HERAKLEİA: Herkül’e adanmış kent

Bu hafta yolumuz Bafa Gölü ve Latmos (Beşparmak) Dağları’na düştü… Bugüne kadar İzmir-Muğla arasında yolculuk ederken kim bilir kaç kez önünden geçtik, kim bilir kaç kez yol kenarındaki güzel manzaralarda durup dinledik. Bu kez hedefimiz Bafa Gölü’nü daha yakından tanımak, bugün Beşparmak Dağları denen Latmos’u adımlamak ve okuduğumuz mitolojik hikayelerin eşliğinde Latmos Herakleia’sını keşfetmekti.

Latmos, Hellen dilinde bir sözcük. Antik çağlarda bu bölge, Ana Tanrıça Lada’dan ötürü bu isimle tanınıyor. Hellenler ‘Lada’ ismini Latmos olarak değiştirerek bölgeye de bu ismi vermişler.

Herakleia’ya ulaşmak için Kapıkırı Köyü’ne doğru yola çıktık. Muğla’nın Milas ilçesine bağlı sevimli bir köy olan Kapıkırı, 130 haneye sahip. Nüfusu da yaklaşık 400. İçinde pansiyonların da bulunduğu köyde imamın, ilkokulda kaldığını öğrenince şaşırdık. Köye girdiğimiz andan itibaren herkesle selamlaştık ve sohbet ettik. Devletten destek almayan, yaşam koşulları her geçen gün zorlaşan, topraktan uzaklaştırılmaya çalışılan köylünün, pandemi ve yasaklardan dolayı daha kötü hale düşmüş olduğunu bir kez daha gözlerimizle görmenin üzüntüsünü yaşadık. Köydeki pek çok hane, ziyaretçiler için; zeytinyağı, bal, takı, tülbent gibi ürünler hazırlamış. Biz de onlardan nasibimiz olanı aldık.

Kapıkırı Köyü, Herakleia Antik Kenti’nin bir bölümünün üzerine inşa edilmiş. Köyde dolaşırken farklı noktalarda çeşitli medeniyetlerin izlerini görebiliyorsunuz. Kent adını, Yunan mitolojisindeki ünlü kahraman Herakles’ten almış. Herakles’in Roma mitolojisindeki adı ise Herkül… Herkül çocukken en sevdiğimiz karakterlerden biriydi. Süpermen’den daha gerçekçiydi.

Bölgede yerleşimin M.Ö. 8’inci yüzyıla kadar gittiği düşünülüyor. Bir İyonya şehri olarak kurulan Herakleia, bir dönem Karya’ya bağlanmış, ardından Büyük İskender’in Anadolu’ya girişi ile Hellenistik dönemini yaşayıp, sonra da Bizans ve Osmanlı toprağı olmuş.

Biz antik kentin merkezine nasıl gideceğimizi düşünürken, köyde yaşayanlardan Sadettin Yıldırım bize rehberlik edebileceğini söyledi. Biz de buna çok sevindik. Böylece, yaklaşık 1.5 saat süren yolculuğumuz boyunca hem kendisiyle sohbet edip bölge hakkında çok daha fazla bilgi edindik hem de daha fazla yer gördük.

#bafa gölü, #latmos, #kapıkırı, #herakleia, #muğlada gezilecek yerler, #muğlada görülecek yerler

Ege Bölgesi’nin en büyük gölü olan ve Ege Denizi ile yıllar önce vedalaşmış olan Bafa Gölü’nün kenarında yer alan bu şirin köy, Sadettin Yıldırım’ın anlattığına göre büyük büyük dedesi tarafından kurulmuş. Bölgenin havası tertemiz, manzarası harika, toprakları verimli ve tarihi ile dikkat çekici. Daha ne olsun… Köy halkı daha çok zeytincilik, hayvancılık, balıkçılık, arıcılık ve turizmle geçiniyor.

Biz, bir zamanlar deniz kenarı olan Herakleia Antik Kenti’nin en eski kalıntılarına doğru ilerlerken, zeytin ve yabani armut ağaçlarının gölgesinden; karabaş, hayıt, kekik gibi otların arasından geçtik. Bölge SİT alanı. Ancak köylüler devletten arazi kiralayarak zeytin ağaçlarından gelir elde ediyorlar. Arazilerin etrafı genelde taşlarla çevrilmiş. Taşların pek çoğunun antik dönemden kaldığını söylemeye gerek yok sanırım. Büyükbaş hayvancılıkla da uğraşan köylüler, ineklerin başka birinin arsasına girmemesi için kapılar koymuşlar. Her birinin üzerinde kapıların kapatılması için Türkçe ve İngilizce uyarılar var. Antik kent bir yürüyüş rotası içinde olduğundan pek çok kişi bu kapılardan geçiyor.

Çok kayalık ve engebeli bir arazi üzerinde kurulan antik kentin etrafı 65 kule ve takviye edilen, 6.5 kilometre uzunluğunda bir sur ile çevrilmiş. Kulelerin pek çoğu yıkılsa da ayakta kalanlar da var. Bölgede kazı çalışmaları başlamadığı için pek çok şey toprak altında ama kaya mezarları ortalarda. Çevrenizdeki mezarları saymaya başlarsınız 2 bin rakamına ulaşabilirsiniz. Ve tabii ki bu mezarların içleri, yağmacılar tarafından boşaltılmış.

Rehberimiz Sadettin Yıldırım, yolculuğumuz sırasında Beşparmak Dağları’nın hayatını kurtardığını söyledi. Yıldırım, alkol nedeniyle sağlığını kaybetmek üzereyken dağlarda yaptığı yürüyüşler sayesinde hayata yeniden döndüğünü ve kötü alışkanlıklarını bıraktığını anlattı.

#bafa gölü, #latmos, #kapıkırı, #herakleia, #muğlada gezilecek yerler, #muğlada görülecek yerler

Bölgenin doğal yapısı, kaya parçalarının ve kalıntıların çevreye verdiği görüntü müthiş. Biz Latmos’ta şelalelerin de olduğu biliyorduk ama sadece çok uzaktan görebildik. Cılız akıyorlardı. Yıldırım, bu yıl yağmurların azlığı nedeniyle böyle göründüklerini, kışın kar ve yağmur sularıyla besledikleri için çok daha gür bir şekilde aktıklarını belirtti.

Kentin agorasına ulaştığımızda, dükkanlardan kalma bir taşın üzerindeki Latince yazılanlar bugün de hiçbir şeyin değişmediğini anlatır gibiydi… Şöyle yazıyordu: “Vergi yükünün ağırlığından geçinmekte ve dükkanıma bir şeyler almakta zorlanıyorum….”

Söz, çevremizde en çok gördüğümüz zeytin ağaçların açıldığında Yıldırım, bize kendi ağaçlarından ürettiği zeytin yağını överken, “Ben gübre kullanmıyor. Benim zeytinlerim doğal yetişiyor. Böylece yağları da çok güzel oluyor” diyor.

Kayalık arazi üzerinde yer alan Athena Tapınağı kentin en iyi korunmuş yapılarından biri ve yine Hellenistik döneme aittir. Kentteki diğer yapılar arasında, Agora, Bouleuterion, Tiyatro ve Endymion Kutsal Alanı yer almakta. Bafa Gölü önceleri denizle bağlantılıydı ve Miletos, Priene ve Myus gibi Herakleia da bir liman kentiydi. Menderes’in getirmiş olduğu alüvyonlar zamanla Latmos Dağları’na doğru uzanan bu girintinin denizle ilişiğini kesti ve bir göl haline getirdi. Herakleia’nın tarihsel öneme fazlasıyla sahip olmamasının nedeni Miletos gibi metropol bir şehrin gölgesinde kalmış olmasının yanı sıra denizle olan bağlantısının kesilmiş olmasıyla da açıklanabilir. Çünkü deniz ticareti her kent gibi Herakleia için de çok önemliydi.

Latmos Dağları’ndaki kaya resimleri ilk kez 1994’te keşfedilmiş. Bunlar, Batı Anadolu tarih öncesi kaya tasfirlerinin ilk tanıkları. Dağın daha çok batı yamaçlarına dağılmışlar. Genellikle kırmızı aşı boyası ile yapılmışlar. Nadiren sarı ve beyaz renk kullanılmış. İşlenen konular, günlük hayattan alınmış sahneler. Kadın ve erkek figürleri, ana motifler. Hayvan resimlerine ender rastlanıyor. Resimlerde ayrıntılara rastlanmazken, erkekler çıplak, kadınların ise etek veya önlük giydikleri ima edilmeye çalışılmış. Biz de Yıldırım sayesinde bir şapel ve bir kayanın içine işlenmiş dini figürleri gördük. O olmasa onları da zor bulurduk diye düşünüyorum.

#bafa gölü, #latmos, #kapıkırı, #herakleia, #muğlada gezilecek yerler, #muğlada görülecek yerler

Latmos Dağları’nda geçmişte birçok manastır varmış ama bunlardan sadece ikisi günümüze kadar gelmiş: Stylos ve Yediler Manastırı. Stylos Manastırı antik kent içinde yer almıyor. Buraya ulaşmak için Kapıkırı Köyün’den 4 saat civarında yürümeniz gerekiyor. Manastırda M.S 10’uncu yüzyılda Paulos adlı bir keşişin yaşadığı biliniyor. Manastırın biraz yukarısında ise freskli bir mağara var.

Kapıkırı’na gelmeden önceki köyün adı Gölkaya Köyü. Buradan yapacağınız 1 saatlik yürüyüşle ulaşacağınız, bölgedeki ikinci önemli manastır ise Yediler Manastırı. Bu manastırın yolu, Stylos Manastırı’na göre daha düzgün ve işaretlenmiş. 10’uncu yüzyıldan kalma olan manastır içinde 2 kilise ve 1 şapel bulunuyor. 1994 yılında keşfedilen 8 bin yıllık kaya resimleri de burada. Burada yaşayan ilk insanların günlük yaşamına ışık tutan resimlerde erkek, kadın ve çocuk figürleri seçilebiliyor. Manastırın avlusunda bulunan bir kayada da Hz. İsa’nın hayatından kesitler sunan freskler var.

SONSUZ AŞK UYKUSU

Anadolu, binlerce aşk hikayesiyle doludur. Çoğu da hüzünlü biter. Latmos’taki efsane ise sonsuz aşkın hikayesidir. Beş bin yıl önce, Güneş tanrısı Helios ve şafak tanrıçası Eos’un kardeşi olan, başında bir yarım ay, elinde meşalesiyle dünyayı dolaşan güzel Ay tanrıçası Selene (Artemis), Latmos’ta yaşayan çoban Endymion’u uyurken görür ve aşık olur. Güzel ay tanrıçasının aşkı karşılıksız kalmaz. Endymion da ona aşık olur. Yemyeşil çimenlerin, türlü çiçeklerin yeşerdiği Latmos’ta sürüsünü otlatan Endymion, tüm gün Selene için kavalıyla kimi zaman hüzünlü, kimi zaman neşeli şarkılar çalar. Efsaneye göre, güneş batıp gece olunca Latmos yamaçlarına, sevgilisinin yanına iner Selene. Geceleri uykuya daldığında sessizce sevgilisinin yanına gelip okşayıp sevmeye başlar Endymion’u. Uzun gündüzlerin bitip, sevgilisinin kollarında olacağı geceyi özlemle bekleyerek geçirir günlerini Endymion. Güneşin yeryüzünden çekilip, şafak tanrıçanın atlarına binip gecenin perdelerini güneşe aralayacağı zamana kadar birlikte olur aşıklar. Günün ilk ışıklarında Selene, sularda yıkanıp gökyüzüne yükselir. Ancak Endymion ölümlü, Selene ise bir tanrıçadır. Ve sonunda Selene, sevdiğini ölümsüz bir uyku bahşeder. Öyle ki bugün bile dolunaylı gecelerde gölün suyunun ağlıyormuş gibi titreştiği, Selene’nin Latmos’ta bilinmeyen bir mağarada sonsuz uykusundaki Endymion’u ziyaret ettiğine inanılır.

Latmos’ta yaşanan bu aşk hikayesi o kadar sevilir ki, İtalya’daki Siena Katedrali’nin tavan süslemelerinde, Hollanda’nın Soestdijk Sarayı’ndaki tablolarda, pek çok mezar steli ve lahitte, ölümsüz aşkı anlatmak için kullanılır.

BAFA GÖLÜ’NDE TEKNE TURU

Söke ovası 2 bin yıl kadar önce denizdi, burada büyük bir körfez vardı. Büyük Menderes’in getirdiği alüvyonlar körfezi doldurdu ve ova haline getirdi. Bugünkü Bafa Gölü denizden bir parça olarak arada kaldı. Gölün suyu tuzlu bu nedenle tatlı su balıklarının dışında levrek, çupra gibi balıklar da yetişiyor. Bölge halkının favorisi ise yılan balığı. Burada balıkçılıkla ya da yazın tekne turları yaparak geçimini sağlayanlar da var. Gölün üzerinde iki ada bulunmakta. İkiz adalardan biri aslında tam ada değil, bir kumulla karaya bağlı. Göldeki adalarda manastırlar, kiliseler kurulmuş. Tekne turlarıyla bu adaları gezebilir, gölün suyunda serinleyebilirsiniz. Gölün çevresi zeytinliklerle çevrili. Bu nedenle gölün çevresindeki lokantalarda yapılan yemeklerin hepsi zeytinyağı ile yapılmakta.

#bafa gölü, #latmos, #kapıkırı, #herakleia, #muğlada gezilecek yerler, #muğlada görülecek yerler

NASIL GİDİLİR? NE YENİR?

Bodrum Havaalanı’ndan 52 kilometre, Milas’tan ise 37 kilometre uzaklıkta olan Kapıkırı köyüne otobüsle İstanbul ya da İzmir’den geliyorsanız Milas Otogarı’nda inmelisiniz. Sonrasında minibüslerle Bafa’ya gelebilirsiniz. Arabanızla geliyorsanız, web haritalarından yolunuzu bulmanız çok daha kolay.

Bafa’ya geldiğinizde gölde bol miktarda olan yılan balığını denemeyi unutmayın. Köylülerin, tenekede pişirdiği balık, oldukça lezzetli.

#bafa gölü, #latmos, #kapıkırı, #herakleia, #muğlada gezilecek yerler, #muğlada görülecek yerler

Kadın kahinleriyle ünlü Erythrai

Çeşme’nin, Alaçatı’nın kalabalığından sıkıldınız mı? “Pandemi de var, çok da insanlarla dip dibe gezmeyelim” mi diyorsunuz? İş güç derken yorulan bedeninizi de ruhunuzu da dinlendirmek için yer mi arıyorsunuz? O zaman direksiyonu Ildırı’ya kırın. Bu şirin ve az bilinen balıkçı kasabasında sakin ve huzurlu anlar sizleri bekliyor. Üstelik burası bizim ‘mevsimsiz’ dediğimiz yerlerden. Yunan filozofu Platon’un dediği gibi, yazın da kışın da en güzel günbatımlarını izleyebilirsiniz Ildırı’da.

Biz, Ildırı’yı yaz mevsiminde de kış mevsiminde de ziyaret ettik. O yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, burası her mevsim ayrı güzel. ‘Ildırı’da ne yapılır?’ derseniz, ‘Önce kültür mirası’ deriz. Ildırı’da, merkeze yürüme mesafesinde, bisiklet parkurunun üstünde Erythrai Antik Kenti yer alır. İsmi, Yunanca ‘kızıl’ anlamına gelen Erythros’tan türetildiği düşünülen bu kent, 12 İyon kentinin biridir. Kente, toprağının renginden dolayı bu ismin verildiği varsayımlardan biridir. Diğeri ise kentin ismini, kurucusu Giritli Rhadamanthes’in oğlu Erythro’dan aldığı varsayımıdır. Ya da belki her iki durum yüzünden kente bu isim verilmiştir.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Erythrai, Atina Kralı Kodros’un soyundan gelen Kleopos/Knopos tarafından genişletilmiş. M.Ö. 8’inci yüzyıldan itibaren kent, İyonya’nın sosyo-politik gelişmelerinde önemli rol oynamış. Arkeolojik buluntuların yerleşimin neredeyse tamamında kesintisiz olarak ortaya çıkarılması, İyonya ile ilgili önemli bilgiler verirken, akropoldeki Pers egemenliği dönemine ait buluntular da, o döneme ilişkin bazı bilgileri değiştirmiş. Kentteki en erken yerleşim izleri, M.Ö. 3 bin yılına kadar uzanır. Antik yazarlara ve kazılardan elde edilen bilgilere göre, Erythrailıların Fenikelilerle yoğun ilişkiler içinde olduğu, Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Ege’de ticari faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılır.

Arkaik dönemde başlayan ticaretle Erythrai, Doğu mallarını hem kullanmış hem de tüm İyonya’ya dağıtmış. Bu sayede kent, ticaret ve diplomasi alanlarında Samos ve Miletos ile dirsek teması halinde olup, karşı komşusu Khios’la ise rekabet içindeymiş.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

M.Ö. 6’ncı yüzyılın ortalarında tüm Anadolu gibi Erythrai da Pers egemenliğine girmiş. Ancak şehir, bulunduğu stratejik konumu kullanarak M.Ö. 5’inci yüzyılda Attika-Delos Deniz Birliği’nin önemli bir üyesi olmuş. Erythrai, bu birliğe İyonya devletleri arasında en çok vergi ödeyen şehirmiş. Bu da Erythrai’ın o dönemki gücünü gözler önüne seriyor. Erythrailılar, Pers satraplarıyla (yerel halktan seçilen valiler) kurduğu yakın ilişkiler sayesinde bu dönemde de güçlenmiş. Teşekkür olarak da kentin yöneticileri, Karia bölgesinin satrapı Mausolos’un altın taçlı heykeliyle karısı ve kız kardeşi Artemisia’nın gümüş taçlı heykellerini de şehre diktirmiş. Ancak giderek artan Pers baskısına dayanamayan kent, diğer İyon kentleriyle direnişe katılmış, kentin bağımsızlığı M.Ö. 334 yılında Büyük İskender’in desteğiyle kazanılmış. Kayıtlara göre Büyük İskender, Asya Seferi sırasında Erythrai’dan geçmiş ve kentin tiyatrosuyla surlarının tamamlanması için maddi destek vermiş. İskender’in ölümüyle başlayan karmaşa sonucunda Erythrai, Pergamon (Bergama) Krallığı’na geçmiş. Kentin, ‘özgür kent’ statüsü alması için M.Ö. 133 yılında gerçekleşmiş. Roma döneminde Erythrai, Sibylla (bilici kadın) kavramının doğduğu yer olarak itibar görmüş. Özellikle Romalı yöneticilerce yönetilmiş. Ancak savaşlar, yağmalar ve depremlerle sarsılan kent, Bizans hakimiyetindeyken önemini yitirmiş. 1366’da Türk egemenliğinin ardından sırayla, Erythre, Rhtyrai, Lythri, İlderen ve son olarak da Ildırı isimleriyle anılmış.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Kentteki, Athena Tapınağı ve Herakleion, İyon mimari özellikleriyle Anadolu’daki en iyi örnekler arasında yer alır. Samos Heraion’una yapılacak adaklar için kore tarzında heykeller ithal edilmiş, yakın yerleşim olan Klazomenai ile benzerlik gösteren kabartmalı, süslemeli lahitler üretilmiş. Roma zamanında da Erythrai´ın ihraç etmek için hazırlanan kaliteli şaraplarla meşhur olduğu biliniyor. Öyle ki bu şaraplar için özel amforalar da üretilmiş.

Antik kente, lahana tarlalarının ve evlerin arasından giriliyor. İlk olarak Erythrai’da yaşamış dönemin ünlü komutanına ait olduğu düşünülen anıtsal mezar (Heroon) yer alıyor. Mezarın hemen arkasındaki bölüm olan agora, İyon şehirlerinde hayatın kalbinin attığı yerdir. Burada resmi işlerin yapıldığı bölümlerle dükkanlar yer alır. Ardından bir kapı karşımıza çıkıyor. Kapı, belli saatlerde mi açık oluyor bilmiyoruz ama antik kente giriş ücretsiz. Dik basamaklarıyla antik tiyatro, ziyaretçileri karşılıyor. Bir zamanlar sahne olarak kullanılan alanın ortasında yükselen yaşlı badem ağacı, medeniyetlerin geçiciliğini, doğanın ise gücünü yeniden hatırlatıyor. Anadolu’daki en erken Grek tiyatrolarından biri olan yapı, günümüze çok iyi durumda gelemese de büyüklüğünden kentin gücü ve nüfusu anlaşılıyor. İmparator Hadrianus tarafından onarılan tiyatro, çift diazomaya (seyirci oturma platformları) sahip. Yapının caveası (yarım daire formlu seyirci oturma kısmı) ve analemma duvarlarının, Hadrianus zamanında yapıldığı düşünülüyor. Skene (sahne) binasının da temelleri günümüze ulaşabilmiş.

Erythrai’ın akropolü, Gerence ile Ildırı körfezlerini gören bir tepenin üstündedir. Nefis bir panoramik manzaraya sahip olan alanda, yönetim binaları, dinsel yapılar, tapınak, heykeller ve saray yer alır. Doğal bir kale görevi gören akropolden, denizden gelebilecek olası tehditler de görülebilir. Akropolde yer alan kilisenin duvarları kısmen korunmuş durumda. Yağmurlu bir günde gezdiğimiz antik kentte, kiliseyi ilk gördüğümüzde tepesinde kuşlar uçuyordu. Bu haliyle, korku filmlerinde çıkmış bir havası vardı. Aynı alanda, M.Ö. 530 yılında inşa edildiği bilinen Athena Polias Tapınağı’na ulaşmak için de kazı çalışmaları yapılmış. Ünlü tarihçi Herodot tarafından yazılan kaynaktan, tapınağın kadın kahinleriyle meşhur olduğu öğrenilir. Pausanias ise kentin diğer tapınağı Herakles’e Trakyalı kadınlardan başkasının giremediğini belirtir.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler


Athena Tapınağı’nın günümüze temeli ulaşmış olsa da, Prof. Dr. Ekrem Akurgal tapınağı, ‘Ege uygarlığının yükseliş döneminin ilk temsilcisi’ olarak değerlendirir. Akropolden ayrıca Cennet Tepesi’ndeki Roma villaları görülür. Ildırı’nın girişinde yer alan tepede Roma döneminde yapılmış büyük bir villanın kalıntıları yer alır. Evin çok odalı oluşu, yerleşim en güzel yerinde konumlanması ve tabanındaki kullanılan kaliteli mozaikler, evin oldukça zengin birine ait olduğunu gösterir. Buradan çıkarılan örneklerden bazıları, İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Şehirde 5 kilometre uzunluğundaki surların, Aleon deresinin başlangıç kısmındaki antik döşemeler ve su kemerlerinin, Roma villasının yakınındaki hamamın, Ildırı’ nın beş kilometre uzağındaki taş ocaklarının kalıntılarına da rastlanır.

Antik kenti gezip akropolün enfes manzarasını hafızamıza kazıdıktan sonra Ildırı’ya dönebiliriz. Burası, 19’uncu yüzyılda ‘Lithri’ isimli Rum köyüymüş. Köylüler, zeytin, pamuk, üzüm, badem, tütün, buğday gibi ürettiği birçok ürünü ihraç ediyormuş. 1913’te köy halkı, Balkan Savaşları mağlubiyetinin ardından Anadolu’da baş gösteren intikam hareketiyle Sakız’a kaçmış. Boşalan köye, o tarihlerde Balkan göçmenleri yerleştirilmiş. 1919’daki Yunan işgalinde köyüne dönen bin 800 Rum, üç yıl sonra Yunan ordusu geri çekilince, son kez Ildırı’dan ayrılarak Sakız’a dönmüş. Bazıları da Atina yakınındaki Yeni Erythrai’yi kurmuş. Dalyan’a yerleştirilen Müslüman mübadillerin de buraya gelmesinin ardından başlayan sıtma salgını nedeniyle köy, 1929-1937 tarihleri arasında boş kalmış. O dönemde buradaki yapı malzemeleri çevre köylere satılmış. Antik kentin taşlarının da o zaman yağmalandığı düşünülüyor. 1937’den sonra mübadiller sağlam kalan 14 yapıyı satın alıp köye dönmüş. 1981’de SİT alanı ilan edilen Ildırı’da, yapılaşmaya izin verilmemesi bölgenin bakir kalmasını sağlamış. Erythrai’da yapacağınız tırmanışın ve inişin ardından Ildırı’nın sahilinde yer alan balık restoranları hem soluklanmak hem de karnımızı doyurmak için iyi bir alternatif. Biz en salaş olana oturduk. Mezelerinin lezzeti ve su ürünlerinin tazeliği hala aklımızda.

Hz. İsa kehaneti

Ünlü coğrafyacı Strabon, kentin kadın kâhinleriyle (Sibylla) tanındığından bahseder. Strabon, ‘Coğrafya’ adlı kitabında, “İlki benden önce, Büyük İskender’in çağında yaşamış, ismi Athenais” diye yazar. Rivayete göre bu kahin, İskender’in doğumunu ve kentin Perslerden kurtuluşunu görür.

İkinci Sibylla ise daha dikkat çekici bir kehanette bulunur. Hz. İsa’nın gelişini ve paganizmin sonunun geleceğini öngörür. Dünyevi adı Herophile olan kadın kahinin hikayesini, Decameron Öyküleri’nin ünlü yazarı Giovanni Boccaccio, 1375’te yayımlanan “Ünlü Kadınlar” adlı kitabında anlatır. Herophile’nin tasvirini ise Michelangelo’nun yaptığı Sistine Şapeli’ndeki fresklerde görürüz.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Herakles heykeli ve saç örgüsü

M.S. 2’nci yüzyılın sonlarında yaşamış Lidyalı gezgin ve coğrafyacı Pausanias tarafından Erythrai ve Erythrailılar hakkında aktarılan öykü şöyledir: Bir efsanede tanrılaştırılmış Herakles’i betimleyen bir heykelin Fenike’deki Tyros kentinden bir sal üzerinde denize bırakıldığı anlatılır. Sal İyonya kıyılarına yaklaşmış ve Khios (Sakız) Adası ile Erythrai’ın tam ortasındaki Mesate Burnu’nda (Topburnu) karaya vurmuş. Hem Khioslular hem de Erythrailılar heykeli kentlerine getirmek için ellerinden geleni yapmışlar. Fakat heykel bir türlü kıpırdamamış. Nihayet Erythrailı kör bir balıkçı bir düş görmüş. Düşünde ona, Erythrailı kadınların saçlarını kesmeleri, erkeklerin de bunlardan örecekleri bir halatla salı kıyılarına çekmeleri gerektiği açıklanmış. Soylu kadınlar böylesi bir saçmalık uğruna iş birliğine yanaşmamışlar. Gerek köleler gerekse kentte yerleşik yabancılar arasında bulunan Thrak asıllı kadınlar ise hiç düşünmeden söylenenleri kabul etmişler. Onların saçlarından örülen halat sayesinde, Erythrailılar sala ve heykele sahip olmuşlar. Dahası kör balıkçının gözleri açılmış. Herakles heykeli için bir kutsal yer yapılmış. Bu kutsal yere Thrak kadınlarının dışında, kadınların girmesi yasaklanmış.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Nasıl gidilir?

Ildırı’ya ulaşabilmek için iki yol kullanılabilir. Eski Yol olarak tabir edilen, Urla-İçmeler-İYTE yolundan Çeşme’ye doğru giderken kahverengi Ildırı tabelasını takip ederek gidebilirsiniz. Ya da otobanda Çeşme yönüne doğru giderken Karaburun-İYTE kavşağından çıkarak buraya varabilirsiniz. Aceleniz yoksa Zeytinler Kavşağı’ndan çıkarak orman içinden Ildırı’ya gitmeniz de mümkün.

#çeşme, #ıldırı, #erythrai, #izmirde gezilecek yerler, #çeşmede görülecek yerler

Tatil demek Fethiye demek

Anadolu efsaneler için verimli bir toprak gibidir. Doğusundan batısına, güneyinde kuzeyine içinde mitler taşıyan bu coğrafya, savrulup duran hikayeleri geçmişten geleceğe taşır. Kulaktan kulağa yayılan bu öyküler, belki bir gün bizi olduğu gibi sizi de arkasından sürükler. Yol, Tanrı Apollon’un Finike Kralı Agenor’un kızlarından birine aşık olup, kalbini çalmak için sevimli bir köpeğe dönüştürdüğü ana çağırırsa sizi, bilin ki siz bu iki sevgilinin doğan erkek çocuklarına verdiği ismi taşıyan ilçeye, Telmessos’a, yani Fethiye’ye gitmek üzeresiniz. Ve bilin ki tarihin, güneşin ve kumun turkuaz rengiyle buluştuğu o ilçede geçireceğiniz birkaç günü asla unutamayacaksınız. Eğer bugüne kadar Fethiye’yi görmediyseniz pandemi yasakları bittikten sonra gidilecek yerler listenize mutlaka alın.

Antik çağlarda Telmessos, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise Makri ve Meğri adları ile anılan Fethiye, ismini ilk şehit Türk pilotu Fethi Bey’den alıyor. Fethiye veya antik ismi ile Telmessos kentinin geçmişi filolojik bazı tespitlere göre M.Ö. 3 binlere kadar gitmesine karşın o dönemleri teyid edecek eserlere henüz rastlanmış. Antik dönemden itibaren karşılaşılan pek çok deprem ve yeni yerleşim alanlarının kurulması o dönem yapılarının zaman içerisinde yok olmasına neden olmuş. Ancak modern kentin güneyindeki kayalıklara oyulmuş mezarlar ile şehrin çeşitli noktalarında yer alan lahit mezarlar antik çağdan günümüze ulaşabilmişler. Bölgedeki kaya mezarlarından en ünlüsü ve en görkemlisi hiç şüphesiz Kral Amyntas’ın mezarı. Son yıllarda müzenin yaptığı kazılarda ortaya çıkarılan, günümüz de yapılan restorasyon çalışmalarıyla bugün bin 500 kişinin kullanımına cevap verecek tiyatro kalıntısı, kentin antik dönemdeki yerleşimi ile teşkilatı hakkında bazı bilgiler vermektedir. Fethiye, özellikle Persler, Likyalılar, Kayralılar ve Romalılar’a ait eserleri ile tanınmış. Fiziki yapısı içinde barındırdığı körfezi nedeniyle yöreyi ziyaret edenler tarafından İzmir’e benzetiliyor.

Fethiye’de ziyaret edilecek yerler arasında ilk akla gelen, Ölüdeniz. Özellikle bu bölgede İngilizler çok sayıda ev ve arsa almış. ‘Her şeyin fiyata dahil olduğu’ cazip fiyat avantajlı tatil köyleri ya da oteller bölgeye çok sayıda yabancı turist çekiyor. Yıllarca yabancı turistlere ‘yolunacak kaz’ gözüyle bakan esnaf ise şimdi bu otellerden çıkmayan turistlerden dert yanıyor. Pandemi sürecinde ise esnaf eski günlerini mumla arıyor.

#fethiye, #kelebekler vadisi, #ölüdeniz, #kayaköy, #saklıkent, #babadağ

Yıllardır tanıtım afişlerinde boy gösteren doğa harikasına, son yıllarda bir de Saklıkent Kanyonu eklendi. Fethiye içinden minibüs ve özel araçlarla Fethiye-Kaş Karayolu’ndan ayrılarak ulaşılan Saklıkent Kanyonu’nda, yüksek duvarları andıran kaya aralığına nehir üstündeki asma yaya yolundan giriliyor. Kanyona ancak, dağların doruklarından eriyerek akan ve dizlerinize kadar gelen kar suyunu geçerek girebiliyorsunuz. Bu bölümü geçerken inanılmaz derecede soğuk olan suya rağmen oldukça zevk alıyorsunuz. 18 kilometrelik kanyon aralığının bir bölümünü yürüyenler, gökyüzünün görülmez, gölcüklerin ve setlerin aşılmaz olduğu bölümlerden geri dönerken, şifalı olduğu söylenen çamurları da yüzlerine sürmeyi ihmal etmiyorlar.

Saklıkent kanyonundan ayrılanların uğrak yerlerinden biri de kaplıca yöresi. Görkemli Tlos Antik Kenti’yle, ulu çınarların gölgesinde ve şelalelerin serin sularının arasında yemek yiyen ziyaretçilerine keyifli anlar yaşatan Yakapark, çevre gezilerine katılan turistleri memnun ediyor.

Şimdi sırada Ölüdeniz ve yamaç paraşütünün yapıldığı Babadağ var. Gün boyu ziyaretçi akınına uğrayan Ölüdeniz’deki Belcekız Plajı’nda, yılın 12 ayı denize girilebiliyor. Ölüdeniz sahilinde yamaç paraşütü hizmeti veren acenteler var. Rezervasyon yapıp çıkış saati bekleniyor. Sigortalanan yolcular, pilotlarla beraber 4×4’lere biniyor üste de paraşütler yükleniyor. Ölüdeniz çıkışından 1965 metre yükseklikteki Babadağ’a 1978 yılında yangın kulesi için açılmış olan 25 kilometrelik orman yolu ile tırmanılıyor. Yol toz, toprak ve engebeli. Yolculuk, yaklaşık 50 dakika sürüyor. 1200 metrelerde ağaç cinsleri de değişim gösteriyor ve anıtsal gövdeli, 200-300 yıllık nadir türlerden Sedir ormanlarına rastlanıyor.

#fethiye, #kelebekler vadisi, #ölüdeniz, #kayaköy, #saklıkent, #babadağ

Bin 700 metrede uçuş pistine ulaşanları her ihtimale karşı bir ambulans hazır bekliyor. Eğer rüzgar uçuş için uygun değilse, daha elverişli olan 1900 metreye çıkılıyor. Acente tarafından kendilerine verilen tulum ve kasklarını giyenler, önce paraşütleri yere açıp rüzgara bırakıyorlar. Şişince de koşmaya başlıyorlar ve kendilerini dik yamacın bir yerinden gökyüzünün boşluğuna bırakıyorlar. Keyiften mi, heyecandan mı, yoksa adrenalin salgısından mı bilinmez önceleri çığlıklar duyuluyor. Sonra uzaklaşıyorlar ve doyumsuz bir manzara seyrederek Belcekız Plajı gerisindeki iniş pistine konuyorlar.

Bu arada Kumburnu sahillerinde denizin tadını çıkaranların bir bölümü, sahilden kalkan ve 5 kilometre uzaklıkta bulunan Kelebek Vadisi’ne düzenlenen tekne turlarına katılıyorlar. Ölüdeniz yakınlarında bulunan kilise kalıntılarının görüldüğü Ayanikola Adası ve Gemile Koyu da en az diğer gezi yerleri kadar ilgi görüyor. Fethiye’nin içinde ise durum daha farklı… Kent içinde kalıp günübirlik tekne turlarına katılarak tatil yapanlar, akşamlarlı sahil boyunca dizili çay bahçelerinde oturup kıyı bandında dolaşıyorlar. Fethiye, küçük bir ilçeden çok aslında gezip görüldükçe, anlatılan öyküleri dinledikçe insanın içine sığmayan bir doğa harikası bölge. Eğer şimdiye kadar görmediyseniz mutlaka gidip görün.

BURALARI GÖRMEDEN TATİLİ BİTİRMEYİN

12 ADALAR

Birbirinden güzel sayısız koylarla süslü Kapıdağı Yarımadası ve adalardan oluşan, balıkçıların “Karanlık İçi” olarak tanımladıkları bölge mavi yolculukların vazgeçilmez uğrak yerlerinden biridir. Fethiye ve Göcekten düzenlenen günübirlik turlarla da ulaşılabilen Yassıca Adalar, Hamam Koyu, Kurşunlu Koyu, Yavansu, Bedri Rahmi Koyu, Tersane Adası, Göbün Koyu, Boynuzbükü, Göcek Adası, Domuz Adası, Zeytin Adası, Kızıl Ada yörede “12 Adalar” olarak da anılmakta ve önemli bir çekim alanı özelliğini taşımaktadır. Adaları gezerken Hamam Koyu’nda bir Bizans manastırı olan, bugün deniz altında kalmış kalıntılar arasında serinlemek, Yavansu’da kısa bir yürüyüşten sonra tepedeki antik kent Lydas’ı dolaşmak, Tersane ve Göbün adalarında kendinize balık ziyafeti çekmek bu mavi yolculukla yaşayacağınız serüvenlerden bir kaç tanesidir.

#fethiye, #kelebekler vadisi, #ölüdeniz, #kayaköy, #saklıkent, #babadağ

KAYA KÖY

Kuruluşu kesin olarak bilinmeyen ve depremler sonucu birkaç ev tipi mezarı dışında bütünüyle yok olan antik Karmillassos’un üzerinde 14. yüzyıldan başlayarak kurulmuş bir Rum yerleşimidir. Eski adı Levissi’dir Yaşamı boyunca çevresindeki beş Türk köyünün halkı ile bütünleşen ve dostluk, kardeşlik, barış kavramları üzerinde insanlık dersleri veren Kaya Köy bölgemizin gurur kaynaklarından biridir. 1922 yılında Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan bir “nüfus değişimi” anlaşması uyarınca, Kaya Köy’ün Rum ahalisi ile Batı Trakya’da yaşayan Türk halkı karşılıklı olarak yer değiştirmiştir.

#fethiye, #kelebekler vadisi, #ölüdeniz, #kayaköy, #saklıkent, #babadağ

KELEBEKLER VADİSİ

Bu ilginç kanyon, adını temmuz-eylül aylarında bölgeye gelen “Jersey Tiger” adlı kelebeklerden almış. Kelebeklerin bir arada bulunduğu bir açık hava müzesini andıran vadi, yaz-kış akan şelalesi, geniş kumsalı, denizi ve pembe zakkum çiçekleriyle küçük bir yeryüzü cennetini andırıyor.

#fethiye, #kelebekler vadisi, #ölüdeniz, #kayaköy, #saklıkent, #babadağ