemizi de içtik tabiki.

NASIL GİDİLİR?

Bugün ne yazık ki Lebedos, Kolophon ve Notion’da tatmin edici düzeyde arkeolojik kazı yapılmadığından bunların arasında en görülmeye değer olan Klaros Kutsal Alanı’na nasıl gideceğinizi anlatmak yerinde olacaktır. Menderes ilçesine bağlı Ahmetbeyli Mahallesi’nde bulunan bilicilik merkezine ulaşmak için İzmir yönünden gelirseniz Menderes ilçe merkezine ulaşıp Gümüldür yolu üzerinden Ahmetbeyli’ye ulaşabilir. İzmir ile Klaros Kutsal Alanı arasındaki mesafe 55 kilometredir.

Aydın tarafından gelecekseniz Selçuk ilçe merkezine girip buradan Selçuk-Seferihisar yolu üzerinden Ahmetbeyli’ye ulaşabilirsiniz. Bu taraftan gelecek olanları yol üzerinde, İyon kentlerinin en güçlüsü olan Efes Antik Kenti de bekliyor olacak.

#claros #klaros #ahmetbeyli #apollon tapınağı #izmirde gezilecek yerler #izmire yakın gidilmesi gereken yerler

Bilge Bias’ın evi: Priene

Büyük Menderes’in asırlardır hayat verdiği topraklardaki onlarca Anadolu uygarlığından biri de antik dünyanın Yedi Bilgesi’nden biri olan Bias’ın yurdu Priene’dir. Yeşil yolu ve ilginç tarihiyle bizi yoldan çıkaran bu İyon kentini birlikte gezelim.

Yolculukların en keyifli anları, yoldan çıktığımız anlar olmuştur. Rotada olmayan, ‘Hadi şuraya da bir bakalım’ dediğimiz her yerden gülen yüzlerle ayrılırız. Bizim gibi tarih ve kültür meraklıları için yolda en cezbedici unsur kahverengi yol tabelaları olmuştur. Geçen haftaki eski Doğanbey gezimizden dönerken de aynı bölgedeki Priene‘nin tabelası ve antik kente giden ağaçlı yol aklımızı çeldi.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Eski bir su kemerinin önündeki geçerek ulaştığımız kentte bizi basamaklar karşıladı. Yüzlerce yıl önce Prienelilerin tırmandığı basamakları çıkarken epey yorulduk. Ancak bu zarif kent, yorgunluğumuzu unutturacak güzellikler sundu. 12 İyon kentinden biri olan Priene‘nin kuruluşu M.Ö. 8’inci yüzyıla dayanıyor. Ancak bir süre sonra şehir terk edilmiş. İkinci kuruluşu ise Atina’nın yardımıyla M.Ö. 4’üncü yüzyılda olmuş. Kentin ismi, antik Anadolu dillerinden olan Luvice’de ‘Hisar Yurdu’ demek. Dik bir yamaca kurulmuş olan şehirde çok miktarda merdiven kullanılmış. Ayrıca bir liman kenti olması oldukça ilginç. Çünkü bugün deniz, 15 kilometre uzakta.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Priene, Izgara Planı’na göre inşa edilmiş.

Priene Antik Kenti sırasıyla Lidyalılar, Persler, Büyük İskender, Bergama Krallığı, Romalılar ve Doğu Romalıların (Bizans) hakimiyetine girmiş. Tarihinin hiçbir döneminde önemli bir siyasal rol üstlenmemiş olan Priene, Bizans döneminde Efes’e bağlı bir piskoposluk merkezi olmuş. Kent, M.S. 13’üncü yüzyılda ise sıtma ve deprem nedeniyle tamamen terk edilir. 1800’lü yıllarda Alman bir ekibin yaptığı kazılarla ortaya çıkarılan kente ait bir çok önemli eser, Berlin Müzesi ve Britanya Müzesi’nde sergileniyor. Ancak kalanlar bile şehrin ne kadar önemli olduğunu anlamaya yetiyor. Priene, Hippodamus (Izgara) Planı ile kurulan en eski kentlerden biridir. Kent, iyi korunmuş yapıları ve sokaklarıyla İlkçağ’daki görünümünü halen koruyor.

6 bin 500 kişilik tiyatro, oturma sıraları ve sahne arkasıyla bugüne kadar ulaşmış.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Sahne arkası da çok iyi korunmuş durumda

Ören yerine girip merdivenleri çıktığımızda bizi sağ tarafta antik tiyatro karşılıyor. Bugün bile soyunma odalarına açılan sütunlu bölümün ayakta olduğu tiyatro, M.Ö. 4’üncü yüzyılda, yani şehir ikinci kez kurulduğunda inşa edilmiş. Sonradan yapılan eklentilere rağmen yarım ay şekliyle Helenistik karakterini korumuş olan yapının 6 bin 500 kişilik oturma alanı yamaca yaslanmış. Tiyatronun soylular için ayrılmış mermer koltukları bugün hala yerlerindeler. Zamanında bu koltuklara oturan kralları, kraliçeleri, prens ya da prensesleri, seyrettikleri oyunları düşünmeden edemedik. Ya da arkalarında oturan halkın, onlar için ne düşündüklerini…

Tiyatronun arkasında piskoposluk kili

Tiyatronun hemen arkasında, Yukarı Gymnasium, Bouleuterion (Meclis Binası) ve Başpikopos Kilisesi yan yana yer alıyor. Meclis binası bu yapıların en eskisi. Çünkü kentin ilk kurulduğu zamandan kalma. 640 kişilik oturma yerine sahip yapı, ahşap bir çatıyla kapatılıyormuş. Başpiskopos Kilisesi’nden sağa, yukarı doğru çıktığımızda, bizi zamana ve depremlere direnen beş sütunuyla Athena Polias Tapınağı karşılıyor. Kentin en yüksek noktasında kayalık bir teras üzerine inşa edilmiş tapınak,  Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası Athena’ya adanmıştır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Tapınağı, dünyaca ünlü Halikarnas Mozelesi‘nin mimarı Pytheos yapmış. Eşsiz manzarasıyla nefes kesen Athena Kutsal Alanı, Prienelilerin barış ve huzur isteklerini gerçekleştirmek için kurban kestiği ve Tanrıça Athena’yı kızdırmamak için dua ettikleri yerdi. Athena Tapınağı’nın depremlere, savaşlara rağmen ayakta kalan sütunlarının önünde oturup yüzlerce yıl önce burada edilmiş duaları, göğe yükselmiş niyetleri dinledik.

Athena Tapınağı'nın ayakta kalan sütunları, tapınağın o günkü haşmetinin nişanesi
Athena Tapınağı
Athena Kutsal Alanı
Tapınağın girişi

Bugün çoğu yıkılmış olsa devasa genişlikteki sütunlarından ne kadar büyük bir yapı olduğu anlaşılıyor. Hatta bir rivayete göre, M.Ö. 334 yılında şehre gelen Büyük İskender, tapınak inşaatının bitirilemediğini görmüş ve maddi yardımda bulunmuş. Priene halkı da minnettarlığını göstermek için, bugüne sadece zemin kalıntıları ulaşabilen Büyük İskender’in Evi’ni yaptırmış.

Athena Tapınağı'nda soluklanan iki gezgin

Tapınağın üst kesiminde kentin ilk zamanından kalma Demeter Kutsal Alanı yer alır. Aşağı indiğimizde ise kendimizi sağda Gıda Pazarı, Büyük İskender Evi, Kybele Kutsal Alanı, solda ise Agora, Stoa Alanı, Asklepios Kutsal Alanı ve Zeus Olympios Kutsal Alanı’nın yer aldığı ana caddede bulduk.

Agora’yı Gıda Pazarı’na bağlayan ana cadde

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Ana cadde ve stoa

Gözümüze ilk olarak buraya ait olamayacak büyüklükteki sütun parçaları çarptı. Bunlar yukarıdaki Athena Tapınağı’ndan yüzyıllardır süren depremlerde düşmüş. Dikkatimizi çeken diğer unsurlar, Gıda Pazarı’na gelen satıcıların ürünlerini sergilediği mermer masa şeklindeki tezgahlar ve antik zamandan kalma bir bank oldu.

Biraz dinlenmek için taş banka oturduk. Ne de olsa şehrin yarısını gezmiş, merdiven inip çıkmaktan yorulmuştuk. İkimizin de hayal gücü yüksek olunca hikaye yazmak hiç de zor olmadı. Mesela bu bankta M.Ö. 4’üncü yüzyılda sıcaktan bunalan hamile bir kadın oturmuş, onu gören bir esnaf su ikram etmiş olabilir. Ya da M.Ö. 300’lü yıllarda iki tüccar oturmuş, “Şu Athena Tapınağı da bir türlü bitmedi. Büyük İskender yardım edecek diyorlar” diye konuşmuşlardır. M.S. 2020’de de biz, iki yorgun İzmirli oturup bundan yüzyıllar sonra da bu bankta birileri oturur mu diye düşündük. Tarihi ve kültürel mirasımızı hakkettiği şekilde korursak, 2 bin 400 yıl dayanmış Priene kalıntıları elbet o günlere de ulaşır.

Mısır tanrıçası İsis'in batı uyarlaması
Mısır Tanrıçası İsis’in batı uyarlaması

Ana caddeyi bitirip sola tırmandığınızda karşınıza Mısır Tanrıları Alanı çıkacak. Bu alanda, antik Mısır kültüründeki İsis, Serapis gibi tanrıların kültleri bulunuyormuş. Mısır tanrı ve tanrıçalarına dua etmek isteyen Prieneliler, yanlarında bir Mısırlı getirmek zorundaymış. Çünkü kült şarkılarını Mısırlı birinin söylemesi gerekiyormuş.

Peki binlerce kilometre uzaklıktaki Mısır’ın ilahlarının bir İyon kenti olan Priene’de ne işi vardı? Tarihçiler bu soruya iki yanıt bulmuşlar: Birincisi Mısır’da o dönem çok güçlü bir devlet hüküm sürüyormuş ve ticaret yaptığı şehirleri etkilemiş.

Mısır Tanrısı Serapis'in batı uyarlaması
Mısır Tanrısı Serapis’in batı uyarlaması

İkincisi ise antik Yunan kültürü yani paganizmde tanrılar yaşayanlarla ilgilidir. Bu yüzden Ege kıyılarında çokça görüldüğü gibi Priene’de de halk, ölümden sonraki hayatı için buraya gelerek Mısır tanrılarına dua etmiş.

Mısır Tanrıları Kutsal Alanı’nı da ziyaret ettikten sonra şehrin çıkışı olan Doğu Kapısı’na yöneldik. Bugüne en iyi şekilde korunmuş kapı olan Doğu Kapısı’na oldukça geniş, taş döşeli bir caddeden ulaşılıyor. Kapının hemen dışında nekropol/nekropolis (mezarlık) bulunuyor. Ön kısımdaki tonozlu oda şeklindeki mezarların arka tarafında da gömü alanı devam ediyor. Gezimizin sonunda Doğu Kapısı’ndan çıkıp, yeni bilgiler, güzel temenniler ve anılarla Priene‘ye veda ediyoruz.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Doğu Kapısı, kentin en iyi korunmuş kapısı
Doğu Kapısı’nın hemen dışındaki tonozlu mezar odaları

PRİENELİ BİAS

M.Ö. 570 yılında dünyaya gelen Bias, Antik Yunan’ın altın çağına damgasını vurmuş Yedi Bilgesi’nden biridir. İlk ahlakçılar olarak bilinen bu yedi filozof, iktisadi ve toplumsal değerleri gittikçe bozulan Antik Yunan’ın kanun koyucuları oldular. Zamanına göre oldukça uzun bir ömür sürdüğü varsayılan Bias, iyi bir söylevci, düşünür, aynı zamanda hukukçu olduğu bilinir. Priene’nin yasalarını Bias yazmıştır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Hikayeye göre, bir zamanlar Lidya Kralı Alyattes, Priene’yi kuşatır. Lidya ordusu, coğrafi açıdan avantajlı olan kente hemen saldırmaz. Kuşatma altındaki Priene’nin yiyecek stoğunun bitmesi beklenir. İlk ayın sonunda kentte kıtlık baş gösterir. Ancak Bias, düşmanı kandırmak için ellerindeki yiyeceğin çoğunu iki eşeğe yedirerek hayvanları semirtir. Bu iki eşeği Alyattes’in karargahına yollar. Bunun üzerine Lidya kralı, şehirdeki durumu anlaması için bir elçi gönderir. Yine Bias’ın önerisiyle elçinin karşılanacağı salona büyük kum çuvalları yerleştirilir. Çuvalların üstü de ellerinde kalan tahıllarla örtülür. Elçi, çuvalların yiyecekle dolu olduğunu düşünerek şehirden ayrılır. Ve Lidya kuşatması sona erer. Bias’ın yıllar sonra yeniden kuşatma yapmaya hazırlanan Alyattes’i zekasıyla vazgeçirdiği bilinir.

Meclis Binası (Bouleuterion)

Efesli Heraklitos, Bias için “Aklı ötekilerden daha büyüktür” der. Bias, her şeyden önce iyi ve doğru olmayı telkin eder. Bias’ın, İonia üzerine yaklaşık iki bin dizelik bir şiir yazdığı söylenir ve bu şiirde çoğunlukla mutlu olmanın yollarını anlatır. Aynı zamanda davalarda suçlu olmadığı düşündüğü kişileri de savunan Bias, bir gün yine bir dostunun savunmasını yaparken yorulur, başını torununun omzuna koyar. Dava lehine sonuçlanınca da orada son nefesini verir. Priene halkı Bias için görkemli bir cenaze töreni düzenler. Halk mutluluklarını borçlu oldukları, günlük hayatlarında her şeyi danışıp öğüt aldıkları filozof için ‘Tutameion’ adı verilen bir mezar yaptırılır. Mezar taşında da, “Bu taş, ünlü Priene topraklarında doğan İonyalıların büyük gurur kaynağı Bias’ın üstünü örtüyor” yazılır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Bias’tan günümüze gelmiş, hala daha insanların kulağına küpe olması gereken sözlerden bazıları şunlardır:

  • Bir işe girişirken yavaşlığı elden bırakma, ama iş başlayınca var gücünle çalış.
  • Acelecilikten ve gevezelikten uzak dur, böylece yanlış yapmaktan kaçınmış olursun, yoksa yanlışlara üzülmek için çok beklemeyeceksin.
  • Aptal da kötü de olma.
  • Sakınmazlık etme. Sakınmayı sev.
  • Yaptığın şeyi düşün.
  • Saygılı bir dinleyici ol. Yeri gelince konuş.
  • İyi bir iş yaptığın zaman onu tanrılardan bil, kendinden değil.
  • Gençliğinde eyleme, yaşlılığında erdeme bağlan.
  • Kendine aynada bak: güzel buldunsa onurlu bir biçimde davran, çirkin buldunsa doğanın eksikliğini onurlu bir biçimde davranışınla kapat.

NASIL GİDİLİR?

Priene Antik Kenti’ne özel araçla Didim-Güllübahçe Yolu takip ederek ulaşabilirsiniz. Yol üzerinde kahverengi tabelasını göreceğiniz kente giden yol da oldukça keyifli. Ayrıca Altınkum’dan ya da merkezden geçen minibüslerle Akköy’e kadar gelip, Akköy’den Balat Birlik minibüsleriyle Priene Antik Kenti’ne devam edilebilir. Söke garajından da Priene’ye direkt minibüs seferleri bulunuyor.

NE YENİR?

Bu kadar merdiven çıkıp, Priene’nin güzel ve muntazam sokaklarını turladıktan, tertemiz havayı içinize çektikten sonra büyük olasılıkla oldukça acıkmış olacaksınız. Söke yolu üzerinde sol tarafta yan yana sıralanmış salaş yerlerden birinde durup çöp şiş yiyebilirsiniz. Buraların eti çok lezzetli. Bizden söylemesi.

Denize bakıp soluklanmak

Denize bakıp soluklanmak

‘Deniz’ deyince sizin aklınıza ne geliyor? Yaz, yüzmek, serinlemek, tatil? Oysa ki biz dört mevsim, huzur bulmak, arınmak, düşünmek, sakinleşmek, mutlu olmak için denize bakmanın, dalgaların sesini dinlemenin, sonsuz mavilikle bütünleşmenin büyüsüne inananlardanız. Bu yüzden pandemi yasaklarının yeniden sıkılaştığı şu günlerde sizle, insanların arasına karışmayacağınız, hazırladığınız yiyeceklerle keyifli piknikler yapabileceğiniz, termostaki çayınızı ya da kahvenizi içerken huzur bulacağınız yerleri paylaşacağız. Malum yasaklara takılmadan haftanın yorgunluğunu, hastalık stresini atabileceğiniz bu rotalar, tabi ki birbirinden güzel sahillerden başkası olamaz.

Bizim gibi her mevsim deniz kenarında olmaktan hoşlanıyorsanız bu yazımız tam size göre. “Denize yazın gidilir” diyorsanız da çok şey kaçırıyorsunuz. Çünkü evdeki küçücük akvaryumların bile huzur verdiği, insanı sakinleştirdiği düşünülürse önünüzde uzanan koskoca maviliğin tadına doyum olmaz. İngiliz yazar Augustus William Hare, “Denizi anlaman gerekmez; Bir tek su damlasını seyretmen, yaşamın bütün harikalarını görmen için yeterlidir” demiş. Ben de ne zaman denize baksam yaşamdaki harikaları düşünürüm. İşte size yaşamayı daha da sevdirecek bir kaç sahil önerisi…

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Öncelikle bizim tüm yaz boyunca özellikle haftaiçleri – haftasonları çok kalabalık oluyor- koşarak gittiğimiz Urla’nın güzel kumsallarından bahsetmek lazım. Her hafta uğradığımız Altınköy Plajı, yaz sezonu dışında da gidilebilecek sahiller listemizin en üst sırasında yer alıyor. Son dönemlerde popülerliği giderek artan plaja giderken bir sitenin içinden geçildiği için bilmeyenler bu sahili, sitenin özel sahili sanabiliyor. Ancak plaj, herkese açık olduğu için sitenin kapısından rahatlıkla geçebilirsiniz. Yazın keyifle yüzdüğümüz bu masmavi denizi, diğer mevsimlerde de izlemeyi seviyoruz. Hatta denizini ayrı, denize çıkan yolunu ayrı seviyoruz. Yemyeşil incecik uzanan yol, adeta biraz sonra karşılaşacağınız şahane koyun habercisi gibi. Bu yolda ilerlerken radyoda güzel bir şarkı açıp temiz havayı içinize çekmek için camınızı aralamayı unutmayın. Bazı anlar vardır ya, yenilendiğinizi, onarıldığınızı hissedersiniz. İşte öyle gelir; bu yolda giderken yakalandığım his.

Şehir merkezinden yola çıkıp 1 saat gibi kısa bir sürede ulaşacağınız Urla’nın Altınköy Plajı’nda masanızı kurup tüm günü geçirebilirsiniz. Hele bir gün batımı var ki mutlaka izleyin. Yalnız bölge yaz-kış rüzgarlı. Zaten her geçen gün artan rüzgar türbinleri de bunun en önemli göstergesi. O yüzden soğuk havalarda gelecekseniz sıkıca giyinseniz de biraz üşümeyi göze almanız gerekiyor. Ayrıca plajdaki kafe yalnızca sezonda hizmet veriyor. Ancak alışverişinizi yol üzerindeki marketlerden yapmanız mümkün.

Altınköy’e nasıl gidilir?

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

İkinci önerimiz Dikili’nin Pissa (Pisa) Plajı… Biz bu plaja sonbaharda gittik ve oldukça keyifli bir gün geçirdik. Koya ulaşmak için geçtiğimiz bozuk, toprak yol sanırım yaz olmadığı için bize sevimli göründü. Çünkü yazın plaja gelenlerin yorumlarında bu yol oldukça eleştiri konusu olmuş. Ancak şu unutulmamalı ki, Pissa Koyu doğal bir SİT alanı. O yüzden asfalt yol yapılmaması gerekiyor. Hatta 1-2 yapı gördük. Umuyoruz ki kaçak yapı değillerdir. Çünkü bir tarafında flamingoların beslendiği, diğer tarafında harika bir kumsal barındıran bu doğa harikasının betonlaşmaya yenilmesini istemeyiz. Bölgede kafe, büfe ya da restoran yok. O yüzden plajda geçireceğiniz zamanı planlayarak alışverişinizi gitmeden önce yapmanız iyi olacaktır.

Pissa koyu

Deniz sezonunda bir diğer şikayet de plajın çok dolu olması yönünde olmuş. Bu da sezon dışı plajlar listesinde Pissa’nın neden yer alması gerektiğini açıklıyor. Yazın kalabalıktan, gürültüden tadını çıkaramadığınız bu güzelliği, sakin bir zamanda görmek gerekli. Sadece Pissa da değil, Bademli’nin tropik adaları aratmayacak koylarını kışın güneşli günlerinde de ziyaret etmeyi bir düşünün. Ayrıca Pissa’da, rüzgarın karadan estiği günlerde arka tarafınızdaki doğal duvar, korunaklı bir ortam sağlayacaktır. Kışın çok üşüyenler için iyi bir alternatif olabilir.

Pissa Koyu

Bademli köyüne 15 dakika mesafedeki Pissa, bölgedeki diğer plajlara göre daha az biliniyor. Koyun karşısında denizin orta yerinde fantastik filmlerdeki gibi bir yapı yükseliyor; Aya Nikola Kilisesi’nin kalıntıları. Yazın adaya giden tekneler varmış. Ancak sezonun bitişiyle ada, sessizliğe kavuşmuştu. Antik dönemde “Kanai” olarak adlandırılan, Çandarlı, Bademli ve Denizköy’ün de içinde yer aldığı yarımadada bulunan kilise, Ortodoks inancına göre denizcileri koruyan Aziz (Aya) Nikolaos (Nikola) adına yapılmış. Belli ki burada yaşayanlar, gemilerinin ve maviliklere yelken açan denizcilerinin limana tek parça halinde dönmelerini istemiş.

Denizcilerin koruyucusu

Bugün tüm dünyada Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolaos, Hıristiyan inancında yaşamı boyunca mucizeler gerçekleştirir, denizcileri, yoksulları, bilim insanlarını, tacirleri ve yolcuları korur. M. S. 4’üncü yüzyılda yaşamış olan Nikolaos, ölümünden sonra ‘aziz’ unvanı alır. Hıristiyanların yaşadığı liman kentlerinde, Aziz Nikolaos’a adanmış birçok dini yapı görmek mümkün.

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Rivayete göre, Hıristiyan halkı koruyup kolladığı için pagan olan Bizans İmparatoru Diocletian tarafından idama mahkum edilen Nikolaos, Hıristiyanlığa ılımlı yaklaşan Konstantin’in tahta geçmesiyle salıverilir. Ve başpiskopos olduğu Myra’ya (Demre) geri döner. Ancak kentte amansız bir kıtlık baş göstermiştir. Aziz, limana yanaşan buğday yüklü geminin mürettebatından, aç insanlara yardım etmelerini ister. Buğdayların imparatora götürüldüğünü söyleyen denizciler, yardım isteğini kabul etmez. Nikolaos, buğdayların azalmayacağına söz verir ve denizcileri ikna eder. İstanbul’a ulaştıklarında denizciler, gemideki buğdayın hiç eksilmediğini görür. O günden sonra denizciler, Aziz Nikolaos’a dua etmeye başlar. Paganizmde Deniz Tanrısı Poseidon’a atfedilen özellikler, 4’üncü yüzyıldan sonra Aziz Nikolaos’a verilir. Hatta Doğu Akdeniz’de denizciler arasında, “Dümeninizi Aziz Nikolaos tutsun!” sözü dua haline gelir.

Pissa’ya nasıl gidilir?

Sezon dışı keyifli zaman geçirilecek sahilleri önerirken yazın farketmese de diğer mevsimlerde kum kaplı plajları tercih ettiğimizi anladık. Güneşin yansıması, sonbahar ve ilkbaharda ayakkabıları çıkarıp ılık kumların arasında ayaklarımızı ısıtma fikri kumsalları cazip hale getiriyor olabilir. O zaman son öneri de Kuşadası‘ndaki Pygela (Kuştur) Plajı olsun. Plaj, adını bölgedeki Pygela Antik Kenti’nden alır. Koyun bazı noktalarında hala antik kentin kalıntılarına hala rastlamak mümkün.

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Kentin adına ilk kez, meşhur tarihçi Strabon’un ‘Geographika’ kitabında rastlanır. Komutan Agamemnon’un Truva savaşı sonunda kalçasında oluşan hastalık nedeniyle buraya gelerek tedavi gördüğü bilinir. Daha sonra Agamemnon burada, Yunanca kalça anlamına gelen ‘Pyge’ isminde bir kent kurar. ‘Pygela’ olarak anılmaya başlanan liman kenti, Bizans dönemine kadar varlığını sürdürür. Yapılan araştırmalarda, antik kentin plajın güney sınırındaki tepede olduğu tespit edilir. Roma ve Bizans dönemlerindeki yerleşimlerin ise Kuştur tatil köyünün yer aldığı bölgede olduğu düşünülür. Pygela ile ilgili bir yazıt bulunmamakla birlikte, M.Ö. 5’inci yüzyıla tarihlenen Atina’da bulunmuş bir vergi listesinde kentin adı geçer. Bu yüzden zengin bir kent olduğu varsayılır.

Tarihle iç içe olması bir yana Pygela, bizce mevsimsiz plajlardan biri. Dalgasız ve sakin denizi, kışın çetinliğini unutturabilir. Bölge halkının da yaz sezonu dışında tercih ettiği plaj, oldukça uzun. Bu yüzden kalabalıklar içinde yalnız kalmak da mümkün. Biz, en sevdiğimiz kış aktivitesi olarak sandalyelerimizi açtık ve saatlerce denizi izleyip sohbet ettik. Plaja giderken yol üzerindeki marketten bir şeyler alabilirsiniz. Ancak bizim gibi çok açsanız, ‘Öyle bisküviyle falan doymam’ diyorsanız plaja inmeden, ana caddenin karşısındaki Dutlu Bahçe’ye mutlaka uğrayın. Biz sipariş verdiğimiz çöp şişlerin tadına da, güler yüzlü servise de bayıldık.

Pygela’ya nasıl gidilir?

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Gölcük Gölü’nün kenarında sakin bir gün

İlk kez Gölcük‘e 2002 yılında kış aylarından birinde gitmiştim. Dağ yolu kar içindeydi ve bulunduğum minibüste İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın elemanları vardı. Orkestra kentten köylere klasik müziğin büyülü dünyasını taşıyordu. Ben de genç bir gazeteci olarak peşlerine takılmıştım. Gittiğimiz yerlerde insanların yüzlerindeki hayranlığı okudukça, notaların sunduğu alemlerin kapısından geçenleri hissettikçe ve müzik aleti çalmaya heves edenleri gördükçe mutlu oluyordum. Ne şanslıyım ki aynı minibüste Şadan Gökovalı rehber olarak bulunuyordu. Geçtiğimiz her ağacın öyküsünü anlatıyor, her taşın hikayesini önümüze seriyor, bizi Anadolu medeniyetlerinin arasında dolaştırıyor ve bunları şiirlerle sarıp sarmalıyor, mitolojiyle zenginleştiriyordu. Şairleri ve yazarlarıyla birlikte önümüze koyuyor. Anlatırken hangi kitabın kaçıncı sayfasından alıntı yaptığına dair dip notlar da veriyor. Sadece ben değil tüm minibüs ağzı açık onu dinliyorduk. Yukarı çıktığımızda donan göl eşsiz manzarasıyla bizi karşıladı…

Eşsiz manzaraya doyduk.

Daha sonra bir sonbahar günü gittiğim Gölcük, her mevsim size farklı güzellikler sunuyor bilmenizi isterim. Göl, çevresi çam ormanlarıyla kaplı yaylanın tam ortasında bulunuyor. Güzel havası, konaklama tesisleri ile spor kulüpleri de kamp için burayı tercih ediyor.

Ördekleri beslemek için durup, ardından yolumuza devam ettik.

DOĞA İLE BAŞ BAŞA

Biraz araştırıp baktığımızda gördük ki gölün denizden yüksekliği yaklaşık 1100 metre. Derinliği ortalama 5 metre olan göl, tektonik hareketlerle oluşmuş. Gölcük– İzmir arası 130 kilometre. Gölün Ödemiş‘e uzaklığı ise 18 kilometre. 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 1934 yılında göl kenarında kalmış olduğu tarihi bir bina var. Bina, otel olarak işletiliyor.

Gölcük huzurlu bir vakit geçirmek ve doğa ile iç içe olmak için özel bir yer. Biz de göl çevresinde gezdikten sonra, uygun bir yere masamızı ve sandalyemizi koyup günü tamamladık. Siz restoranlardan birini de tercih edebilirsiniz. Oturduğumuz yerden balık tutan insanlar gördük. Gölde sazan, yayın gibi balıklar var. Ancak gölde tekneyle avlanmak yasak.

Gölcük‘ün çevresi 5 km. 1-2 saat içinde gölün çevresinde rahatlıkla tur atabilirsiniz. Parkur güvenli ve keyif verici. Yürüyüşün tamamında gölün kenarında olmasanız da biraz yürümek herkese iyi gelebilir. Hatta dağların arasında kalan bu krater gölünün yanından çam ormanlarına doğru girebilir, küçük tepeleri keşfedebilirsiniz

Ödemiş’te hafta sonu kurulan pazarda Gölcük, Bozdağ, Ovacık, Elmabağı tarafında yetiştirilen meyve ve sebzeleri bulabilirsiniz. Çarşı içinde, Ödemiş katmeri ve töngül pidesi alabilirsiniz. Buraya özel nohut mayalı simit de tercihlerinizden biri olabilir.

Her noktasında durup fotoğraf çektik.

BOZDAĞ KAYAK TESİSİ SİZİ BEKLİYOR

Günün herhangi bir saatinde restaurantlarda ve kafelerde ödemiş köftesi, güveç, balık, tost, gözleme, keşkek gibi lokal lezzetleri tadabilirsiniz. Göl kenarında mangal kiralayacağınız yerler de bulunuyor. Öğrendik ki Gölcük’ün fasulyesi, patatesi, soğanı kestanesi ve kestanesi meşhurmuş. Gölcük’ten sonra Bozdağ Köyü ve Bozdağ Kayak Tesisi de mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında.

GÖLCÜK’E NASIL GİDİLİR?

İzmir Adnan Menders Havalimanı ve çevre yolundan; Bayındır, Ödemiş, Birgi, Bozdağ yolu ile veya İzmir-Ankara kara yolundan; Turgutlu, Ahmetbeyli Sart’tan Bozdağ istikameti ile ulaşılabilinir.

Ödemiş Gölcük Yaylası’na İzmir merkezden özel aracınızla 2 alternatif rota ile gidebilirsiniz.

BİRİNCİ ROTA: İzmir / Kemalpaşa /Ankara rotasında giderek Salihli öncesinde Sart Harabeleri önünden dağ yoluna çıkarak ulaşabilirsiniz.

İKİNCİ ROTA: İzmir Çevreyolu’ndan Torbalı’ya doğru trafik ışıklarına takılmadan gidebilir. Torbalı sapağından çıkın ve Torbalı Devlet Hastanesi önünden Ödemiş’e devam edin. Verimli ovada çok sayıda çiçek üreticisi göreceksiniz. Bayındır / Ödemiş / Zeytinlik mevkisinden dağ yoluna çıkabilirsiniz. Biz bu yolu kullanmıştık. Yol sorunsuzdu. En güzel kısmı ise kıvrıla kıvrıla çıkılan ve inilen dağ yoluydu. Tavsiyem gün batarken aşağı inmeniz. Gün geceye karışırken doğa renk oyunlarıyla sizi bir kez daha etkilemeyi başaracak. Aşağıda bereketli ova bir kez daha sizi karşılayacak.

ödemiş, gölcük, izmirde gezilecek yerler, izmir, bozdağ kayak merkezi, bozdağ, gölcük gölü, gölcük yaylası, ödemişte görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler

Her iki rota da yaklaşık 2 saat sürüyor. Eğer Ödemiş üzerinde mola verip, köfte yemek isterseniz Torbalı rotasını kullanmanızı öneririz. Her iki rota da dağ yolu var. Her türlü araçla güvenle çıkabileceğiniz oldukça geniş ve güvenli yollar mevcut.

İzmir’den Gölcük Yaylası‘na direkt bir ulaşım aracı yok. Ancak Ödemiş’e ulaşım oldukça kolay. Günde birkaç adet Basmane – Ödemiş tren seferi bulunuyor. Ödemiş’te indikten sonra Otogar’dan kalkan Gölcük dolmuşlarına binebilirsiniz. Hemen hemen her saat başı mevcut. Kış sezonunda ise dolmuş bulunmuyor.

ödemiş, gölcük, izmirde gezilecek yerler, izmir, bozdağ kayak merkezi, bozdağ, gölcük gölü, gölcük yaylası, ödemişte görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler

Dikili’nin saklı hazinesi: Aşıklar Şelalesi

Anadolu, kıymetini bilene adeta bir efsaneler deryası… Eski bir kalıntının, ormandaki bir ağacın ya da köşe başındaki belki de her gün önünden geçtiğiniz çeşmenin dinlemeye değer bir hikayesi mutlaka var. Hele ki konu şelaleler olunca çok azının varlık nedeni aşk değildir. Biz de hem efsanesine ortak olmak hem de ruhumuzu yıkamak için umutsuz aşıkların su olup aktığı Aşıklar Şelalesi‘ne doğru yola çıktık.

Dikili‘yi geçtikten sonra ulaştığımız Nebiler köyündeki şelale, hem doğal güzellikleri hem de harika parkuruyla gezginlerin dikkatini çekiyor. Aşağıdaki şelaleye inmeden önce Ağlayan Mağara, ayna göleti, Zindan ve Ece Çağlayanı’nı görmek için sola yöneldik. Mevsim nedeniyle Ağlayan Mağara’ya giremedik. Yazın gelirseniz ve mağaraya girmeye niyetliyseniz yanınızda fener götürmeniz iyi olacaktır. Ayrıca şort ve deniz ayakkabısına ihtiyacınız olacak. Çünkü suyun içinden yürümeniz gerekecek. Girişi alçak olsa da gözünüzü korkutmasın. Birkaç metre sonra tavan yükseliyormuş. Tabi klostrofobisi olanlara tavsiye etmeyiz.

Su zaman zaman sakince akıyor, zaman zaman da çağlıyordu.

Kayalardaki ve ağaçlardaki kırmızı işaretleri görmeyince mağaranın tepesine kendi rotamızı çizerek ulaştık. Biraz zorlu bir parkur izlemiş olduk ancak mevzu bahis maceraysa gözümüzü budaktan esirgemeyiz. Bu sefer bu deyim neredeyse gerçek oluyordu. Suyun karşı yakasına geçerek sık dalların arasından mağaranın üstüne ulaştık. Burada ayna gibi pürüzsüz minik bir gölet bizi karşıladı. Varlığını bilmeseydik belki de fark etmezdik. Çünkü ağaçlarla çevrili suyun üzerine düşen sarı yapraklar, onu meraklı gözlerden saklıyor gibiydi. Kırmızı işaretleri izleyerek yolumuza devam ettiğimizde yol, ikiye ayrıldı. Soldaki minik köprüden dereyi aşıp, suyun zaman zaman sakinleştiği, zaman zaman da çağladığı rota boyunca ilerledik.

Mağaranın üstündeki gölet, küçük bir su birikintisi gibi gözükse de derin ve su çok temiz.

Sarı ve kırmızı yapraklar, yerde ve suyun kenarında adeta bir örtü oluşturmuştu. Biz de bu harika manzaranın keyfini çıkardık. Yürüyüşün bir noktasında suyun karşısına geçmemiz gerekti. Ancak yolun bir kısmını geri dönüp uygun bir yer bulmaya çalışsak da ne yazık ki başarılı olamadık. Şelaledeki işletmenin sahibi, 3-4 adet köprü bulunduğunu ancak yağmurda taşan derenin hepsini yıktığını söyledi. Mevsim yaz olsaydı hiç sorun olmazdı bu. Ancak biz bu seferlik Ece Çağlayanı’nın sesini duymakla yetindik.

Manzara kendine hayran bıraktı.

Dönüş yolunda başka bir patika olduğunu fark edip o yola saptık. İyi ki de öyle yapmışız. Kısa bir tırmanıştan sonra harika bir manzarayla karşılaştık. Öyle ki şelaleyi ya da çağlayanı görememek bile bizi hüsrana uğratmadı. Bir kez daha buranın sonbaharda bambaşka bir güzellik sunduğuna emin olduk. Etrafı sivri kayalarla çevrili bu kanyon, bitki örtüsünün zenginliğiyle gözlerimize bir ziyafet yaşattı. Termosumuzdaki kahveyi içmek için bundan güzel manzara olamazdı.

Şelalenin karşısında oturup dinlenmek, yolculuğun en keyifli kısmı.

Ve yürüyüşümüzün son durağı 86 renkli tahta basamağı inince karşımıza çıkan Aşıklar Şelalesi… 20 dakikalık yürüyüş, bir saatten fazla sürdü. Çünkü her köşesi ayrı bir güzellik sunuyordu ve onlarca fotoğraf çektik. Şelalenin karşısındaki banklardan birine oturduk ve hazan güneşinde ısındık. İşte bu an, ayaklarımızı olmasa bile ruhumuzu dinlendirmeye yetti. Sonbaharın eşsiz renklerinin arasında közde pişmiş Türk kahvemizi içerken biraz da kitap okuma fırsatı bulduk.

dikili, aşıklar şelalesi, nebiler, izmirde gezilecek yerler, dikilide görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler

GELELİM ŞELALENİN HİKAYESİNE…

İşte tam bu eşsiz manzaranın karşısında oturmak, şelalenin efsanesini dinlemek için en doğru an. Çünkü efsaneye göre, peri padişahının kızı Sümeyra ile bir fani olan Yörük Ali’nin hüzünlü aşkı, burada sonsuz olur. Birbirini seven iki genç, Sümeyra’nın babasının “Kızımı bir ölümlüyle evlendirmem” demesi üzerine bugün şelalenin aktığı yerde gizlice buluşurlar. Bu sırada peri padişahı bu aşka son vermek için askerlerine ‘Yörük Ali’yi öldürün’ emri verir. Padişahın askerleri yaklaşırken bir mucize olur. Bir çınar ağacı yarılarak aşıkları içine alır. Birbirlerine sıkıca sarılan Sümeyra ve Ali, “Sonsuza denk hiç ayrılmayalım” diye dua ederler. Bunun üzerine tanrılar insafa gelir ve su olup şelaleden çağlarlar. Kızını kaybeden peri padişahı da şelalenin yukarısındaki mağaraya çekilir. Bu yüzden Ağlayan Mağara’nın girişinde ve içinde yukarıdan gözyaşı misali damlalar akar. Ve ağlayan birinin sesini andıran bir ses çıkarırlar.

NASIL GİDİLİR?

Tüm yazımızı okudunuz ve görmek için sabırsızlanıyorsanız nasıl gidileceğini de anlatalım. Aracınızla gelmeniz en mantıklısı olacaktır. İzmir’de yola çıkıp Dikili– Ayvalık yolunu takip ettiğinizde Nebiler köyü tabelasından sağa döneceksiniz. 3 kilometre sonra karşınıza Aşıklar Şelalesi‘nin 800 metre kaldığını gösteren bir tabela çıkacak. Ve yolun sonunda kendinizi Aşıklar Şelalesi‘nin doğal güzelliğinin içinde bulacaksınız.

Hüzün mevsimi sonbaharda Aşıklar Şelalesi, harika bir yolculuk için sizi bekliyor. Yazın kalabalığından uzak, sakin ve huzurlu bir kaçamak arıyorsanız rotanız hazır. Burası kesinlikle Dikili’de görülmesi gereken yerler listesinin ilk sıralarında.

Yolculuklarınız keyifli, kavuşmalarınız mutlu olsun.

dikili, aşıklar şelalesi, nebiler, izmirde gezilecek yerler, dikilide görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler