Bir atık pille Yeşilova’ya giriş

Eminim İzmir’de yaşayan herkes en az 1 kere Forum Bornova’ya gitmiştir. Ikea’yı gezip, alamayacağı eşyalara bakmış ya da ihtiyacı olmayan kıyafetler için mağazalarda saatlerini harcamıştır. Peki, onun hemen karşısındaki Yeşilova Höyüğü’nü kaç kişi biliyor? İzmir’in ilk sakinlerinin evlerini inşa ettiği, yüzyıllar boyunca insanlara yuva olmuş bu prehistorik yerleşimden haberiniz var mı? ‘Yeşilova’ kelimesi, belki son zamanlarda çıkan haberlerde kulağınıza çalınmıştır. Çünkü bu yerleşim, ortaya çıkarılan buluntularla İzmir’in tarihini değiştirdi. 2003’te emekli bir resim öğretmeninin dikkati sayesinde keşfedilen Yeşilova Höyüğü’nde yapılan kazı çalışmaları, 5 bin yıllık geçmişe sahip olduğu düşünülen İzmir’in bilinen tarihini 3 bin 500 yıl daha geriye götürdü. 8 bin 500 yıllık, 1200 metre çapında Türkiye’nin en büyük neolitik yerleşimi, kentteki ilk toplum yapısının izlerini barındırması ve Batı Anadolu’nun geçmişiyle ilgili fikir vermesi açısından oldukça önemli.

Keşfetmek için uzak noktalara göz dikerken, yanı başımızdaki bu hazineyi görmediğimizi utanarak farkedip, Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nin yolunu tuttuk. Bu bina, kazı alanından çıkan buluntuları, modern bir bina içinde topluma anlatmayı amaçlıyor. Burada çocuklar ve yanlarındaki yetişkinler, merak ettikleri tarihi bir süreci anlama, farklı bir tarih eğitimi alma imkanı buluyor. Üstelik Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’ni gezmek için ücret ödemenize gerek yok, yanınızda atık pil getirmeniz yeterli. Biz gittiğimizde cumartesi günü olduğu için ziyaretçi merkezi sakindi. Kazıda arkeolog olarak çalışan bir görevli eşliğinde turumuza başladık. Tarihi çizelgesine uygun şekilde sıralanmış, bir çoğu orijinal buluntuların birebir kopyası olan eşyaları dikkatle incelemeye koyulduk.

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

HER AİLEYE BİR MÜHÜR

Yerleşimde buğday üretiminin yoğun olduğu biliniyor. Kazılarda çok fazla silindir şekilli buğday öğütme taşı bulunmuş. Ayrıca ekmek pişirmekte kullanılan özel bir kap da buluntular arasında. Rehberimiz, sergilenen bazı taşların, hangi amaçla kullanıldığını anlattı. Ateş yakmak için kullanılan çakmaktaşı sık rastlanılan buluntulardan olurken, keskinliğinden dolayı tercih edilen siyah obsidyenin de sonraki yüzyıllarda, mikrop barındırmadığı için ameliyatlarda kullanıldığını öğrendik.

Kazılarda rastlanan ve replikaları sergilenen birbirinden farklı keramik mühürlerin, ailelerin sembolü olduğuna inanılıyor. Bu mühürlerin amacı, zor şartlarda üretilen ekmeği korumak. Yerleşimin ortasındaki büyük ocakta pişirilen ekmekler, hamur halindeyken sahipleri tarafından damgalanırmış. Böylece ekmeklerin karışmasının önüne geçilmiş.

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

1700’lü yıllarda Alp Dağları’nda büyükbabasıyla birlikte yaşayan Heidi’nin hikayesinin anlatıldığı çizgi filmde de benzer bir kareyi görmüştüm. Köyde pişirilen ekmeği damgalayarak, tüm kış yetecek olan yiyeceklerinin çalınmasını ya da başkasınınkiyle karışmasını önlüyorlardı. Bu akıllıca yöntemi, binlerce yıl önce İzmir’in ilk sakinleri de kullanmış. Besin bu kadar değerli olur da, av hayvanlarından kalanlar atılır mı? Postunu kıyafet, kemiklerini alet yapımında, yağını ise aydınlatmada kullanıyorlarmış.

KAYIT TAŞI VE ÇİZGİLER

Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nin sergi salonunda ilerlerken, Neolitik dönemde adeta bir çocuk acemiliğiyle çalışan ve tamamen ihtiyaca yönelik eşyalar üreten insanın, Kalkolitik Çağ’da ne kadar ustalaştığına tanık olduk. Basit formdaki günlük eşyaların yerini çok daha estetik görünümlü, kulplu, ayaklı formdaki keramik malzemeler yer almış. Hatta kapların öncekine nazaran pürüzsüz ve cilalı olması, boyanın kullanılması da dikkat çekiyor.

Yeşilova Höyüğü’ndeki kazı çalışmaları, henüz küçük bir alanda sürdürülmesine rağmen ortaya çıkarılanlar ve bunlardan yola çıkılarak ulaşılan bilgiler karşısında ağzımız açık kaldı. Yazının ve matematiğin olmadığı bir devirde ilk İzmirliler, bir taşı kayıt tutmak için kullanmış. Bu taşın üstünde bilinçli olarak atıldığı düşünülen kısa ve daha uzun çizgiler bulunuyor. Yazı olmadığı için kesin bir şey söylemek zor olsa da arkeologlar, bir alışverişin veya işin kaydı olabileceğini düşünüyor.

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

YANMIŞ ÇEKİRDEKTEN ‘MİSKET’ ÇIKTI

Türkiye’nin önemli aromatik beyaz şarap üzümlerinden olan Bornova Misketi de Yeşilovalı… Kazılarda yanmış üzüm çekirdeklerine rastlayan ekip, bu çekirdeklerden yeniden üretim yapılıp yapılamayacağını öğrenmek için numuneleri, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne yollamış. İnceleme sonunda bir kötü, bir de iyi haber gelmiş. Çekirdekler tamamen yandığı için filizlendirilemeyeceğine karar verilmiş. İyi haberse, yanık çekirdeklerin Bornova Misketi’ne ait olduğuymuş. Dünyada, “Bornova” kökenli olarak kabul edilen ve Ege’den tüm Avrupa’ya yayılan bu üzüm çeşidinin, burada ilk İzmirliler tarafından yetiştiriliyormuş.

ASLINA UYGUN ÖRNEK EVLER

Yan salona geçtiğimizde ise Erken Tunç Çağı’ndan Neolitik Çağ’a kadar ev örnekleriyle birlikte ana salonda gördüğümüz buluntuları anlamlandırdık. Böylece camekanların ardındaki eşyaların günlük hayatta nasıl kullanıldığını, ilk İzmirlilerin nasıl yaşadığını biraz daha anladık. Alçak girişli evlerde yalnızca kapı açıklığı bulunuyordu. Evde hem yatak hem oturak gibi kullanılan hasır, evdeki tek konfor alanıydı. Evlerin dışındaki büyük bir ocağın yanı sıra içinde de küçük bir ocak bulunuyordu. Ancak baca olmadığı için dışarıdaki ateşten aldıkları közlerle, evin içindeki ocakta ısınma ya da yemek ısıtma ihtiyaçlarını karşıladıkları, burada aktif bir ateş yakmadıkları düşünülüyor. Yeşilova sakinleri, dışarıdaki ateşi kolay kolay söndürmüyormuş. Bu, hem vahşi hayvanları uzak tutuyormuş, hem de yemek pişirme ve ısınma ihtiyacını gideriyormuş. Yine bu alanda örnek dokuma tezgahlarını görmek mümkün.

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

BİNLERCE YIL ÖNCENİN İZLERİ

Yan salondan dışarıya çıktığımızda bir seyir terasının üstündeydik. Buradan, hem ziyaretçi merkezinin yanındaki arkeolojik kazı alanı hem de Neolitik Köy görülüyor. Kazı sezonu dışında gittiğimiz için alandaki çalışmayı göremedik ama Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi, tam da bu noktada kazıların ve kazı evindeki hummalı çalışmanın ziyaretçiler tarafından rahatça izlenebilmesi amacıyla kurulmuş. Kazı evindeki masaların üstünde restore edilmeyi ve fotoğraflanmayı bekleyen bir çok buluntu yer alıyordu. Bunlardan en ilgi çekici olanı, yangına maruz kaldığı düşünülen kil topuydu. Rehberimizin anlattığına göre, keramik ustaları büyükçe bir kil hamuru hazırlıyor, ihtiyaç olduğu zaman bu toptan parçalar koparıp, marifetli elleriyle şekillendiriyordu. Muhtemelen yangın nedeniyle pişmiş olan bu kil topunun özelliği ise üzerinde çok sayıda parmak izinin yer alması. Üstelik bu izler, çocuklara aitti.

İzlere bakarken, aklıma üniversitedeyken çalıştığım Limantepe (Klazomenai Antik Kenti) kazısında bulduğumuz çanak geldi. Yanımda çalışan arkadaşımın topraktan özenle çıkardığı, neredeyse tek parça halindeki küçük kabın üzerinde ustasına ait parmak izleri vardı. Kazı evinin camının önündeyken hissettiğim şey, çanağı elime alıp, izlere dokunduğumda hissettiğimle aynıydı. Bu, binlerce yıl önce yaşamış bir insanla gizemli bir bağ kurmak gibiydi. O anda da tıpkı yıllar önceki gibi bizden geriye ne kalacağını düşündüm.

NEOLİTİK ÇAĞ’DA BİR GÜN

Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’ndeki kültürel eğitimin en önemli kısmı yine Neolitik Çağ’daki haline uygun olarak hazırlanmış Neolitik Köy. Bu yerleşimin ortasında, o zamanlar köyün içinden geçen Manda Çayı canlandırılmış. İçinde balıkların olduğu bu havuzda, tıpkı ilk İzmirlilerin balık avlamak için kullandığına benzer bir serpme ağ da bulunuyor. Yeşilova’daki bu çay, hem balıkçılık için idealmiş, hem de bir metro hattı gibi denize ulaşımı sağlıyormuş.

Bu köye girmek isteyenlere, deri Neolitik Çağ giysileri giydiriliyor. Bu yerleşimdeki örnek evlerin içinde çeşitli faaliyetler yürütülüyor. Evlerden birinde, günümüzde hiç buğday görmemiş ama hamburgeri çok iyi bilen çocuklar, buğdayı tıpkı o zamanlardaki gibi taşların arasında ezip, un haline getiriyor. Sonra da köyün ortasındaki ocakta ekmeğe dönüştürüyor. Bir diğer evde keramik hamuruna şekil vererek, ana salonda gördükleri buluntulara benzer ürünler üretiyorlar. Domuz maketini sapanla avlamak, duvarları sıvamak veya başakları taş aletlerle biçmek de bu köyde yapılan etkinlikler arasında.

Yeşilova Höyüğü Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, Neolitik Köy fikrini İsveç’teki incelemeleri sonucunda hayata geçirdiğini söylüyor. Derin, İskandinav eğitim sisteminde belli günlerde ‘geçmişe yolculuk edilerek’ yapılan bu eğitimi Yeşilova’ya taşıdıklarını aktarıyor.

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

MİNİK ARKEOLOG İŞ BAŞINDA

Kazı alanını incelerken, yakınındaki kum havuzu dikkatimizi çekti. Arkeoloji Parkı adı verilen bu havuzda özellikle anaokulu seviyesindeki çocuklar, kazı denemeleri yapabiliyor. Burada gömülü olan eşyaları, ellerindeki aletlerle gün yüzüne çıkarmaya çalışıyorlar. Kazı alanındaki çalışmaları gören çocuklar, bu kum havuzu sayesinde kendilerini arkeolojik serüvenin içinde hissedebiliyor. Ayrıca kum havuzundaki bilgilendirme tabelası da küçüklere basitçe arkeolojiyi ve önemini anlatıyor.

İşin en heyecan verici kısmıysa Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nin de içerisinde bulunduğu alanın henüz küçük bir parçasının kazılmış olması. Henüz kazı çalışmalarına başlanmamış olan alanda kim bilir bizi nasıl sürprizler bekliyor?

SİTE HAYALİ ‘SİT’LE BİTTİ

Tel örgünün hemen yanında köstebek yuvası gibi delik deşik edilmiş bir alan dikkatimizi çekti. Rehberimizden bu arsanın ilginç hikayesini öğrendik. Lüks site yapmak isteyen bir ‘beton sever’in hayallerinin nasıl suya düştüğünün hikayesi şöyle: Arsa sahibi alana, yan taraftaki gibi lüks bir site yapmak istemiş. “Kazı alanına çok yakın. Önce onay alman gerekir” diyenlere de, “Tanıdıklarım var, hızlıca inceleme yaptırıp, onayı alırım” demiş. Aylarca sürecek olan kazı işlemini, tüm ekibin ve çalışmaların masrafını karşılayarak hızlandırmış. Ancak alandan çıkan buluntular öylesine çokmuş ki, sonunda arsa, birinci derece SİT alanı ilan edilmiş. Böylece lüks site projesi yalan olmuş.

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

KÜLTÜR MERKEZİ İŞLEVİ GÖRÜYOR

Yeşilova Höyüğü Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, dördüncüsü düzenlenen ‘Türkiye Arkeoloji Araştırmaları Webinarı’na konuşmacı olarak katıldı. Moderatörlüğünü Prof. Dr. Mustafa Şahin’in yaptığı, ‘Müzelerde Eğitim ve Çocuklar İçin Kültürel Miras’ başlıklı oturumda Derin, Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediye ve üniversite işbirliğiyle hayata geçirilen Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nin yapım süreci ve burada gerçekleştirdikleri faaliyetlerle ilgili bilgi verdi. Derin, “Temel amacımız eğitim vermek. Ama sadece çocuklara değil, çeşitli kurslarımız ya da çalıştaylarla, yıl içindeki konferanslar ve sempozyumlarla yetişkinlerle ilgili çalışmalar da sürdürüyoruz. Yeşilova Höyüğü Ziyaretçi Merkezi’nin önemli bir bölümü, çocukların arkeoloji eğitimi alabileceği bir sınıfa da dönüşebiliyor. Sanatçılar için de sergileme alanımız var. Buranın sadece arkeolojik bir alan değil, bir kültür merkezi gibi işlev görmesini sağlıyoruz” dedi.

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

#yeşilova, #yeşilova höyüğü, #yeşilova höyüğü ziyaretçi merkezi, #bornova, #izmirde gezilecek yerler

Kadın kahinleriyle ünlü Erythrai

Çeşme’nin, Alaçatı’nın kalabalığından sıkıldınız mı? “Pandemi de var, çok da insanlarla dip dibe gezmeyelim” mi diyorsunuz? İş güç derken yorulan bedeninizi de ruhunuzu da dinlendirmek için yer mi arıyorsunuz? O zaman direksiyonu Ildırı’ya kırın. Bu şirin ve az bilinen balıkçı kasabasında sakin ve huzurlu anlar sizleri bekliyor. Üstelik burası bizim ‘mevsimsiz’ dediğimiz yerlerden. Yunan filozofu Platon’un dediği gibi, yazın da kışın da en güzel günbatımlarını izleyebilirsiniz Ildırı’da.

Biz, Ildırı’yı yaz mevsiminde de kış mevsiminde de ziyaret ettik. O yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, burası her mevsim ayrı güzel. ‘Ildırı’da ne yapılır?’ derseniz, ‘Önce kültür mirası’ deriz. Ildırı’da, merkeze yürüme mesafesinde, bisiklet parkurunun üstünde Erythrai Antik Kenti yer alır. İsmi, Yunanca ‘kızıl’ anlamına gelen Erythros’tan türetildiği düşünülen bu kent, 12 İyon kentinin biridir. Kente, toprağının renginden dolayı bu ismin verildiği varsayımlardan biridir. Diğeri ise kentin ismini, kurucusu Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythro’dan aldığı varsayımıdır. Ya da belki her iki durum yüzünden kente bu isim verilmiştir.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Erythrai, Atina Kralı Kodros’un soyundan gelen Kleopos/Knopos tarafından genişletilmiş. M.Ö. 8’inci yüzyıldan itibaren kent, İyonya’nın sosyo-politik gelişmelerinde önemli rol oynamış. Arkeolojik buluntuların yerleşimin neredeyse tamamında kesintisiz olarak ortaya çıkarılması, İyonya ile ilgili önemli bilgiler verirken, akropoldeki Pers egemenliği dönemine ait buluntular da, o döneme ilişkin bazı bilgileri değiştirmiş. Kentteki en erken yerleşim izleri, M.Ö. 3 bin yılına kadar uzanır. Antik yazarlara ve kazılardan elde edilen bilgilere göre, Erythrailıların Fenikelilerle yoğun ilişkiler içinde olduğu, Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Ege’de ticari faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılır.

Arkaik dönemde başlayan ticaretle Erythrai, Doğu mallarını hem kullanmış hem de tüm İyonya’ya dağıtmış. Bu sayede kent, ticaret ve diplomasi alanlarında Samos ve Miletos ile dirsek teması halinde olup, karşı komşusu Khios’la ise rekabet içindeymiş.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

M.Ö. 6’ncı yüzyılın ortalarında tüm Anadolu gibi Erythrai da Pers egemenliğine girmiş. Ancak şehir, bulunduğu stratejik konumu kullanarak M.Ö. 5’inci yüzyılda Attika-Delos Deniz Birliği’nin önemli bir üyesi olmuş. Erythrai, bu birliğe İyonya devletleri arasında en çok vergi ödeyen şehirmiş. Bu da Erythrai’ın o dönemki gücünü gözler önüne seriyor. Erythrailılar, Pers satraplarıyla (yerel halktan seçilen valiler) kurduğu yakın ilişkiler sayesinde bu dönemde de güçlenmiş. Teşekkür olarak da kentin yöneticileri, Karia bölgesinin satrapı Mausolos’un altın taçlı heykeliyle karısı ve kız kardeşi Artemisia’nın gümüş taçlı heykellerini de şehre diktirmiş. Ancak giderek artan Pers baskısına dayanamayan kent, diğer İyon kentleriyle direnişe katılmış, kentin bağımsızlığı M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in desteğiyle kazanılmış. Kayıtlara göre Büyük İskender, Asya Seferi sırasında Erythrai’dan geçmiş ve kentin tiyatrosuyla surlarının tamamlanması için maddi destek vermiş. İskender’in ölümüyle başlayan karmaşa sonucunda Erythrai, Pergamon (Bergama) Krallığı’na geçmiş. Kentin, ‘özgür kent’ statüsü alması için M.Ö. 133 yılında gerçekleşmiş. Roma döneminde Erythrai, Sibylla (bilici kadın) kavramının doğduğu yer olarak itibar görmüş. Özellikle Romalı yöneticilerce yönetilmiş. Ancak savaşlar, yağmalar ve depremlerle sarsılan kent, Bizans hakimiyetindeyken önemini yitirmiş. 1366’da Türk egemenliğinin ardından sırayla, Erythre, Rhtyrai, Lythri, İlderen ve son olarak da Ildırı isimleriyle anılmış.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Kentteki, Athena Tapınağı ve Herakleion, İyon mimari özellikleriyle Anadolu’daki en iyi örnekler arasında yer alır. Samos Heraion’una yapılacak adaklar için kore tarzında heykeller ithal edilmiş, yakın yerleşim olan Klazomenai ile benzerlik gösteren kabartmalı, süslemeli lahitler üretilmiş. Roma zamanında da Erythrai´ın ihraç etmek için hazırlanan kaliteli şaraplarla meşhur olduğu biliniyor. Öyle ki bu şaraplar için özel amforalar da üretilmiş.

Antik kente, lahana tarlalarının ve evlerin arasından giriliyor. İlk olarak Erythrai’da yaşamış dönemin ünlü komutanına ait olduğu düşünülen anıtsal mezar (Heroon) yer alıyor. Mezarın hemen arkasındaki bölüm olan agora, İyon şehirlerinde hayatın kalbinin attığı yerdir. Burada resmi işlerin yapıldığı bölümlerle dükkanlar yer alır. Ardından bir kapı karşımıza çıkıyor. Kapı, belli saatlerde mi açık oluyor bilmiyoruz ama antik kente giriş ücretsiz. Dik basamaklarıyla antik tiyatro, ziyaretçileri karşılıyor. Bir zamanlar sahne olarak kullanılan alanın ortasında yükselen yaşlı badem ağacı, medeniyetlerin geçiciliğini, doğanın ise gücünü yeniden hatırlatıyor. Anadolu’daki en erken Grek tiyatrolarından biri olan yapı, günümüze çok iyi durumda gelemese de büyüklüğünden kentin gücü ve nüfusu anlaşılıyor. İmparator Hadrianus tarafından onarılan tiyatro, çift diazomaya (seyirci oturma platformları) sahip. Yapının caveası (yarım daire formlu seyirci oturma kısmı) ve analemma duvarlarının, Hadrianus zamanında yapıldığı düşünülüyor. Skene (sahne) binasının da temelleri günümüze ulaşabilmiş.

Erythrai’ın akropolü, Gerence ile Ildırı körfezlerini gören bir tepenin üstündedir. Nefis bir panoramik manzaraya sahip olan alanda, yönetim binaları, dinsel yapılar, tapınak, heykeller ve saray yer alır. Doğal bir kale görevi gören akropolden, denizden gelebilecek olası tehditler de görülebilir. Akropolde yer alan kilisenin duvarları kısmen korunmuş durumda. Yağmurlu bir günde gezdiğimiz antik kentte, kiliseyi ilk gördüğümüzde tepesinde kuşlar uçuyordu. Bu haliyle, korku filmlerinde çıkmış bir havası vardı. Aynı alanda, M.Ö. 530 yılında inşa edildiği bilinen Athena Polias Tapınağı’na ulaşmak için de kazı çalışmaları yapılmış. Ünlü tarihçi Herodot tarafından yazılan kaynaktan, tapınağın kadın kahinleriyle meşhur olduğu öğrenilir. Pausanias ise kentin diğer tapınağı Herakles’e Trakyalı kadınlardan başkasının giremediğini belirtir.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler


Athena Tapınağı’nın günümüze temeli ulaşmış olsa da, Prof. Dr. Ekrem Akurgal tapınağı, ‘Ege uygarlığının yükseliş döneminin ilk temsilcisi’ olarak değerlendirir. Akropolden ayrıca Cennet Tepesi’ndeki Roma villaları görülür. Ildırı’nın girişinde yer alan tepede Roma döneminde yapılmış büyük bir villanın kalıntıları yer alır. Evin çok odalı oluşu, yerleşim en güzel yerinde konumlanması ve tabanındaki kullanılan kaliteli mozaikler, evin oldukça zengin birine ait olduğunu gösterir. Buradan çıkarılan örneklerden bazıları, İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Şehirde 5 kilometre uzunluğundaki surların, Aleon deresinin başlangıç kısmındaki antik döşemeler ve su kemerlerinin, Roma villasının yakınındaki hamamın, Ildırı’ nın beş kilometre uzağındaki taş ocaklarının kalıntılarına da rastlanır.

Antik kenti gezip akropolün enfes manzarasını hafızamıza kazıdıktan sonra Ildırı’ya dönebiliriz. Burası, 19’uncu yüzyılda ‘Lithri’ isimli Rum köyüymüş. Köylüler, zeytin, pamuk, üzüm, badem, tütün, buğday gibi ürettiği birçok ürünü ihraç ediyormuş. 1913’te köy halkı, Balkan Savaşları mağlubiyetinin ardından Anadolu’da baş gösteren intikam hareketiyle Sakız’a kaçmış. Boşalan köye, o tarihlerde Balkan göçmenleri yerleştirilmiş. 1919’daki Yunan işgalinde köyüne dönen bin 800 Rum, üç yıl sonra Yunan ordusu geri çekilince, son kez Ildırı’dan ayrılarak Sakız’a dönmüş. Bazıları da Atina yakınındaki Yeni Erythrai’yi kurmuş. Dalyan’a yerleştirilen Müslüman mübadillerin de buraya gelmesinin ardından başlayan sıtma salgını nedeniyle köy, 1929-1937 tarihleri arasında boş kalmış. O dönemde buradaki yapı malzemeleri çevre köylere satılmış. Antik kentin taşlarının da o zaman yağmalandığı düşünülüyor. 1937’den sonra mübadiller sağlam kalan 14 yapıyı satın alıp köye dönmüş. 1981’de SİT alanı ilan edilen Ildırı’da, yapılaşmaya izin verilmemesi bölgenin bakir kalmasını sağlamış. Erythrai’da yapacağınız tırmanışın ve inişin ardından Ildırı’nın sahilinde yer alan balık restoranları hem soluklanmak hem de karnımızı doyurmak için iyi bir alternatif. Biz en salaş olana oturduk. Mezelerinin lezzeti ve su ürünlerinin tazeliği hala aklımızda.

Hz. İsa kehaneti

Ünlü coğrafyacı Strabon, kentin kadın kâhinleriyle (Sibylla) tanındığından bahseder. Strabon, ‘Coğrafya’ adlı kitabında, “İlki benden önce, Büyük İskender’in çağında yaşamış, ismi Athenais” diye yazar. Rivayete göre bu kahin, İskender’in doğumunu ve kentin Perslerden kurtuluşunu görür.

İkinci Sibylla ise daha dikkat çekici bir kehanette bulunur. Hz. İsa’nın gelişini ve paganizmin sonunun geleceğini öngörür. Dünyevi adı Herophile olan kadın kahinin hikayesini, Decameron Öyküleri’nin ünlü yazarı Giovanni Boccaccio, 1375’te yayımlanan “Ünlü Kadınlar” adlı kitabında anlatır. Herophile’nin tasvirini ise Michelangelo’nun yaptığı Sistine Şapeli’ndeki fresklerde görürüz.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Herakles heykeli ve saç örgüsü

M.S. 2’nci yüzyılın sonlarında yaşamış Lidyalı gezgin ve coğrafyacı Pausanias tarafından Erythrai ve Erythrailılar hakkında aktarılan öykü şöyledir: Bir efsanede tanrılaştırılmış Herakles’i betimleyen bir heykelin Fenike’deki Tyros kentinden bir sal üzerinde denize bırakıldığı anlatılır. Sal İyonya kıyılarına yaklaşmış ve Khios (Sakız) Adası ile Erythrai’ın tam ortasındaki Mesate Burnu’nda (Topburnu) karaya vurmuş. Hem Khioslular hem de Erythrailılar heykeli kentlerine getirmek için ellerinden geleni yapmışlar. Fakat heykel bir türlü kıpırdamamış. Nihayet Erythrailı kör bir balıkçı bir düş görmüş. Düşünde ona, Erythrailı kadınların saçlarını kesmeleri, erkeklerin de bunlardan örecekleri bir halatla salı kıyılarına çekmeleri gerektiği açıklanmış. Soylu kadınlar böylesi bir saçmalık uğruna iş birliğine yanaşmamışlar. Gerek köleler gerekse kentte yerleşik yabancılar arasında bulunan Thrak asıllı kadınlar ise hiç düşünmeden söylenenleri kabul etmişler. Onların saçlarından örülen halat sayesinde, Erythrailılar sala ve heykele sahip olmuşlar. Dahası kör balıkçının gözleri açılmış. Herakles heykeli için bir kutsal yer yapılmış. Bu kutsal yere Thrak kadınlarının dışında, kadınların girmesi yasaklanmış.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Nasıl gidilir?

Ildırı’ya ulaşabilmek için iki yol kullanılabilir. Eski Yol olarak tabir edilen, Urla-İçmeler-İYTE yolundan Çeşme’ye doğru giderken kahverengi Ildırı tabelasını takip ederek gidebilirsiniz. Ya da otobanda Çeşme yönüne doğru giderken Karaburun-İYTE kavşağından çıkarak buraya varabilirsiniz. Aceleniz yoksa Zeytinler Kavşağı’ndan çıkarak orman içinden Ildırı’ya gitmeniz de mümkün.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Metropolis’te Kırmızı Başlıklı Kız

Siz hiç antik tiyatroda sahneye çıktınız mı? Bunun için ya sanatçı olmanız ya da çabuk sıkılan ve dikkatini çekmeniz gereken bir çocuğa sahip olmanız lazım… Böyle olunca, Metropolis’in tiyatrosunda, yüzlerce yıl sonra Kırmızı Başlıklı Kız’ı sahnelemiş olduk.

Çocuk sahibi olanlar bilir. Onlarla gezmek epey zorludur; hele ki Lena gibi beş yaşında bir çocukla. Ancak yine de eğlenceli ve öğretici olabilir bu yolculuklar. Öncelikle yol boyunca daha çok tuvalet ve ‘sıkıldım’ molası vermeyi göze almalısınız. Tabi bir de dünyayı keşfetmeye çalışan her çocuğun yaptığı gibi çokça soru sormasını. Keyifli yanları ise, çocuktan gelen basit bir soruyla önünden geçip gidebileceğiniz şeylere dikkat kesilmek, sınırsız merakla öğrenme açlığına tanık olmak ve biz yetişkinlerin nerede, ne zaman bunlardan vazgeçtiğini hatırlamaya çalışmak.

#torbalı #metropolis #ana tanrıçanın kenti #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Bir yaz sabahı, sonunda denize çıkacağımız uzun bir rotayla yola çıktık. İlk durağımız ‘Ana Tanrıçanın Kenti’ olarak bilinen Metropolis’ti. Burası, Torbalı’ya beş kilometre uzaklıkta, arkasında Antik Gallesion (Alaman) Dağı bulunan tepeye kurulmuş bir İyon kenti. Kentin bulunduğu SİT alanı, yaklaşık 200 dönümlük bir araziyi kaplıyor. Kent, M.Ö. 3’üncü yüzyılda Büyük İskender’in komutanlarından biri olan Lysimakhos ve adamları tarafından kurulmuş. Metropolis adını, tabiatın ana tanrıçası olan Meter Gallessia’dan almış. Metropolis’in, zamanında zeytinyağı ve kaliteli şarap yapımında oldukça başarılı olduğu biliniyor. Hatta ünlü coğrafyacı Strabon, güzel şarap yapan kentleri sayarken, Metropolis’i de bu listeye dahil etmiş.

Metropolis, iki önemli İyon kenti olan Smyrna ve Efes’i birbirine bağlıyormuş. Bu yüzden antik çağda ekonomik açıdan oldukça iyi durumdaymış. M.S. 2’nci yüzyıl sonrasında kent, tepenin batı yamaçlarına ve düzlüklerine doğru genişlemiş.

Akropol
Akropol

Metropolis ilk olarak, 17’nci ve 18’inci yüzyıllarda yaşamış olan Spon ve Wheler’nin bölgeyi anlatan çalışmalarında kayıt altına alınmış. Kentteki ilk bilimsel çalışma, 1860’lı yıllarda İzmirli araştırmacı A. Fontier tarafından yapılmış. Fontier, araştırmaları sonucunda, antik kentin çevresindeki Çevlik ve Fetrek çaylarının antik isimlerini ‘Astraios’ ve ‘Phyrites’ olarak saptamış. Ayrıca kent kalıntılarını da tarif etmiş. İlk ayrıntılı çalışma ise Avusturyalı bilim adamı J.Keil tarafından I. Dünya Savaşı’ndan önce gerçekleştirilmiş. 1972-1975 yılları arasında Prof. Dr. Recep Meriç, Metropolis’te, sonuçları daha sonra Almanya’da yayımlanan sistematik bir yüzey araştırması yapmış. 1989 yılına gelindiğinde ise Torbalı Belediyesi’nin öncülüğünde bilimsel kazılara başlanmış. 16 yıldır da kazılara, Sabancı Vakfı destek veriyor.

#torbalı #metropolis #ana tanrıçanın kenti #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Tepeye doğru uzanan basamakları çıkarken karşımıza ilk olarak tiyatro yapısının doğusunda bulunan özel konut çıkıyor. Fresk ve mozaiklerle dekore edilmiş bu yapıdaki mozaik örnekleri, Batı Anadolu’nun en seçkin örnekleri arasında yer alıyor. Moziklerdeki figürlerde, elinde thyrsos (ucunda çam kozalağı takılı bir sarmaşık olan asma dallarıyla sarılı bir değnek) tutan Şarap Tanrısı Dionysos ve eşi Ariadne ile Dionysos perilerinden Maenad figürleri bulunuyor. Portre şeklinde hazırlanmış bu köşe figürleri arasında ellerinde kadeh tutan Eroslar görünüyor. Moziklerde, kuş ve balık tasvirlerinin yanı sıra tiyatro maskları da dikkat çekiyor. M.S. 2’nci yüzyıla tarihlendirilen yapının, tiyatro etkinliklerinde konuk evi veya resepsiyon salonu olarak kullanıldığı düşünülüyor.

Küçük ve zarif tiyatro yapısı, Metropolis’in iyi korunmuş yapılarından biri. 3 bin 600 kişilik tiyatronun orkestra ve alttaki oturma sıraları erozyon nedeniyle toprak altında kalmış. Bu yüzden bugüne tüm güzelliğiyle ulaşabilmiş. Tiyatroda ele geçen yazıtlardan, mekanın sadece tiyatro gösterileri için değil, sosyal ve dini törenler için de kullanıldığı anlaşılıyor. Oturma sıralarının köşelerindeki grifon ayakları, tiyatroya zariflik katmış. Aslı İzmir Arkeoloji Müzesi’nde bulunan ‘Grifonlu Soylu Koltuğu’nun bire bir kopyası da antik tiyatrodaki orijinal yerinde duruyor. Gezimizin bu noktasında, yanımızdaki küçük çocuk sıkılmaya başlıyor. Yüzlerce basamağı ve yokuşları onu omzumuza alarak hızla çıkıp, geziyi bir an önce bitirmemizi istiyor. Çünkü sonrakini merak ediyor; “Buradan sonra nereye gideceğiz?”

İşte bu noktada, antik kent ziyaretine, mini bir dramayla ara veriyoruz. Lena’nın isteği üzerine, Kırmızı Başlıklı Kız’ı (elimizden geldiğince) canlandırmaya çalışıyoruz. Antik tiyatroda yankılanan en acemice oyun, belki de bu sıralarda oturan en küçük izleyicinin alkışını alıyor. Tabi biz de sabrımız ve azmimiz için kendimizi alkışlıyoruz. Artık şehri gezmeye devam edebiliriz.

Hamam kompleksi, soğukluk bölümünün yanında uzanan salon, beş adet zemini mozaik döşeli bölmeden oluşuyor. İçinde ele geçen günlük kullanım için yapılmış cam ve pişmiş topraktan kaplara dayanarak bu bölmelerden birinin yemek ve davet salonu olarak kullanıldığı düşünülüyor. Kazılarda, hamam yapısının kuzey, güney ve batı dış duvarlarının etrafını dolaşan, üzeri tuğla tonozlarla örtülü koridorlardan birinde genç bir çocuğa ait ayak izlerine rastlanmış. Bu koridorların, servis koridorları olduğu varsayılıyor. Hamamın bitişiğinde yer alan spor kompleksinin M.Ö. 2’nci yüzyılda bir kadın tarafından idare ediliyor olması, şehirle ilgili ilginç bir bilgi olarak karşımıza çıkıyor. Kazılarda bulunan bir yazıtta, sosyal kompleksin yöneticisi olarak Alexandra Mirton isimli bir kadının adı geçiyor. 2 bin 200 yıl öncesine ışık tutan bu bilgi, antik çağda kadınların sosyal yaşamda ve iş yaşamında önemli bir rol oynadığını da kanıtlar nitelikte. Kompleksin köşesine bitişik durumda, 25 kişi kapasiteli olduğu tahmin edilen tuvaletlerin bir kısmı ise, geçmişle ilgili bilgi vermesi için ahşap malzemeyle restore edilmiş.

#torbalı #metropolis #ana tanrıçanın kenti #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Kentte bir de, ‘Balneum’ adı verilen, 400 metrekarelik kişiye özel hamam yapısı bulunuyor. M.S. 400-500 yıllarına ait olduğu düşünülen bu yapının mermer avlusunun bir kısmında 3-4 kişilik bir havuz açığa çıkarılmış. Yapının içinde, küvet şeklinde bölmeler bulunan ve terleme odası olduğu tahmin edilen farklı odalarda, yerden ve duvardan ısıtma sağlayan ‘Tubuli’ adı verilen bir sistemin olması dikkat çekici.

Balneum
Balneum

Metropolis, coğrafyanın yapısına planlanan, ızgara planlı şehirlere örnek gösterilebilecek kentlerden biri. Dik bir meyille aşağı doğru uzanan arazide kurulan kentin akropolü, yamacın en yüksek noktasında yer alıyor. Ele geçen yazıtlardan, Savaş Tanrısı Ares’in kentin koruyucusu olduğuna inanıldığı ve ona adanmış bir tapınağın olduğu anlaşılıyor. Kentin aşağılarından akropolise merdivenli bir yolla ulaşılırken, hamam kompleksinin alt kısmında etrafı sütunlarla çevrili, ortasında bir havuzun yer aldığı avlu ve kenarına odaların sıralandığı bir konuta rastlıyoruz. Konutta yer alan mozaik süslemeli koridorun her iki ucunda ”İyi şanslar” anlamına gelen dilek, Yunanca ”Agatha Tykhe” ve Latince ”Bona Fortuna” olarak yazılmış.

Kazılarda, 2015 yılında ilk defa dini içerikli bir yapıya rastlanmış. Zeus’a adanmış olan tapınak alanındaki yazıtlara göre, Zeus ilk defa burada ”Krezimos’ unvanıyla anılmış. Metropolis’e ait yerel bir sıfat olduğu anlaşılan Krezimos’un ‘Metropolis’e bolluk ve bereket getiren koruyucu Zeus’ anlamına geldiği düşünülüyor.

#torbalı #metropolis #ana tanrıçanın kenti #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Kent, M.S. 272 yılında büyük bir tahribata uğramış ve terk edilmiş. Fakat Bizans döneminde tekrar kullanılmaya başlamış. Bu dönemde Arap akınlarından korunmak için, Metropolis kentinin helenistik dönem surları güçlendirilip, kuzeye doğru biraz daha genişletilmiş. Genişletme işlemi yapılırken, sur duvarı meclis binasının tam ortasından geçirilip, antik kentin yapılarının taşları, bu kalenin yapımında kullanılmış.

Metropolis’ten ayrıldıktan sonra dünya harikası olan Kuşadası Dilek Yarımadası Milli Parkı’na gidip kendimizi mavi sulara bıraktık. Bu yolculuk, yorgunluktan çok daha fazla mutluluk ve keşif hazzı bırakıyor geride.

İlk köle isyanı bastırılmış

Metropolisliler; tarihin ilk köle isyanı olan Aristonikos ayaklanmasında Roma’nın yanında yer alarak, Bergamalı Aristonikos’a ve onun Güneş Ülkesi Askerleri’ne karşı savaşmış. Kölelere özgürlük ve yabancılara vatandaşlık hakları gibi söylemlerle yola çıkan Aristonikos’a, Foça (Phokia) destek verirken, Anadoludaki kölelerini kaybetmek istemeyen pek çok krallık ve Efes, Smyrna gibi zengin İyon kentleriyle beraber Metropolis de Roma ordusunun yanında saf tutmuş.

#torbalı #metropolis #ana tanrıçanın kenti #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

11 binden fazla tarihi eser

Elbette ki, kadınların kendilerini güzelleştirme istekleri, eski çağlara dayanıyor. Dönemin imkanlarına göre yaşarken güzelleşmeye çalışan kadınların mezarları da süs eşyaları ve takılarla dolup taşıyor Metropolis’te 2009’da ortaya çıkarılan bir mezar, hırsızların gözünden kaçmış. Hiç açılmamış olan kadın mezarında, 41 adet koku şişesi, aynalar, pullar ve bir çift küpe bulunmuş. Öte yandan antik kentte sürdürülen kazı çalışmaları sırasında seramik, sikke, cam, mimari parçalar, figürler, heykeller, kemik ve fildişi eserler, pithos (depolama küpü) ve birçok maden eserden oluşan 11 binin üzerinde tarihi eser gün yüzüne çıkartılmış. Kazılarda elde edilen eserler, bugün İzmir Arkeoloji Müzesi, İzmir Tarih ve Sanat ile Selçuk Efes müzelerinde sergileniyor.

2020 kazı çalışmalarında birbiriyle bağlantılı 4 sarnıç bulundu.
2020 kazı çalışmalarında birbiriyle bağlantılı 4 sarnıç bulundu.
Alandaki en yoğun buluntular bitkisel ve hayvansal bezemelere sahip sırlı seramikler olarak öne çıkıyor.
Alandaki en yoğun buluntular bitkisel ve hayvansal bezemelere sahip sırlı seramikler

Dört sarnıç bulundu

Metropolis’te birkaç ay önce, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Aybek başkanlığında sürdürülen kazı çalışmalarında birbiriyle bağlantılı dört anıtsal yapı ortaya çıkarıldı. Geç Roma Dönemi’nde kentin su ihtiyacını karşılamak için kullanıldığı düşünülen sarnıçların, olası bir saldırı ya da kuşatma esnasında güçlü surlarla çevrili akropolisteki halkın su ihtiyacını uzun süre karşılaması için yüksek noktalara yapıldığı belirtildi. M.S. 12’nci ve 13’üncü yüzyıllarda ise kent halkının, sarnıçları çöplük olarak kullanmaya başladığı düşünülüyor. Çünkü kazılarda, yemek artığı, hayvan kemiği ve seramik parçalar ele geçirilmiş.

#torbalı #metropolis #ana tanrıçanın kenti #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

#torbalı #metropolis #ana tanrıçanın kenti #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler