Bilge Bias’ın evi: Priene

Büyük Menderes’in asırlardır hayat verdiği topraklardaki onlarca Anadolu uygarlığından biri de antik dünyanın Yedi Bilgesi’nden biri olan Bias’ın yurdu Priene’dir. Yeşil yolu ve ilginç tarihiyle bizi yoldan çıkaran bu İyon kentini birlikte gezelim.

Yolculukların en keyifli anları, yoldan çıktığımız anlar olmuştur. Rotada olmayan, ‘Hadi şuraya da bir bakalım’ dediğimiz her yerden gülen yüzlerle ayrılırız. Bizim gibi tarih ve kültür meraklıları için yolda en cezbedici unsur kahverengi yol tabelaları olmuştur. Geçen haftaki eski Doğanbey gezimizden dönerken de aynı bölgedeki Priene‘nin tabelası ve antik kente giden ağaçlı yol aklımızı çeldi.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Eski bir su kemerinin önündeki geçerek ulaştığımız kentte bizi basamaklar karşıladı. Yüzlerce yıl önce Prienelilerin tırmandığı basamakları çıkarken epey yorulduk. Ancak bu zarif kent, yorgunluğumuzu unutturacak güzellikler sundu. 12 İyon kentinden biri olan Priene‘nin kuruluşu M.Ö. 8’inci yüzyıla dayanıyor. Ancak bir süre sonra şehir terk edilmiş. İkinci kuruluşu ise Atina’nın yardımıyla M.Ö. 4’üncü yüzyılda olmuş. Kentin ismi, antik Anadolu dillerinden olan Luvice’de ‘Hisar Yurdu’ demek. Dik bir yamaca kurulmuş olan şehirde çok miktarda merdiven kullanılmış. Ayrıca bir liman kenti olması oldukça ilginç. Çünkü bugün deniz, 15 kilometre uzakta.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Priene, Izgara Planı’na göre inşa edilmiş.

Priene Antik Kenti sırasıyla Lidyalılar, Persler, Büyük İskender, Bergama Krallığı, Romalılar ve Doğu Romalıların (Bizans) hakimiyetine girmiş. Tarihinin hiçbir döneminde önemli bir siyasal rol üstlenmemiş olan Priene, Bizans döneminde Efes’e bağlı bir piskoposluk merkezi olmuş. Kent, M.S. 13’üncü yüzyılda ise sıtma ve deprem nedeniyle tamamen terk edilir. 1800’lü yıllarda Alman bir ekibin yaptığı kazılarla ortaya çıkarılan kente ait bir çok önemli eser, Berlin Müzesi ve Britanya Müzesi’nde sergileniyor. Ancak kalanlar bile şehrin ne kadar önemli olduğunu anlamaya yetiyor. Priene, Hippodamus (Izgara) Planı ile kurulan en eski kentlerden biridir. Kent, iyi korunmuş yapıları ve sokaklarıyla İlkçağ’daki görünümünü halen koruyor.

6 bin 500 kişilik tiyatro, oturma sıraları ve sahne arkasıyla bugüne kadar ulaşmış.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Sahne arkası da çok iyi korunmuş durumda

Ören yerine girip merdivenleri çıktığımızda bizi sağ tarafta antik tiyatro karşılıyor. Bugün bile soyunma odalarına açılan sütunlu bölümün ayakta olduğu tiyatro, M.Ö. 4’üncü yüzyılda, yani şehir ikinci kez kurulduğunda inşa edilmiş. Sonradan yapılan eklentilere rağmen yarım ay şekliyle Helenistik karakterini korumuş olan yapının 6 bin 500 kişilik oturma alanı yamaca yaslanmış. Tiyatronun soylular için ayrılmış mermer koltukları bugün hala yerlerindeler. Zamanında bu koltuklara oturan kralları, kraliçeleri, prens ya da prensesleri, seyrettikleri oyunları düşünmeden edemedik. Ya da arkalarında oturan halkın, onlar için ne düşündüklerini…

Tiyatronun arkasında piskoposluk kili

Tiyatronun hemen arkasında, Yukarı Gymnasium, Bouleuterion (Meclis Binası) ve Başpikopos Kilisesi yan yana yer alıyor. Meclis binası bu yapıların en eskisi. Çünkü kentin ilk kurulduğu zamandan kalma. 640 kişilik oturma yerine sahip yapı, ahşap bir çatıyla kapatılıyormuş. Başpiskopos Kilisesi’nden sağa, yukarı doğru çıktığımızda, bizi zamana ve depremlere direnen beş sütunuyla Athena Polias Tapınağı karşılıyor. Kentin en yüksek noktasında kayalık bir teras üzerine inşa edilmiş tapınak,  Yunan mitolojisinde zeka, sanat, strateji, ilham ve barış tanrıçası Athena’ya adanmıştır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Tapınağı, dünyaca ünlü Halikarnas Mozelesi‘nin mimarı Pytheos yapmış. Eşsiz manzarasıyla nefes kesen Athena Kutsal Alanı, Prienelilerin barış ve huzur isteklerini gerçekleştirmek için kurban kestiği ve Tanrıça Athena’yı kızdırmamak için dua ettikleri yerdi. Athena Tapınağı’nın depremlere, savaşlara rağmen ayakta kalan sütunlarının önünde oturup yüzlerce yıl önce burada edilmiş duaları, göğe yükselmiş niyetleri dinledik.

Athena Tapınağı'nın ayakta kalan sütunları, tapınağın o günkü haşmetinin nişanesi
Athena Tapınağı
Athena Kutsal Alanı
Tapınağın girişi

Bugün çoğu yıkılmış olsa devasa genişlikteki sütunlarından ne kadar büyük bir yapı olduğu anlaşılıyor. Hatta bir rivayete göre, M.Ö. 334 yılında şehre gelen Büyük İskender, tapınak inşaatının bitirilemediğini görmüş ve maddi yardımda bulunmuş. Priene halkı da minnettarlığını göstermek için, bugüne sadece zemin kalıntıları ulaşabilen Büyük İskender’in Evi’ni yaptırmış.

Athena Tapınağı'nda soluklanan iki gezgin

Tapınağın üst kesiminde kentin ilk zamanından kalma Demeter Kutsal Alanı yer alır. Aşağı indiğimizde ise kendimizi sağda Gıda Pazarı, Büyük İskender Evi, Kybele Kutsal Alanı, solda ise Agora, Stoa Alanı, Asklepios Kutsal Alanı ve Zeus Olympios Kutsal Alanı’nın yer aldığı ana caddede bulduk.

Agora’yı Gıda Pazarı’na bağlayan ana cadde

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Ana cadde ve stoa

Gözümüze ilk olarak buraya ait olamayacak büyüklükteki sütun parçaları çarptı. Bunlar yukarıdaki Athena Tapınağı’ndan yüzyıllardır süren depremlerde düşmüş. Dikkatimizi çeken diğer unsurlar, Gıda Pazarı’na gelen satıcıların ürünlerini sergilediği mermer masa şeklindeki tezgahlar ve antik zamandan kalma bir bank oldu.

Biraz dinlenmek için taş banka oturduk. Ne de olsa şehrin yarısını gezmiş, merdiven inip çıkmaktan yorulmuştuk. İkimizin de hayal gücü yüksek olunca hikaye yazmak hiç de zor olmadı. Mesela bu bankta M.Ö. 4’üncü yüzyılda sıcaktan bunalan hamile bir kadın oturmuş, onu gören bir esnaf su ikram etmiş olabilir. Ya da M.Ö. 300’lü yıllarda iki tüccar oturmuş, “Şu Athena Tapınağı da bir türlü bitmedi. Büyük İskender yardım edecek diyorlar” diye konuşmuşlardır. M.S. 2020’de de biz, iki yorgun İzmirli oturup bundan yüzyıllar sonra da bu bankta birileri oturur mu diye düşündük. Tarihi ve kültürel mirasımızı hakkettiği şekilde korursak, 2 bin 400 yıl dayanmış Priene kalıntıları elbet o günlere de ulaşır.

Mısır tanrıçası İsis'in batı uyarlaması
Mısır Tanrıçası İsis’in batı uyarlaması

Ana caddeyi bitirip sola tırmandığınızda karşınıza Mısır Tanrıları Alanı çıkacak. Bu alanda, antik Mısır kültüründeki İsis, Serapis gibi tanrıların kültleri bulunuyormuş. Mısır tanrı ve tanrıçalarına dua etmek isteyen Prieneliler, yanlarında bir Mısırlı getirmek zorundaymış. Çünkü kült şarkılarını Mısırlı birinin söylemesi gerekiyormuş.

Peki binlerce kilometre uzaklıktaki Mısır’ın ilahlarının bir İyon kenti olan Priene’de ne işi vardı? Tarihçiler bu soruya iki yanıt bulmuşlar: Birincisi Mısır’da o dönem çok güçlü bir devlet hüküm sürüyormuş ve ticaret yaptığı şehirleri etkilemiş.

Mısır Tanrısı Serapis'in batı uyarlaması
Mısır Tanrısı Serapis’in batı uyarlaması

İkincisi ise antik Yunan kültürü yani paganizmde tanrılar yaşayanlarla ilgilidir. Bu yüzden Ege kıyılarında çokça görüldüğü gibi Priene’de de halk, ölümden sonraki hayatı için buraya gelerek Mısır tanrılarına dua etmiş.

Mısır Tanrıları Kutsal Alanı’nı da ziyaret ettikten sonra şehrin çıkışı olan Doğu Kapısı’na yöneldik. Bugüne en iyi şekilde korunmuş kapı olan Doğu Kapısı’na oldukça geniş, taş döşeli bir caddeden ulaşılıyor. Kapının hemen dışında nekropol/nekropolis (mezarlık) bulunuyor. Ön kısımdaki tonozlu oda şeklindeki mezarların arka tarafında da gömü alanı devam ediyor. Gezimizin sonunda Doğu Kapısı’ndan çıkıp, yeni bilgiler, güzel temenniler ve anılarla Priene‘ye veda ediyoruz.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Doğu Kapısı, kentin en iyi korunmuş kapısı
Doğu Kapısı’nın hemen dışındaki tonozlu mezar odaları

PRİENELİ BİAS

M.Ö. 570 yılında dünyaya gelen Bias, Antik Yunan’ın altın çağına damgasını vurmuş Yedi Bilgesi’nden biridir. İlk ahlakçılar olarak bilinen bu yedi filozof, iktisadi ve toplumsal değerleri gittikçe bozulan Antik Yunan’ın kanun koyucuları oldular. Zamanına göre oldukça uzun bir ömür sürdüğü varsayılan Bias, iyi bir söylevci, düşünür, aynı zamanda hukukçu olduğu bilinir. Priene’nin yasalarını Bias yazmıştır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Hikayeye göre, bir zamanlar Lidya Kralı Alyattes, Priene’yi kuşatır. Lidya ordusu, coğrafi açıdan avantajlı olan kente hemen saldırmaz. Kuşatma altındaki Priene’nin yiyecek stoğunun bitmesi beklenir. İlk ayın sonunda kentte kıtlık baş gösterir. Ancak Bias, düşmanı kandırmak için ellerindeki yiyeceğin çoğunu iki eşeğe yedirerek hayvanları semirtir. Bu iki eşeği Alyattes’in karargahına yollar. Bunun üzerine Lidya kralı, şehirdeki durumu anlaması için bir elçi gönderir. Yine Bias’ın önerisiyle elçinin karşılanacağı salona büyük kum çuvalları yerleştirilir. Çuvalların üstü de ellerinde kalan tahıllarla örtülür. Elçi, çuvalların yiyecekle dolu olduğunu düşünerek şehirden ayrılır. Ve Lidya kuşatması sona erer. Bias’ın yıllar sonra yeniden kuşatma yapmaya hazırlanan Alyattes’i zekasıyla vazgeçirdiği bilinir.

Meclis Binası (Bouleuterion)

Efesli Heraklitos, Bias için “Aklı ötekilerden daha büyüktür” der. Bias, her şeyden önce iyi ve doğru olmayı telkin eder. Bias’ın, İonia üzerine yaklaşık iki bin dizelik bir şiir yazdığı söylenir ve bu şiirde çoğunlukla mutlu olmanın yollarını anlatır. Aynı zamanda davalarda suçlu olmadığı düşündüğü kişileri de savunan Bias, bir gün yine bir dostunun savunmasını yaparken yorulur, başını torununun omzuna koyar. Dava lehine sonuçlanınca da orada son nefesini verir. Priene halkı Bias için görkemli bir cenaze töreni düzenler. Halk mutluluklarını borçlu oldukları, günlük hayatlarında her şeyi danışıp öğüt aldıkları filozof için ‘Tutameion’ adı verilen bir mezar yaptırılır. Mezar taşında da, “Bu taş, ünlü Priene topraklarında doğan İonyalıların büyük gurur kaynağı Bias’ın üstünü örtüyor” yazılır.

#priene #söke #antik kent #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Bias’tan günümüze gelmiş, hala daha insanların kulağına küpe olması gereken sözlerden bazıları şunlardır:

  • Bir işe girişirken yavaşlığı elden bırakma, ama iş başlayınca var gücünle çalış.
  • Acelecilikten ve gevezelikten uzak dur, böylece yanlış yapmaktan kaçınmış olursun, yoksa yanlışlara üzülmek için çok beklemeyeceksin.
  • Aptal da kötü de olma.
  • Sakınmazlık etme. Sakınmayı sev.
  • Yaptığın şeyi düşün.
  • Saygılı bir dinleyici ol. Yeri gelince konuş.
  • İyi bir iş yaptığın zaman onu tanrılardan bil, kendinden değil.
  • Gençliğinde eyleme, yaşlılığında erdeme bağlan.
  • Kendine aynada bak: güzel buldunsa onurlu bir biçimde davran, çirkin buldunsa doğanın eksikliğini onurlu bir biçimde davranışınla kapat.

NASIL GİDİLİR?

Priene Antik Kenti’ne özel araçla Didim-Güllübahçe Yolu takip ederek ulaşabilirsiniz. Yol üzerinde kahverengi tabelasını göreceğiniz kente giden yol da oldukça keyifli. Ayrıca Altınkum’dan ya da merkezden geçen minibüslerle Akköy’e kadar gelip, Akköy’den Balat Birlik minibüsleriyle Priene Antik Kenti’ne devam edilebilir. Söke garajından da Priene’ye direkt minibüs seferleri bulunuyor.

NE YENİR?

Bu kadar merdiven çıkıp, Priene’nin güzel ve muntazam sokaklarını turladıktan, tertemiz havayı içinize çektikten sonra büyük olasılıkla oldukça acıkmış olacaksınız. Söke yolu üzerinde sol tarafta yan yana sıralanmış salaş yerlerden birinde durup çöp şiş yiyebilirsiniz. Buraların eti çok lezzetli. Bizden söylemesi.

Doğanbey, zamana direniyor

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Ege sahilleri, binlerce yıldır insanlığa ev sahipliği yapmış, medeniyetlerin yeşermesine olanak sağlamıştır. Özellikle büyük nehirlerin beslediği topraklarda tarihin o kadar çok izi vardır ki hepsine ulaşmak için bir ömür yetmez. Yine bizim gibi hikaye meraklıları, tarihin izini sürmek, küçücük de olsa bir parçasını öğrenmek için yollara düşerler. Biz de sınırlı zaman dilimini en verimli şekilde kullanabileceğimiz bir gezi planıyla sabahın erken saatlerinde yola çıktık.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

İlk durağımız Aydın’ın Söke ilçesinde eski bir Rum yerleşimi olan, Büyük Menderes Deltası‘nın alabildiğince görüldüğü Doğanbey Köyü olacak. İzmir’den yaklaşık 2 saatte vardığımız köye ulaşan yolda güzel bir kuş gözlem terası bizi karşıladı. Deltadaki kuşların seyredilebildiği terasta manzaranın tadını çıkardıktan sonra dorukları sisle kaplı dağlara doğru aracımızı sürdük. “Nerede bu köy?” derken Doğanbey, vakurluğu ve sessizliğiyle karşımızda belirdi. Ortasından akarsuyun geçtiği bir yamaca kurulmuş olan köy, daha ilk bakışta bize geçmişiyle ilgili ipuçları veriyor. Köyün geneli, ‘kutu gibi’ diye tabir edilen taş evlerden oluşuyor. Zaten köyün asıl ismi olan ‘Domatia/Domatça da Rumca ‘odalar’ demekmiş.

Bu çınar ağacı belki de Efelerin Yunan milislerine karşı mücadelesine tanıklık etmiştir.
Doğanbey'de sonbahar hem güzel hem de sakin

Köy, 19’uncu yüzyılda Padişah II. Abdülhamit’in emriyle Thebai Antik Kenti’nin bulunduğu bölgeye kurulmuş. Padişah, Ege adalarına ticaretin sağlanması için bu köye, Samos, Girit ve Kıbrıs’tan tüccar ve zanaatkar Rum ailelerini yerleştirmiş. Zamanla köy büyüyüp 300 haneli bir yerleşim haline gelmiş. Ancak insanlık tarihini kana bulayan savaş illeti, bu sakin ve güzel köye de ulaşmış. I. Dünya Savaşı sırasında Türk köylerini yakıp yıkan Yunan çeteleri, buraya sığınmış. Türk milis kuvvetleri olan Efeler, burada Yunan çeteleriyle kanlı çatışmalara girmiş. 1922’de Türk ordusu, İzmir’e girince Domatia’da yaşayan Rumlar, köyü terk etmiş. 1924 mübadelesinde Yunan adalarından anavatana getirilen Türk aileler, köye yerleştirilince köyün adı Doğanbey olmuş. Eski yerleşim çok engebeli olduğu için çiftçilikle uğraşan halk, zamanla köyü terk ederek, sahildeki yeni Doğanbey‘e taşınmış.

Biraz da mevsimin etkisiyle biz gezdiğimizde, köyün sokaklarında kimse yoktu. Dar, Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken, köyün ve köydeki yaşayanların öykülerini düşündük. Buradan ayrılan Rum aileleri, mübadeleyle yerleştirilen Türkleri, her ne kadar anavatanda da olsa başkasının evine, köyüne alışmanın zorluklarını ve tabi ki savaşın insanların ruhlarında açtığı derin yaraları… Karşımıza çıkan -yıkık da olsa- her evin fotoğrafını çektik. Taş binaların zamana meydan okuma gücüne hayran kaldık. Tüm evlerin, koruma altında olduğunu, restorasyon çalışmalarının da aslına uygun olmak koşuluyla yapılabildiğini öğrendik. Ancak köyde çok sayıda harabenin olması, ayakta olanların bir kısmının da yıkılmaya yüz tutması bizi hüzünlendirdi. Keşke bu güzel evler, devlet eliyle restore edilip tüm köy, açıkhava müzesine dönüştürülse.

Köyün en tepesindeki evlerin olduğu kısma kadar tırmandık kafamızda bu düşüncelerle. Ancak karşımıza çıkan manzara, doğanın güzelliğini, yaşamın ve umudun biricikliğini yeniden hatırlattı. Aşağıda Doğanbey köyünün mütevazı evleri, karşımızda Büyük Menderes Deltası göz alıcı manzarasıyla duruyordu… Her seyahatte vazgeçilmezimiz olan “Kahve keyfini yapmak için daha güzel bir fırsat olamaz” diye düşünerek ufak bir mola verdik. Hem günlerce süren sağanak yağmurun ardından ılık ve güneşli bir günde yollarda olmanın mutluluğunu yaşadık hem de biraz yorgunluğumuzu attık. Farklı bir yoldan, yine dar, taşlı bir sokaktan geldiğimiz yere doğru ilerledik.

Köyde hiç insana rastlamamıştık. Konuşacak birini bulamamanın üzüntüsüyle aracımıza doğru yürürken, bir evin yarı yıkılmış duvarına yaslanmış oturan yaşlı bir çift gördük. Mehmet ve Emine Bingöl, bu köyde doğup büyümüşler; burada tanışıp evlenmişler. İlk çocukları da dere kenarındaki küçük evde doğmuş. Daha sonra yeni yerleşim yerine taşınsalar da köylerinden kopamamışlar. Biz de bu karşılaşmayı değerlendirdik ve Mehmet amcaya aklımızdaki soruları sorduk. O da bize çok daha fazlasını anlattı. Gelin, köyün hikayesini Mehmet amcadan dinleyelim:

“Ben de eşim de bu köyde büyüdük. Buraya gelince hayatımız film şeridi gibi gözümüzün önünden geçiyor. Buraya 20 sene önce Yunanlılar gelirdi. Otobüslerden inip çay içerlerdi köylülerle. Aynı bizim gibi konuşurlardı. Birlikte çay içip sohbet ederdik. Onlar da buradan 6-7 yaşında gitmişler. Hatırladıkları kadar köyü gezip onlar yaşarken hangi binalar ne olarak kullanılırdı, söylerlerdi. Yaşlı olan bir tanesi evini tarif etti. ‘Önünde büyük bir kaya vardı. Üstüne oturduğumda anam düşeceksin oradan bir kızardı’ diye anlattı. Nereyi tarif ettiğini anlattık. Götürdük. Tabi ev yıkılmış ama önündeki taş duruyor. Oturdu taşa, başladı ağlamaya. Hepimiz ağladık. Her hafta gelirlerdi. Bizim gibi görünür, bizim gibi konuşurlardı. Şimdilerde gelen giden yok. İnsanlar arasında savaş yok, hükümetler yaratıyor kavgaları.

Atalarımız buraya Selanik’ten gelmiş. Herkes Ayvalık’a, İzmir’e gidiyormuş. Bizim dedeler, Atatürk’e telgraf yollamış; “Biz Domatia’da kalmak isteriz. Bu gemici bizi Ayvalık’a götürmek ister” diye. Atatürk de kaptana bir telgraf yollamış, ‘Hemşehrilerimi Domatia’ya bırak” demiş. Buranın değerini sonradan anladık. Bu bölgede hep Selanikliler yaşıyor. Huzursuzluk olmaz. Herkes birbirine güvenir. Ankaralılar, İstanbullular aldı buralardan ev. Yılda 1-2 kez gelirler. 1 hafta-10 gün kalıp giderler. Çiftçilikle, balıkçılıkla geçiniyoruz. Çok zengin değiliz ama hayatımızdan memnunuz.”

Mehmet amcaya ve tatlı eşi Emine teyzeye keyifli muhabbetleri için teşekkür ettik. Bizim de ailelerimizde Yunanistan’dan gelenlerin olduğunu anlattık, biz de onların hikayelerini paylaştık. Samimi bir sohbetin ardından hepimizin birbirine görünmez bağlarla bağlı olduğunu bir kez daha hatırladık. Sonraki durağımıza gitmeye hazırlanırken aşağıdaki dereden geçen koyun sürüsünün çanlarının oluşturduğu tanıdık bir ezgi, bize ‘iyi yolculuklar’ dedi.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

NOEL BABA’YA ADANMIŞ İKİNCİ KİLİSE

Doğanbey köyünü ardımızda bırakıp geldiğimiz yola çıktığımızda çok gitmeden sol tarafta Aziz Nikolas Kilisesi‘nin tabelasını görüyoruz. Karakteristik olarak Doğanbey‘e benzer evlerin olduğu sokaklarda ilerleyip kiliseye ulaşıyoruz. İçindeki ‘Kemiklik’ adı verilen büyükçe bir niş şeklindeki yapının yer aldığı bahçeyi geçince kilisenin önünde buluyoruz kendimizi.

Hıristiyanların yaşadığı liman kentlerinde, bugünlerde tüm dünyanın ‘Noel Baba’ olarak bildiği Aziz Nikolaos/Nikolas’a adanmış birçok dini yapı görmek mümkündür. Çünkü gerçekleştirdiği mucizeler nedeniyle Aziz Nikolas, denizcilerin koruyucu azizidir. Paganizmde Deniz Tanrısı Poseidon’a atfedilen özellikler, 4’üncü yüzyıldan sonra Aziz Nikolas’a verilir. Öyle ki Doğu Akdeniz’de denizciler arasında, “Dümeninizi Aziz Nikolas tutsun!” sözü, dua niteliğindedir.

Aziz Nikolas için 13’üncü yüzyılda inşa edilmiş, 1800’lü yıllarda restorasyondan geçmiş bu yapı, bölgeden Rumların ayrılmasıyla kısa bir süre cami olarak kullanılmış, ancak daha sonra kaderine terk edilmiş. Anadolu’da Aziz Nikolas adına inşa edilmiş ikinci kilise olma özelliğini taşır. İlki, Aziz Nikolas‘ın başpiskoposluk yaptığı Mysa’daki (Demre) kilisedir.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

25-30 sene cami olarak kullanılmasına rağmen Aziz Nikolas Kilisesi‘nde hiçbir şey değiştirilmemiş. Ancak ne yazık ki vandallar, burada da duvarları yazılarla doldurmuş, yapının içinde ateş yakmış ve çöp atmışlar. Ayrıca birileri kilisenin içinde ve bahçesinde ‘Indiana Jones’culuk oynamış. Bir çok yer kazılıp kilisenin zemini tahrip edilmiş. Kilisenin yıkılmak üzere olduğunu gören mahalleli, konuyu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne taşımış. Müdürlük tarafından Eylül ayında yapılan inceleme sonucunda yapının restore edileceği açıklanmış. Aralık’ta gittiğimiz kilisede henüz bir restorasyon çalışmasının olmadığını gördük. Umuyoruz ki bir dahaki gidişimiz, bir kültür sanat etkinliğine katılmak için olur. Bu güzel kilise, tüm ihtişamıyla varlığını sürdürebilir.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Karina’da balık keyfi

Zamanınız varsa günü noktalamak için en uygun yer, Karina Sahili olur. Coğrafyasının güzelliğini seyredebileceğiniz Karina, 1900’lü yıllarda ticaret limanı olarak kullanılıyormuş. Hikayeye göre, dönemin Rum tüccarlarından birinin kızının adı Karina imiş ve bu sahil de onun ismiyle anılmaya başlamış. Rumlar burada yaşarken ürünler, buradan gemilere yüklenir, adalara gönderilirmiş. Şimdilerde gemilerin yerini balıkçı teknelerinin aldığı sahilde yürüyebilir, balık tutabilir ya da sahildeki restoranda deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz.

Nasıl gidilir?

Söke’den Didim-Milas-Bodrum kara yoluna çıkıp ilerlerken birkaç kilometre sonra Priene ile eski Doğanbey’e işaret eden tabelaları göreceksiniz. Bu yoldan devam ettiğinizde önce Güllübahçe’ye, ardından Didim-Priene sapağına ulaşacaksınız. Didim’i takip ettiğinizde, Atburgazı’nı ardından Tuzburgazı-Doğanbey’i gösteren tabelalardan saparak, eski Doğanbey’e geleceksiniz. İçeri girmeden, dümdüz devam ederseniz yol sizi, Yeni Doğanbey‘e götürecek.

NOT: Gezimizin son durağı, “Bilge Bias’ın Evi: Priene” yazımızda.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Denize bakıp soluklanmak

Denize bakıp soluklanmak

‘Deniz’ deyince sizin aklınıza ne geliyor? Yaz, yüzmek, serinlemek, tatil? Oysa ki biz dört mevsim, huzur bulmak, arınmak, düşünmek, sakinleşmek, mutlu olmak için denize bakmanın, dalgaların sesini dinlemenin, sonsuz mavilikle bütünleşmenin büyüsüne inananlardanız. Bu yüzden pandemi yasaklarının yeniden sıkılaştığı şu günlerde sizle, insanların arasına karışmayacağınız, hazırladığınız yiyeceklerle keyifli piknikler yapabileceğiniz, termostaki çayınızı ya da kahvenizi içerken huzur bulacağınız yerleri paylaşacağız. Malum yasaklara takılmadan haftanın yorgunluğunu, hastalık stresini atabileceğiniz bu rotalar, tabi ki birbirinden güzel sahillerden başkası olamaz.

Bizim gibi her mevsim deniz kenarında olmaktan hoşlanıyorsanız bu yazımız tam size göre. “Denize yazın gidilir” diyorsanız da çok şey kaçırıyorsunuz. Çünkü evdeki küçücük akvaryumların bile huzur verdiği, insanı sakinleştirdiği düşünülürse önünüzde uzanan koskoca maviliğin tadına doyum olmaz. İngiliz yazar Augustus William Hare, “Denizi anlaman gerekmez; Bir tek su damlasını seyretmen, yaşamın bütün harikalarını görmen için yeterlidir” demiş. Ben de ne zaman denize baksam yaşamdaki harikaları düşünürüm. İşte size yaşamayı daha da sevdirecek bir kaç sahil önerisi…

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Öncelikle bizim tüm yaz boyunca özellikle haftaiçleri – haftasonları çok kalabalık oluyor- koşarak gittiğimiz Urla’nın güzel kumsallarından bahsetmek lazım. Her hafta uğradığımız Altınköy Plajı, yaz sezonu dışında da gidilebilecek sahiller listemizin en üst sırasında yer alıyor. Son dönemlerde popülerliği giderek artan plaja giderken bir sitenin içinden geçildiği için bilmeyenler bu sahili, sitenin özel sahili sanabiliyor. Ancak plaj, herkese açık olduğu için sitenin kapısından rahatlıkla geçebilirsiniz. Yazın keyifle yüzdüğümüz bu masmavi denizi, diğer mevsimlerde de izlemeyi seviyoruz. Hatta denizini ayrı, denize çıkan yolunu ayrı seviyoruz. Yemyeşil incecik uzanan yol, adeta biraz sonra karşılaşacağınız şahane koyun habercisi gibi. Bu yolda ilerlerken radyoda güzel bir şarkı açıp temiz havayı içinize çekmek için camınızı aralamayı unutmayın. Bazı anlar vardır ya, yenilendiğinizi, onarıldığınızı hissedersiniz. İşte öyle gelir; bu yolda giderken yakalandığım his.

Şehir merkezinden yola çıkıp 1 saat gibi kısa bir sürede ulaşacağınız Urla’nın Altınköy Plajı’nda masanızı kurup tüm günü geçirebilirsiniz. Hele bir gün batımı var ki mutlaka izleyin. Yalnız bölge yaz-kış rüzgarlı. Zaten her geçen gün artan rüzgar türbinleri de bunun en önemli göstergesi. O yüzden soğuk havalarda gelecekseniz sıkıca giyinseniz de biraz üşümeyi göze almanız gerekiyor. Ayrıca plajdaki kafe yalnızca sezonda hizmet veriyor. Ancak alışverişinizi yol üzerindeki marketlerden yapmanız mümkün.

Altınköy’e nasıl gidilir?

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

İkinci önerimiz Dikili’nin Pissa (Pisa) Plajı… Biz bu plaja sonbaharda gittik ve oldukça keyifli bir gün geçirdik. Koya ulaşmak için geçtiğimiz bozuk, toprak yol sanırım yaz olmadığı için bize sevimli göründü. Çünkü yazın plaja gelenlerin yorumlarında bu yol oldukça eleştiri konusu olmuş. Ancak şu unutulmamalı ki, Pissa Koyu doğal bir SİT alanı. O yüzden asfalt yol yapılmaması gerekiyor. Hatta 1-2 yapı gördük. Umuyoruz ki kaçak yapı değillerdir. Çünkü bir tarafında flamingoların beslendiği, diğer tarafında harika bir kumsal barındıran bu doğa harikasının betonlaşmaya yenilmesini istemeyiz. Bölgede kafe, büfe ya da restoran yok. O yüzden plajda geçireceğiniz zamanı planlayarak alışverişinizi gitmeden önce yapmanız iyi olacaktır.

Pissa koyu

Deniz sezonunda bir diğer şikayet de plajın çok dolu olması yönünde olmuş. Bu da sezon dışı plajlar listesinde Pissa’nın neden yer alması gerektiğini açıklıyor. Yazın kalabalıktan, gürültüden tadını çıkaramadığınız bu güzelliği, sakin bir zamanda görmek gerekli. Sadece Pissa da değil, Bademli’nin tropik adaları aratmayacak koylarını kışın güneşli günlerinde de ziyaret etmeyi bir düşünün. Ayrıca Pissa’da, rüzgarın karadan estiği günlerde arka tarafınızdaki doğal duvar, korunaklı bir ortam sağlayacaktır. Kışın çok üşüyenler için iyi bir alternatif olabilir.

Pissa Koyu

Bademli köyüne 15 dakika mesafedeki Pissa, bölgedeki diğer plajlara göre daha az biliniyor. Koyun karşısında denizin orta yerinde fantastik filmlerdeki gibi bir yapı yükseliyor; Aya Nikola Kilisesi’nin kalıntıları. Yazın adaya giden tekneler varmış. Ancak sezonun bitişiyle ada, sessizliğe kavuşmuştu. Antik dönemde “Kanai” olarak adlandırılan, Çandarlı, Bademli ve Denizköy’ün de içinde yer aldığı yarımadada bulunan kilise, Ortodoks inancına göre denizcileri koruyan Aziz (Aya) Nikolaos (Nikola) adına yapılmış. Belli ki burada yaşayanlar, gemilerinin ve maviliklere yelken açan denizcilerinin limana tek parça halinde dönmelerini istemiş.

Denizcilerin koruyucusu

Bugün tüm dünyada Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolaos, Hıristiyan inancında yaşamı boyunca mucizeler gerçekleştirir, denizcileri, yoksulları, bilim insanlarını, tacirleri ve yolcuları korur. M. S. 4’üncü yüzyılda yaşamış olan Nikolaos, ölümünden sonra ‘aziz’ unvanı alır. Hıristiyanların yaşadığı liman kentlerinde, Aziz Nikolaos’a adanmış birçok dini yapı görmek mümkün.

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Rivayete göre, Hıristiyan halkı koruyup kolladığı için pagan olan Bizans İmparatoru Diocletian tarafından idama mahkum edilen Nikolaos, Hıristiyanlığa ılımlı yaklaşan Konstantin’in tahta geçmesiyle salıverilir. Ve başpiskopos olduğu Myra’ya (Demre) geri döner. Ancak kentte amansız bir kıtlık baş göstermiştir. Aziz, limana yanaşan buğday yüklü geminin mürettebatından, aç insanlara yardım etmelerini ister. Buğdayların imparatora götürüldüğünü söyleyen denizciler, yardım isteğini kabul etmez. Nikolaos, buğdayların azalmayacağına söz verir ve denizcileri ikna eder. İstanbul’a ulaştıklarında denizciler, gemideki buğdayın hiç eksilmediğini görür. O günden sonra denizciler, Aziz Nikolaos’a dua etmeye başlar. Paganizmde Deniz Tanrısı Poseidon’a atfedilen özellikler, 4’üncü yüzyıldan sonra Aziz Nikolaos’a verilir. Hatta Doğu Akdeniz’de denizciler arasında, “Dümeninizi Aziz Nikolaos tutsun!” sözü dua haline gelir.

Pissa’ya nasıl gidilir?

Sezon dışı keyifli zaman geçirilecek sahilleri önerirken yazın farketmese de diğer mevsimlerde kum kaplı plajları tercih ettiğimizi anladık. Güneşin yansıması, sonbahar ve ilkbaharda ayakkabıları çıkarıp ılık kumların arasında ayaklarımızı ısıtma fikri kumsalları cazip hale getiriyor olabilir. O zaman son öneri de Kuşadası‘ndaki Pygela (Kuştur) Plajı olsun. Plaj, adını bölgedeki Pygela Antik Kenti’nden alır. Koyun bazı noktalarında hala antik kentin kalıntılarına hala rastlamak mümkün.

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Kentin adına ilk kez, meşhur tarihçi Strabon’un ‘Geographika’ kitabında rastlanır. Komutan Agamemnon’un Truva savaşı sonunda kalçasında oluşan hastalık nedeniyle buraya gelerek tedavi gördüğü bilinir. Daha sonra Agamemnon burada, Yunanca kalça anlamına gelen ‘Pyge’ isminde bir kent kurar. ‘Pygela’ olarak anılmaya başlanan liman kenti, Bizans dönemine kadar varlığını sürdürür. Yapılan araştırmalarda, antik kentin plajın güney sınırındaki tepede olduğu tespit edilir. Roma ve Bizans dönemlerindeki yerleşimlerin ise Kuştur tatil köyünün yer aldığı bölgede olduğu düşünülür. Pygela ile ilgili bir yazıt bulunmamakla birlikte, M.Ö. 5’inci yüzyıla tarihlenen Atina’da bulunmuş bir vergi listesinde kentin adı geçer. Bu yüzden zengin bir kent olduğu varsayılır.

Tarihle iç içe olması bir yana Pygela, bizce mevsimsiz plajlardan biri. Dalgasız ve sakin denizi, kışın çetinliğini unutturabilir. Bölge halkının da yaz sezonu dışında tercih ettiği plaj, oldukça uzun. Bu yüzden kalabalıklar içinde yalnız kalmak da mümkün. Biz, en sevdiğimiz kış aktivitesi olarak sandalyelerimizi açtık ve saatlerce denizi izleyip sohbet ettik. Plaja giderken yol üzerindeki marketten bir şeyler alabilirsiniz. Ancak bizim gibi çok açsanız, ‘Öyle bisküviyle falan doymam’ diyorsanız plaja inmeden, ana caddenin karşısındaki Dutlu Bahçe’ye mutlaka uğrayın. Biz sipariş verdiğimiz çöp şişlerin tadına da, güler yüzlü servise de bayıldık.

Pygela’ya nasıl gidilir?

#kuşadası #urla #dikili #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülmesi gereken yerler

Pergamon'dan Bergama manzarası

Bergama’nın sokakları tarih kokar

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Zenginliklerin, savaşın ve iktidarın kenti… Atina geleneğinin varisi… Ölümün giremediği Asklepionun sahibi… Panzehirin bulunduğu şifa merkezi… Gurbetçi Zeus Sunağı’nın asıl yurdu… Mısır’ın papirüsünü parşömenle alaşağı eden şehir… Baştan söyleyelim, Bergama öyle bir günde gezilebilecek bir yer değil. Tarihi ve kültürel zenginliklerinin farkına varmanız, gördüklerinizin keyfini çıkarmanız için birkaç güne ihtiyacınız var. Biz de İzmir’de yaşadığımız için bölgeyi farklı zamanlarda istediğimiz gibi gezme şansını yakaladık.

Sokakları tarih kokan ilçe Bergama

Bergama’nın merkezi, nostaljik dokusunu koruyarak gelişmiş. Pek çok tanıdık marka görebileceğiniz gibi kolonya doldurma dükkanlarını, bakırcıları, sürüsüyle merkezden geçen çobanları görmeniz de mümkün. Bir de merkezde Osmanlı’dan kalma bir arasta var. Sepetçi, terzi, ayakkabıcı, bileyici göze çarpıyor arastada. Bir de kafe ve çay bahçeleri…

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Bergama’da Rumlardan kalan taş evlerin içinde yer aldığı Kale Mahallesi’nde yaşam olabildiğince hızıyla akmaya devam ediyor. İnişli çıkışlı sokaklarda rengarenk evler, içindeki hayatları merak ettiriyor. Her ev bir hikaye… Sokağa inen her bir çocuk öykünün bitmeyecek olmasının bir göstergesi. Zira, Bergama’da nereye baksanız binlerce yıllık geçmişin izlerini görebiliyorsunuz. Binalar mübadelede ülkeden ayrılan Rumlar’dan kalmış. Ama terk edilmiş bir havası yok. Komşuluk devam ediyor; teyzeler sohbette, amcalar alıverişte, çocuklar sokakta oyunda. Canlılığı bitmeyen mahallenin her yerinde akşam sefaları görülüyor. Gezin ve fotoğraflayın…

Kale’ye yakın yerlerden birinde de bir süredir parşömen yapılıyor. Yüzlerce yıldır bilginin paylaşılmasına aracılık eden parşömenin doğduğu yer Bergama. Bugün Türkiye’nin en önemli kültürel miraslarından olan parşömeni yapan Nesrin Ermiş adında bir kadın. Ermiş, parşömenin yok olup gitmemesi için mücadele veriyor. Zafer Mahallesi’ndeki ‘Pergamon Parchment’ adlı işletmeyi ziyaret ederseniz, hem UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ndeki parşömen hakkında bilgi edinip, hem de alışveriş yapabilirsiniz.

Orta Çağ’da Asya’daki ilk kütüphane Bergama’da inşa edilmiş. 200 bin ciltlik koleksiyonu ile zamanında dünyanın en büyük ikinci kütüphanesi olmuş. Kütüphaneye girmeden önce biraz ilerideki Domuz Meydanı’na gidiyoruz… Bence arabanız varsa aşağılarda bırakın, yürüyerek meydana çıkın. Aralarda çok güzel evler, küçük kafeler göreceksiniz. Adını, domuz alışverişi yapan Rumlardan alan Domuz Meydanı’nda eskiden sosyal merkez olarak kullanılan ‘Kafeneon Attalos’ isimli güzel bir yapı var. Şimdilerde ise bu yapı, Bergama Ticaret Odası Restoranı olarak kullanıyor. Hemen yanında restore edilen eski kilisede de bir başka Bergama’ya gelişimde yazar Ahmet Ümit ile söyleşi yapmıştım.

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Bergama’nın bir başka zenginliği ise Atmaca Mahallesi. Sokaklarında kendimizi kaybetmiş gibi gezerken geçtik bir Roman mahallesi olan Atmaca’dan. Hüsnü Şenlendirici, Atmaca Mahallesi için “Herkesin garibanlığın içindeki gerçek zenginliği ve umudu görmesi gerek. Çingeneler, grinin içindeki gökkuşağıdır” demişti. Mahallenin sokaklarında yürürken, “Oradaki çocuklar çok iyi müzisyenlerden dersler aldılar. Umarım başarılı olurlar” düşünüyorum.

Zirvede bir antik kent Pergamon

Bergama (Pergamon) Antik Kenti, sadece İzmir ve Türkiye için değil, dünya tarihi için de önem taşıyor. Pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Pergamon, zamanında bir şifa merkeziymiş. Hastalara derman olan doktorları ve tedavi sistemleri varmış. Doğal güzellikler içindeki şifalı doğal kaynaklara sahip kent usta mimarların yapıtlarıyla şekillenmiş ve Orta Çağ’da sivrilmiş.

Bergama, günümüzde dünyaca ünlü bir cazibe merkezine dönüştü. Bugüne kadar ulaşan eserler büyük ilgi görüyor. Biz de merakımızı stoaların, antik tiyatronun, şifa merkezinin kalıntıları arasında gidermeye çalıştık. Bergama Antik Kenti giriş ücreti 25 TL. Müze Kart geçerli. Pandemiden dolayı ziyaret saatleri değişebiliyor. Ama normalde girişler 15 Nisan – 2 Ekim arasında 08.00 – 19.00 saatleri, 3 Ekim – 14 Nisan arasında 08.00 – 17.00 saatleri arasında.

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Akropoldeki amfi tiyatro dünyanın en dik tiyatrosu olması ile biliniyor. 10 bin kişi burada yapılan etkinlikleri izleyebiliyormuş. Manzarası da müthiş. Aslında antik kent büyük bir coğrafyaya yayılsa da bugüne kalan iki önemli yeri var. Bir tanesi şehri tepeden gören Akropol… Burada; sunaklar, kütüphane ve amfi-tiyatro bulunuyor. Burası daha çok krallığın ileri gelenlerinin yaşadığı, bunun yanı sıra devlet binalarının, Athena, Demether, Trajon ve Hadriyan tapınaklarının, meşhur Zeus Altarı’nın, sarayların, okulların, tiyatronun ve agoranın bulunduğu bölge.

Halk ise yamacın aşağı tarafında yaşarmış. Bugünkü Bergama’nın merkezinin olduğu yerde. Bundan dolayı birçok evin temelinde tarihi evlerin kalıntılarına rastlanıyor. Sanırım bu aşağıdakiler ve yukarıdakiler olayı tarihte bilinen ilk sosyalist ayaklanmanın fitilini yaktı. Kralın gayri meşru oğlu Aristokinos, şehrin dar gelirlilerini ve kölelerini yanına alıp Roma’ya isyan etmiş… Birkaç önemli savaş kazansa da Aristokinos, yakalanmış ve bir yıl sonra da ölmüş. İkinci önemli yer de dünyadaki ilk kapsamlı hastanesi olan Asklepion.

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Pergamon Atina’nın kültürel varisi olma rolüne soyunmuş, heykel ve mimariyle bu temayı görsel olarak pekiştirmişti. Pergamon kralları askeri zaferlerini Delphoi ve Delos gibi tüm Yunanlara ait büyük merkezlerde ve Atina’nın kendisinde mimari ve heykellerle duyuruyorlardı. Atina Akropolis’indeki Küçük Attaloslar Adağı’nın yanı sıra, Pergamon kralları Atina’ya iki şık stoa sunmuşlardı. II. Attalos’un (M.S. 159-138) armağını olan daha iyi korunmuş durumdaki, görkemli iki katlı stoa Atina Agorası’nın doğu ucunda inşa edilmişti. 1950’lerde restore edilen bu yapı artık Agora müzesine ve Agora kazılarının ofislerine ev sahipliği yapıyor.

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Asklepion

Antik Yunan’da şifa tanrısının ismi Asklepios. Tarihin en önemli tıp merkezlerinin adı da Yunan tanrısının isminden türetilmiş olan Asklepion. Bir diğeri o zamanlar Mısır’da. Bugün bizim içinse keşfedilecek müthiş bir hazine. Geçmişte kapısından giren hastalar önce çamur banyosu yapar, sonra şifalı sularda yıkanır, ardından uyku odalarında uyurlarmış. Hastalar, gördükleri rüyalar kahinler tarafından yorumlandıktan sonra bugün hala ayakta olan tünelden geçerek asıl operasyonların yapıldığı merkeze doğru giderlermiş. Tünelde akan su o zamanlar davudi sesli rahiplerin motive edici sözleriyle birleşince, hastalara iyileşmeleri için güç verirmiş. Ameliyatların yapıldığı yer, tünel ve amfi tiyatro bugün hala ayakta.

İlk psikoterapi, ilk tedavi amaçlı uyuşturucu (anastesi niyetine) ve psikedelik madde kullanımı Asklepion’da yapılmış. Asklepion, kamu sağlığı politikaları üreten kurum olarak da tarihte yerini almış.

Ve panzehir bulunur

Asklepion’da, o dönemin baş hekimi Galenos’un adak olarak diktirdiği sütunun üzerindeki içtikleri süte kusan iki yılan kabartması, bizi çok eski zamanlardan gelen bir hikayeye götürür. Rivayete göre, Galenos zamanında Bergama Asklepion’una bir hasta gelmiş. Virankapı’dan girdikten sonra hekimler tarafından giysileri çıkarılmış, yıkanıp yuğunmuş, beyaz harmaniler giydirildikten sonra kutsal yoldan geçirilip uyku odasına alınmış. Sayıklamasına, rüyasına bakılmış ama bir türlü hastalığının kökenine varılamamış. Birkaç gün içinde çok ağırlaşmış. Titremeler, kasılmalar görülünce zehirlenme olduğu anlaşılmış ama iş işten geçmiş. Durumu Galenos’a aktarmışlar. Galenos hastayı gördükten tapınağın giriş kapısının önüne çıkarılmasını ve akrabalarının da ölmeden alıp gitmelerini buyurmuş. Çünkü ne de olsa “Ölüm buraya giremez” denilen Asklepion’da ölmek yasakmış.

Burada çırpınan hasta, aynı kaseden içtikleri süte kusan iki yılan görmüş. Yılanlar süt başında kavga ederlerken süte zehirlerini saçmışlar. Ümitsiz hasta canına kıymak için sürüne sürüne süte yaklaşmış ve kasedeki sütü bir dikişte içmiş. Zehirli sütü içtikten sonra olduğu yerde uykuya dalmış. Hastanın oğulları babalarını almaya geldiklerinde öldüğünü sanmışlar. Ancak babaları uyanmış. Birisi koşup hemen Galenos’a haber vermiş. Galenos, panzehir bulmanın sevinciyle hastayı kucaklarken diktirdiği adak sütununda aynı kaptan içtikleri süte kusan iki yılan kabartması yaptırmış. Bergama Müzesi’nde bu sütunu görebilirsiniz. Ayrıca tıbbın simgesi olan asaya dolanmış yılan da, ilk olarak Bergama’da kullanılmış.

Asklepion

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

İzmir Bergama Müzesi’nde, Berlin’de Pergamon (Bergama) Müzesi’nin ve Zeus Sunağı’nın fotoğraflarını görmek ilginçti. Osmanlı, yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle kazı çalışmalarını yapan Almanlara buradaki Athena ve Zeus sunağını satmış. Onlar da gemilere bindirip Almanya’ya götürmüşler. Bize de fotoğraflarına bakmak kalmış. Durum böyle olunca tarihte ve sağlıkta bu kadar önemli olan bir yerleşimden elde edilenler de küçücük bir müzeye sığmış.

Müzede, Erken Tunç Dönemi’nden Bizans’a kadar geçen süre dilimine ait buluntular yer alıyor: Heykeller, günlük eşyalar, süs eşyaları, mozaikler ve tıbbi malzemeler yer alıyor. Her yıl bu müzeyi yaklaşık 560 bin kişi geziyormuş. Berlin’deki Pergamon (Bergama) Müzesi’ni ise yılda 2 milyon kişi ziyaret ediyor.

Kızıl Avlu

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Kızıl topraktan yapıldığı için rengi kızılımsı olan Kızıl Avlu, bugüne kadar ayakta kalmış. Kızıl Avlu, Bergama Antik Kenti’nin yayıldığı bölgede, Mısır yeraltı tanrısı Serapis’e adanmış bir tapınak olan Sarepeion’un bir parçası. Milattan Sonra 2. yüzyılda tapınak, Roma İmparatoru Hadrianus döneminde inşa edilmiş ama daha sonra 5. yüzyılda çeşitli eklemelerle kiliseye çevrilmiş. Yapının bir bölümü Osmanlı ile beraber camiye dönüştürülmüş. İçindeki tuğlalardan bu dönüşümü görmek mümkün. Çalışmalar durmuş gibi gözüküyor. Devam etse çok daha fazla şey ortaya çıkabilir.

Kızılavlu
Kızılavlu

#bergama #pergamon #kızılavlu

Bergama’da, 15’inci yüzyıldan günümüze kadar birçok köyde verimli topraklarından alınan ürünlerin dışında dokumacılık ön plana çıkmış durumda. Halı türleri dörde ayrılıyor: Kız Bergama, Sarı Namazlık, Yağcıbedir, Holbein. Dünyada koleksiyonerlerin özellikle peşine düştüğü ise Kız Bergama halısı. Kök boya ile renklendirilmiş özel yapağından dokunan halılar bu özelliklerinden dolayı koku yapmıyor ve kullandıkça ipek görüntüsü alıyorlar. Kızıl Avlu’nun karşısında pek çok halıcı bulunuyor.

Ayrıca Bergama halısının desen ve motifleri, Öz İplik İş Sendikası, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle belgesele yansıtıldı. “Anadolu’nun Kadim Dili: Halı Dokuma (Bergama Yunt Dağı)” adlı projeyle Yağcıbedir, Kozak ve Yuntdağ bölgesindeki el dokuması halılara yönelik araştırma gerçekleştirildi. Böylece meşhur Bergama halısının, daha büyük kitlelere tanıtılması hedefleniyor.

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

İlçe Halk Kütüphanesi müthiş

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Kütüphane binası önce görüntüsüyle dikkat çekiyor. Antik Çağ’da kütüphanesiyle Mısır ile kapışan, icat ettiği parşömeni ile Mısır’ın papirüsüne kafa tutan Bergama’ya yakışıyor. 14 bin kitap, çeşitli dergi ve 3 bine yakın aktif üyeye sahip bu halk kütüphanesinin tarihi binası da oldukça hoş. Kütüphane pazar ve pazartesi günleri kapalı. Diğer günler ise 08:30-17:30 saatleri arasında açık.

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Kozak Yaylası, doğayla baş başa bir gün geçirmek için harika bir seçenek. Bergama – Ayvalık arası fıstık çamı ormanlarıyla kaplı bir alan. Bu güzel ormana arabayla Bergama’dan yarım saatte varabiliyorsunuz. Yol üzerinde çok güzel çeşmeler var. Bu yaylada Kasım- Mart arası çam kozalağı toplama dönemi oluyor. Toplanan kozalaklar yaz aylarında güneşe seriliyor ve kurutuluyor. Kurutulunca açılan kozalaklardan fıstıklar çıkarılıyor. Bizim iç pilavlara, zeytinyağlı dolmalara ve sarmalara koymaya alışkın olduğumuz bu fıstıklar, hem iç pazarlarda hem de Avrupa’da dış pazarlarda alıcı buluyor. Ayrıca bu dönemde çam ağaçlarının dibinde yetişen bir mantar türü olan çıntar da hem Bergamalıların sofralarına hem de ceplerine ek gelir kaynağı olarak giriyor. Buraya özgü cilveli çay diye bir spesiyali var. Çayın içine kavrulmuş fıstık atıyorlar, çayınızı öyle içiyorsunuz. Ayrıca sezonda gelirseniz fıstık helvasını deneyebilirsiniz.

Bergama’ya ulaşım

Bergama, İzmir’in kuzeyinde, merkeze 130 kilometre mesafede bulunuyor. Aracınızla gidemiyorsanız İzmir’i bilmeyenler için; İzmir’de ulaşım vapur, raylı sistem ve otobüslerle sağlanıyor. İzmir’in kuzeyinden güneyine uzanan bir adet banliyö treni bulunuyor ve adı İZBAN (İzmir Banliyö) olarak geçiyor. İzmir’de toplu taşımayı kullanabilmeniz için İzmirim Kart almanız gerekiyor. Merkezi tren istasyonu ya da şehirdeki çeşitli dükkanlarda 7.50 TL ödeyerek bu karttan kolayca alabiliyor ve karta yükleme yaparak otobüs/metro/banliyö trenlerini kullanabiliyorsunuz. Karta yükleme yapmak için tren istasyonlarında bulunan makinaları kullanabilirsiniz. Aliağa yönüne giden İZBAN’a binmeniz gerekiyor. Bergama için Aliağa’dan kalkan bir ESHOT otobüsüne binebilirsiniz. Ayrıca İzmir – Bergama arası kalkan otobüslere de binebilirsiniz.

#bergama #pergamon #kızılavlu #kozak yaylası

Gölcük Gölü’nün kenarında sakin bir gün

İlk kez Gölcük‘e 2002 yılında kış aylarından birinde gitmiştim. Dağ yolu kar içindeydi ve bulunduğum minibüste İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın elemanları vardı. Orkestra kentten köylere klasik müziğin büyülü dünyasını taşıyordu. Ben de genç bir gazeteci olarak peşlerine takılmıştım. Gittiğimiz yerlerde insanların yüzlerindeki hayranlığı okudukça, notaların sunduğu alemlerin kapısından geçenleri hissettikçe ve müzik aleti çalmaya heves edenleri gördükçe mutlu oluyordum. Ne şanslıyım ki aynı minibüste Şadan Gökovalı rehber olarak bulunuyordu. Geçtiğimiz her ağacın öyküsünü anlatıyor, her taşın hikayesini önümüze seriyor, bizi Anadolu medeniyetlerinin arasında dolaştırıyor ve bunları şiirlerle sarıp sarmalıyor, mitolojiyle zenginleştiriyordu. Şairleri ve yazarlarıyla birlikte önümüze koyuyor. Anlatırken hangi kitabın kaçıncı sayfasından alıntı yaptığına dair dip notlar da veriyor. Sadece ben değil tüm minibüs ağzı açık onu dinliyorduk. Yukarı çıktığımızda donan göl eşsiz manzarasıyla bizi karşıladı…

Eşsiz manzaraya doyduk.

Daha sonra bir sonbahar günü gittiğim Gölcük, her mevsim size farklı güzellikler sunuyor bilmenizi isterim. Göl, çevresi çam ormanlarıyla kaplı yaylanın tam ortasında bulunuyor. Güzel havası, konaklama tesisleri ile spor kulüpleri de kamp için burayı tercih ediyor.

Ördekleri beslemek için durup, ardından yolumuza devam ettik.

DOĞA İLE BAŞ BAŞA

Biraz araştırıp baktığımızda gördük ki gölün denizden yüksekliği yaklaşık 1100 metre. Derinliği ortalama 5 metre olan göl, tektonik hareketlerle oluşmuş. Gölcük– İzmir arası 130 kilometre. Gölün Ödemiş‘e uzaklığı ise 18 kilometre. 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 1934 yılında göl kenarında kalmış olduğu tarihi bir bina var. Bina, otel olarak işletiliyor.

Gölcük huzurlu bir vakit geçirmek ve doğa ile iç içe olmak için özel bir yer. Biz de göl çevresinde gezdikten sonra, uygun bir yere masamızı ve sandalyemizi koyup günü tamamladık. Siz restoranlardan birini de tercih edebilirsiniz. Oturduğumuz yerden balık tutan insanlar gördük. Gölde sazan, yayın gibi balıklar var. Ancak gölde tekneyle avlanmak yasak.

Gölcük‘ün çevresi 5 km. 1-2 saat içinde gölün çevresinde rahatlıkla tur atabilirsiniz. Parkur güvenli ve keyif verici. Yürüyüşün tamamında gölün kenarında olmasanız da biraz yürümek herkese iyi gelebilir. Hatta dağların arasında kalan bu krater gölünün yanından çam ormanlarına doğru girebilir, küçük tepeleri keşfedebilirsiniz

Ödemiş’te hafta sonu kurulan pazarda Gölcük, Bozdağ, Ovacık, Elmabağı tarafında yetiştirilen meyve ve sebzeleri bulabilirsiniz. Çarşı içinde, Ödemiş katmeri ve töngül pidesi alabilirsiniz. Buraya özel nohut mayalı simit de tercihlerinizden biri olabilir.

Her noktasında durup fotoğraf çektik.

BOZDAĞ KAYAK TESİSİ SİZİ BEKLİYOR

Günün herhangi bir saatinde restaurantlarda ve kafelerde ödemiş köftesi, güveç, balık, tost, gözleme, keşkek gibi lokal lezzetleri tadabilirsiniz. Göl kenarında mangal kiralayacağınız yerler de bulunuyor. Öğrendik ki Gölcük’ün fasulyesi, patatesi, soğanı kestanesi ve kestanesi meşhurmuş. Gölcük’ten sonra Bozdağ Köyü ve Bozdağ Kayak Tesisi de mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerler arasında.

GÖLCÜK’E NASIL GİDİLİR?

İzmir Adnan Menders Havalimanı ve çevre yolundan; Bayındır, Ödemiş, Birgi, Bozdağ yolu ile veya İzmir-Ankara kara yolundan; Turgutlu, Ahmetbeyli Sart’tan Bozdağ istikameti ile ulaşılabilinir.

Ödemiş Gölcük Yaylası’na İzmir merkezden özel aracınızla 2 alternatif rota ile gidebilirsiniz.

BİRİNCİ ROTA: İzmir / Kemalpaşa /Ankara rotasında giderek Salihli öncesinde Sart Harabeleri önünden dağ yoluna çıkarak ulaşabilirsiniz.

İKİNCİ ROTA: İzmir Çevreyolu’ndan Torbalı’ya doğru trafik ışıklarına takılmadan gidebilir. Torbalı sapağından çıkın ve Torbalı Devlet Hastanesi önünden Ödemiş’e devam edin. Verimli ovada çok sayıda çiçek üreticisi göreceksiniz. Bayındır / Ödemiş / Zeytinlik mevkisinden dağ yoluna çıkabilirsiniz. Biz bu yolu kullanmıştık. Yol sorunsuzdu. En güzel kısmı ise kıvrıla kıvrıla çıkılan ve inilen dağ yoluydu. Tavsiyem gün batarken aşağı inmeniz. Gün geceye karışırken doğa renk oyunlarıyla sizi bir kez daha etkilemeyi başaracak. Aşağıda bereketli ova bir kez daha sizi karşılayacak.

ödemiş, gölcük, izmirde gezilecek yerler, izmir, bozdağ kayak merkezi, bozdağ, gölcük gölü, gölcük yaylası, ödemişte görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler

Her iki rota da yaklaşık 2 saat sürüyor. Eğer Ödemiş üzerinde mola verip, köfte yemek isterseniz Torbalı rotasını kullanmanızı öneririz. Her iki rota da dağ yolu var. Her türlü araçla güvenle çıkabileceğiniz oldukça geniş ve güvenli yollar mevcut.

İzmir’den Gölcük Yaylası‘na direkt bir ulaşım aracı yok. Ancak Ödemiş’e ulaşım oldukça kolay. Günde birkaç adet Basmane – Ödemiş tren seferi bulunuyor. Ödemiş’te indikten sonra Otogar’dan kalkan Gölcük dolmuşlarına binebilirsiniz. Hemen hemen her saat başı mevcut. Kış sezonunda ise dolmuş bulunmuyor.

ödemiş, gölcük, izmirde gezilecek yerler, izmir, bozdağ kayak merkezi, bozdağ, gölcük gölü, gölcük yaylası, ödemişte görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler

Dikili’nin saklı hazinesi: Aşıklar Şelalesi

Anadolu, kıymetini bilene adeta bir efsaneler deryası… Eski bir kalıntının, ormandaki bir ağacın ya da köşe başındaki belki de her gün önünden geçtiğiniz çeşmenin dinlemeye değer bir hikayesi mutlaka var. Hele ki konu şelaleler olunca çok azının varlık nedeni aşk değildir. Biz de hem efsanesine ortak olmak hem de ruhumuzu yıkamak için umutsuz aşıkların su olup aktığı Aşıklar Şelalesi‘ne doğru yola çıktık.

Dikili‘yi geçtikten sonra ulaştığımız Nebiler köyündeki şelale, hem doğal güzellikleri hem de harika parkuruyla gezginlerin dikkatini çekiyor. Aşağıdaki şelaleye inmeden önce Ağlayan Mağara, ayna göleti, Zindan ve Ece Çağlayanı’nı görmek için sola yöneldik. Mevsim nedeniyle Ağlayan Mağara’ya giremedik. Yazın gelirseniz ve mağaraya girmeye niyetliyseniz yanınızda fener götürmeniz iyi olacaktır. Ayrıca şort ve deniz ayakkabısına ihtiyacınız olacak. Çünkü suyun içinden yürümeniz gerekecek. Girişi alçak olsa da gözünüzü korkutmasın. Birkaç metre sonra tavan yükseliyormuş. Tabi klostrofobisi olanlara tavsiye etmeyiz.

Su zaman zaman sakince akıyor, zaman zaman da çağlıyordu.

Kayalardaki ve ağaçlardaki kırmızı işaretleri görmeyince mağaranın tepesine kendi rotamızı çizerek ulaştık. Biraz zorlu bir parkur izlemiş olduk ancak mevzu bahis maceraysa gözümüzü budaktan esirgemeyiz. Bu sefer bu deyim neredeyse gerçek oluyordu. Suyun karşı yakasına geçerek sık dalların arasından mağaranın üstüne ulaştık. Burada ayna gibi pürüzsüz minik bir gölet bizi karşıladı. Varlığını bilmeseydik belki de fark etmezdik. Çünkü ağaçlarla çevrili suyun üzerine düşen sarı yapraklar, onu meraklı gözlerden saklıyor gibiydi. Kırmızı işaretleri izleyerek yolumuza devam ettiğimizde yol, ikiye ayrıldı. Soldaki minik köprüden dereyi aşıp, suyun zaman zaman sakinleştiği, zaman zaman da çağladığı rota boyunca ilerledik.

Mağaranın üstündeki gölet, küçük bir su birikintisi gibi gözükse de derin ve su çok temiz.

Sarı ve kırmızı yapraklar, yerde ve suyun kenarında adeta bir örtü oluşturmuştu. Biz de bu harika manzaranın keyfini çıkardık. Yürüyüşün bir noktasında suyun karşısına geçmemiz gerekti. Ancak yolun bir kısmını geri dönüp uygun bir yer bulmaya çalışsak da ne yazık ki başarılı olamadık. Şelaledeki işletmenin sahibi, 3-4 adet köprü bulunduğunu ancak yağmurda taşan derenin hepsini yıktığını söyledi. Mevsim yaz olsaydı hiç sorun olmazdı bu. Ancak biz bu seferlik Ece Çağlayanı’nın sesini duymakla yetindik.

Manzara kendine hayran bıraktı.

Dönüş yolunda başka bir patika olduğunu fark edip o yola saptık. İyi ki de öyle yapmışız. Kısa bir tırmanıştan sonra harika bir manzarayla karşılaştık. Öyle ki şelaleyi ya da çağlayanı görememek bile bizi hüsrana uğratmadı. Bir kez daha buranın sonbaharda bambaşka bir güzellik sunduğuna emin olduk. Etrafı sivri kayalarla çevrili bu kanyon, bitki örtüsünün zenginliğiyle gözlerimize bir ziyafet yaşattı. Termosumuzdaki kahveyi içmek için bundan güzel manzara olamazdı.

Şelalenin karşısında oturup dinlenmek, yolculuğun en keyifli kısmı.

Ve yürüyüşümüzün son durağı 86 renkli tahta basamağı inince karşımıza çıkan Aşıklar Şelalesi… 20 dakikalık yürüyüş, bir saatten fazla sürdü. Çünkü her köşesi ayrı bir güzellik sunuyordu ve onlarca fotoğraf çektik. Şelalenin karşısındaki banklardan birine oturduk ve hazan güneşinde ısındık. İşte bu an, ayaklarımızı olmasa bile ruhumuzu dinlendirmeye yetti. Sonbaharın eşsiz renklerinin arasında közde pişmiş Türk kahvemizi içerken biraz da kitap okuma fırsatı bulduk.

dikili, aşıklar şelalesi, nebiler, izmirde gezilecek yerler, dikilide görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler

GELELİM ŞELALENİN HİKAYESİNE…

İşte tam bu eşsiz manzaranın karşısında oturmak, şelalenin efsanesini dinlemek için en doğru an. Çünkü efsaneye göre, peri padişahının kızı Sümeyra ile bir fani olan Yörük Ali’nin hüzünlü aşkı, burada sonsuz olur. Birbirini seven iki genç, Sümeyra’nın babasının “Kızımı bir ölümlüyle evlendirmem” demesi üzerine bugün şelalenin aktığı yerde gizlice buluşurlar. Bu sırada peri padişahı bu aşka son vermek için askerlerine ‘Yörük Ali’yi öldürün’ emri verir. Padişahın askerleri yaklaşırken bir mucize olur. Bir çınar ağacı yarılarak aşıkları içine alır. Birbirlerine sıkıca sarılan Sümeyra ve Ali, “Sonsuza denk hiç ayrılmayalım” diye dua ederler. Bunun üzerine tanrılar insafa gelir ve su olup şelaleden çağlarlar. Kızını kaybeden peri padişahı da şelalenin yukarısındaki mağaraya çekilir. Bu yüzden Ağlayan Mağara’nın girişinde ve içinde yukarıdan gözyaşı misali damlalar akar. Ve ağlayan birinin sesini andıran bir ses çıkarırlar.

NASIL GİDİLİR?

Tüm yazımızı okudunuz ve görmek için sabırsızlanıyorsanız nasıl gidileceğini de anlatalım. Aracınızla gelmeniz en mantıklısı olacaktır. İzmir’de yola çıkıp Dikili– Ayvalık yolunu takip ettiğinizde Nebiler köyü tabelasından sağa döneceksiniz. 3 kilometre sonra karşınıza Aşıklar Şelalesi‘nin 800 metre kaldığını gösteren bir tabela çıkacak. Ve yolun sonunda kendinizi Aşıklar Şelalesi‘nin doğal güzelliğinin içinde bulacaksınız.

Hüzün mevsimi sonbaharda Aşıklar Şelalesi, harika bir yolculuk için sizi bekliyor. Yazın kalabalığından uzak, sakin ve huzurlu bir kaçamak arıyorsanız rotanız hazır. Burası kesinlikle Dikili’de görülmesi gereken yerler listesinin ilk sıralarında.

Yolculuklarınız keyifli, kavuşmalarınız mutlu olsun.

dikili, aşıklar şelalesi, nebiler, izmirde gezilecek yerler, dikilide görülmesi gereken yerler, izmire yakın gezilecek yerler