Bahara Datça’da ‘merhaba’ diyin

Virajlı yolları göze alabilirseniz Datça’da bir çok güzellik sizi bekliyor. Hele ki yaz sezonunda değil de Şubat-Mart gibi giderseniz mis gibi kokan badem çiçekleriyle yeni yeni uyanan doğayı da selamlamış olursunuz.

#datça, #badem çiçekleri, #knidos, #eski datça, #can yücel, #çağla badem, #palamutbükü, #çıplak afrodit

Biz bakir, sessiz, huzurlu yerleri sevdiğimiz için Datça’nın merkezinden 50 dakika kadar uzaklıkta ve Datça’nın en uzun sahil şeridine sahip olan Palamutbükü’nde güzel bir taş ev kiraladık. Sahildeki birkaç evden oluşan bu köy, imar izni verilmediği, yolu çok sapa olduğu için henüz betona teslim olmamış. İlk gün yol yorgunluğunu Palamutbükü’nün sessiz sahilinde, zeytin ağaçlarının altında attık. Bol oksijen, güzel bir uyku çekmemizi sağladı. Ertesi gün ilk durağımız, Datça yarımadasının ucundaki Knidos Antik Kenti’ydi. Yol boyunca, bir tarafta çiçeğe durmuş badem ağaçları, diğer tarafta ise zeytin bahçeleri bize eşlik etti. Bir tarlanın yanında durup fotoğraf çektik. Tarlanın sahibi topladığı çağla bademlerden ikram etti. Bazı ağaçlarda hasat yapılırken bazılarının hala neden çiçek açtığını sorduk. Şubat başında çiçeklenip 2 haftada hasat edilmeye başlayan çağla badem ağaçlarıymış. Daha pembemsi çiçekleri olan asıl bademler, Mart ortasına doğru olgunlaşırmış. Üstelik bu ağaçların çiçeği de çok güzel kokarmış. Badem deyip geçmeyin! Datça’ya özgü olması üç tür badem bulunuyormuş: Nurlu badem, ak badem ve sıralı badem. Hepsinin ekonomiye katkısı olsa da bademlerin kraliçesi nurlu bademmiş. Dünyanın en iri bademi olan nurlu badem, Datça’nın en kıymetlisi. Çünkü erken çiçeklenmesi nedeniyle başka bölgelerde yetişemiyormuş. Datça’da bademi; Mart-Nisan ayında çağla badem, Temmuz’da buzlu badem, Ağustos ayından sonra da kuru badem olarak tüketmek mümkünmüş.

Kibrit çakıyorsun karanlıkta

Badem çiçeklerini görmek için

Ve mart denizlerinde tedirgin bir çift

Sarnıç gemisi gözlerin

Bir iş açacaksın sen başımıza

Yangın mı olur artık, bahar mı?”

CAN YÜCEL

Sohbetimizi duyan bir başka köylü yanımıza gelip, nereden geldiğimizi sordu. Ülkece çok sevdiğimiz, oturarak edince aynı tadı alamadığımız ayaküstü sohbetin ardından, “Virüs olmasaydı çaya davet ederdim sizi. Uzak yoldan gelmişsiniz” dedi. Bu sıcak sohbetle zaten bir bardak tavşan kanı çay içmiş kadar olduk. Büyükşehirlerde bu samimiyeti bulamadığımızı düşünerek yola devam ettik. Bir süre sonra bahçelerin yerini sol tarafta harika bir deniz manzarasına bıraktı. Yüzümüzde tebessümle Knidos’a ulaştık.

Ege’nin Akdeniz’le buluştuğu bu antik kent, ‘Burada yaşasaydım ölmezdim’ dedirtiyor. Bölgedeki en eski yerleşimin Karyalılara ait olduğu düşünülüyor. Ancak kent altın çağı Dorlarla başlıyor. M.Ö. 1000’li yıllarda Dorlar, Trakya’dan gelerek buraya yerleşmişler. Deniz ticaretinde önemli bir hakimiyet kuran şehir zenginleşince bugünkü Knidos kurulmuş. Antik kente girmeden önce ince bir geçitle anakaraya bağlanan bir ada gözünüze çarpar. Bu geçitin iki yanı Knidoslular tarafından liman olarak kullanılmış. Daha küçük olan kuzey limanı, askeri amaçla kullanılırken, güney limanında ise ticari faaliyetler yürütülmüş. Limanın girişindeki mendirek ve askeri limandaki kulenin kalıntıları bugüne ulaşmış durumda. Kentte 20 bin ve 10 bin kişilik 2 tiyatro yer alıyormuş. Ayrıca 4 bin 500 kişilik Odeon (konser salonu), tapınaklar, daha iyi korunmuş Liman Caddesi, nekropol alanı, sur duvarları gibi kalıntılar, Knidos’taki yaşamla ilgili ipuçları veriyor.

#datça, #badem çiçekleri, #knidos, #eski datça, #can yücel, #çağla badem, #palamutbükü, #çıplak afrodit

Knidos Antik Kenti- tepeden görünüş
Knidos Antik Kenti – Liman surları

Deniz ticaretiyle giderek zenginleşen Knidoslular, bilime, sanata ve mimarlığa da önem vermişler. Ünlü filozof, astronom ve matematikçi Eudoxus, tanınmış doktor Euryphon, ressam Polygnotos ve Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos, Knidos’ta yaşamış. Ayrıca şehrin en güzel noktalarından birine konumlandırılmış Afrodit (Aphrodite) Tapınağı’nın ortasında durduğu bilinen Knidos Afroditi, çağın en ünlü heykeltraşı Praxiteles tarafından yapılmış. Bugüne kadar yapılmış en güzel Afrodit heykeli olan heykeli görmek için birçok insan Knidos’a akın edermiş. Dönemin sikkelerinde bile tasvir edilen, bir çok sanatçının esin kaynağı olan heykel ne yazık ki bugün kayıp. 1800’lü yıllarda dönemin padişahının izniyle Knidos’ta kazı yaparak bir çok eseri yurtdışına kaçıran İngiliz arkeolog Charles Newton, Knidos Afroditi ile ilgili günlüğüne şunları yazmış:

“(…) Halikarnassos’un gurur duyacağı bir anıt mezarı: Mozole’si, Rodos’un bronzdan dökülmüş anıtsal bir heykeli: Helios’u varsa, küçük Knidos kentinin de aynı şekilde gurur duyabileceği bir Afrodit Heykeli vardır; o heykeldir ki, Bithynia (Ege bölgesinin kuzeyi) Kralı Nikomedes, karşılığında kentin bütün gelirini ortaya koymuştur; Knidos’un bütün borçların silmiştir, ama nafile…”

Newton’un yürüttüğü yağmalar sırasında Knidos uygarlığının simgelerinden olan Knidos Aslanı da, Osmanlı padişahının izniyle 1858’te İngiltere’ye götürülmüş. Knidosluların, Kirmeryalı Conan komutasındaki deniz zaferinin anısına yaptırdıkları heykel, şehrin tep noktasına yerleştirilmiş. Geçen gemilerin görüp bu zaferi hatırlamaları istenen heykel, bugün British Museum’un girişinde yer alıyor.

Knidos Antik Kenti Liman Caddesi
Knidos Antik Kenti Dionysos Tapınağı

Şehir, ikinci kez 1967-1977 yıllarında buradaki kazı çalışmalarını yürüten Amerikalı Prof. Iris Love tarafından tahrip edilmiş. Iris Love da dillere destan Afrodit heykelinin peşine düşerek onu bulma umuduyla antik kenti köstebek yuvasına çevirmiş. Neyseki Türk yetkililerin aklı başına gelmiş de şehirde götürülmedik bir taşlar kaldığında kazı çalışmasının yönetimi, 1988 yılında Selçuk Ünivesitesi’ne aktarılmış.

Gelelim akibeti hala bilinmeyen aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in çıplak heykelinin hikayesine… Rivayete göre, Lindos, Ialysos, Halikarnassos, Kameiros ve Knidos’la birlikte Dor birliğinde olan Kos, heykeltraş Praxiteles’ten kent için bir Afrodit heykeli yapmasını ister. Ünlü sanatçı, biri üstünde kıvamlı bir kumaş olan, diğeri de çıplak iki heykel yapmış. Giyinik olanı Kos yönetimi beğenip almış. ‘Çıplak Afrodit’ olarak da bilinen Knidos Afroditi de, burada kalmış. Praxiteles de, çıplak bir kadın figürünü cesurca heykele uyarlayan ilk sanatçı olarak tarihe geçmiş.

#datça, #badem çiçekleri, #knidos, #eski datça, #can yücel, #çağla badem, #palamutbükü, #çıplak afrodit

Bugün adı geçmese de zamanında Knidos, önemli bir şarap ihraç merkeziymiş. Hazmı kolaylaştırdığı düşünülen Knidos şarabının, Doğu Akdeniz, Karadeniz ve hatta Atina’ya gönderildiği bilinir. Tabi bu bilgiye buralardaki antik şehirlerde bulunan amforalardan ulaşılıyor. Çünkü antik çağda içine şarap, zeytinyağı gibi ürünler konulup gemilere yüklenen amforalara, ihraç edildiği şehrin mühürü basılıyor ve tüccarın adı yazılıyor. Böylece antik dünyanın ticaret ağı, yüzlerce yıl sonra bile gözler önüne seriliyor.

Bu görkemli kentin çöküşü Spartalılarla başlamış. Spartalılar, burayı koloni kenti olarak görmüş. Daha sonra Lidyalıların egemenliği altına giren şehre, M.Ö. 546 yılında Persler hakim olmuş. Roma İmparatorluğu ile Seleukos Krallığı’nın savaşında Roma’nın yanında yer alan Knidos, Pergamon’a katılmış. Kent, Bizans zamanında bir süre piskoposluk merkezi olarak kullanılmış. Bir yandan depremler, bir yandan korsan saldırılarıyla giderek güçsüzleşen Knidos, M.S. 7’nci yüzyılda terk edilmiş.

Eski Datça sokakları

Bir yeri tanımanın en iyi yolu, sokaklarını arşınlamaktır. Ama en işlek, en popüler yerlerini gezmekle olmaz. Tüm ara sokaklarına girmeli, kıyıda köşede kalmış güzelliklerine dikkat kesilmeli. O yüzden biz de Datça’nın merkezinden çok, eski Datça’yı gezmeye zaman ayırdık. Eski Datça, tek ve iki katlı taş evleri, renk renk begonvillerin, sarmaşıkların kapladığı, arnavut kaldırımlı dar sokaklarıyla samimiyetini ortaya koyuyor. Evlerin önünde saksılarca çiçek, mavi boyalı kapılar, şirin perdeli pencereler karşılıyor sizi. Datçalılar da oldukça dost canlısı ve samimi insanlar.

Eski Datça sokakları
Can Yücel’in evi

Tabiki Datça deyince akla gelen ilk isim, usta şair Can Yücel. Eski Datça’da da şairin son 10 yılını geçirdiği evi mevcut. Gelmişken onu da gezelim dedik. Müze olduğunu zannettiğimiz bu evin kapısında, ‘Müze değildir. Özel mülktür’ yazılı bir tabela vardı. Ayrıca eski fotoğraflarında bahçe duvarından görülebiliyordu ev. Ancak duvarın üstüne kargılarla epey yüksek bir duvar daha örülmüş. Anlaşılan evin sahipleri, gelen geçenin ilgisinden rahatsız olmuş. Böyle önemli bir ismin yaşamını sürdüğü konut, müze olarak hizmete sunulmalı diye düşünüyoruz. Bu görüntü bizde hayal kırıklığı yarattı. Öte yandan Can Yücel’in vazgeçilmez mekanı olan Eski Datça’nın girişindeki Orhan’ın Kahvesi’nde büyük ustaya dair anılar bulmak mümkün. Şairin oturduğu köşe, aynı şekliyle korunurken, ölmeden önce yarım bıraktığı şarap da halen kahvenin bir köşesinde duruyor. Duvarlarda asılı yazılarla da usta şair, şiirleriyle anılıyor. Gezimiz boyunca Can Yücel’in Datça’yı neden buraya gömülmek isteyecek kadar çok sevdiğini anladık. Ne diyordu usta şair ‘Vasiyet’inde:

Beni kuzum Datça’ya gömün

Geçin Ankara’yı, İstanbul’u!”

Datça’ya gelirseniz Eski Datça’ya da uğramadan, sokağa atılmış sandalyeye oturup bir kahve içmeden ayrılmayın. Buraya gelmeden önce internetten, burayı gezmenin gereksiz olduğu, görülmeye değer bir şey de olmadığına ilişkin yorumlar okuduk. Siz de o yazılanlara denk gelebilirsiniz. Ama aldırmayın. Tarihi yerlerin ruhunu, başka hiçbir yerde hissedemezsiniz. Büyükşehirde taş bir evin önünde su kuyusu göremezsiniz mesela. Ya da dallarını meyve basmış bir ağaç bulamazsınız sokak ortasında. Örneğin göğe uzanan bir çınar ağacının gölgesinde soluklanamazsınız. Dükkanından çıkan bir esnaf, halinizi hatrınızı sormaz. Bir bardak çay eşliğinde hoş sohbet tutturmaz. Yahut bahçedeki limon ağacının yola sarkan dalından limon kopardığınızı gören sahibi, ‘Afiyet olsun’ demez gülümseyerek. Çünkü kentlerde her şey birilerine aittir. Güzel bir manzara için bile bir bedel ödemeniz gerekir. O yüzden bizden size öneri, gittiğimiz her yerde gezilecek arka sokaklar, misafirperver köyler bulun. Hayatın nabzı asıl oralarda atıyor, insan yaşadığını böyle anlarda anlıyor.

KÖYDE SANAT MERKEZİ

Her güzel şeyin bir sonu var ne yazık ki. Datça’dan ayrılırken Yaka köyünde, yolumuz üstündeki Uluslararası Knidos Kültür Sanat Akademisi’ne (UKKSA) uğruyoruz. Açıkhava sergisi olarak tasarlanmış bahçesi, kurslarda ortaya çıkan ürünlerin sergilenip satıldığı dükkanı, kapalı sergi salonu ve atölyeleriyle tam bir sanat merkezi burası. Baharın gelişiyle birlikte resim, seramik, baskı, heykel gibi kursların yeniden açılacağını belirten UKKSA yetkilileri, kurs süresince uluslararası üne sahip sanatçıların da konuk olduğunu söyledi. Yeni açılacak kurslarla ve etkinliklerle ilgili detaylı bilgiye, http://www.ukksakademi.com internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

YAPMADAN DÖNMEYİN!

Datça’nın havası, yaz-kış mükemmel. Buna bir de eşsiz manzara eklenince tatil bitişi ayrılmak o kadar da kolay olmuyor. Buraya yolunuz düşerse şunları yapmadan dönmeyin:

-Eski Datça’yı keşfedin. Muhteşem evlerinin olduğu sokaklarda gezerken Can Yücel’in şiirlerini anımsayın.

-Goca Muğla’nın Acıbademli gazozundan için.

-Palamutbükü’nün masmavi denizinde yüzün. Büyük taşlı sahili ilk başta buraya eksi vermenizi sağlayabilir. Ama tertemiz denizi, insanları ve bademli dondurması Palamutbükü’nü sevmenizi sağlayacak.

-Deveboynu Feneri’nde gün batımını izleyin. Yaklaşık 1 saatlik yürüyüş sonunda ulaşılabilen fenerde, harika bir manzara sizi bekliyor. Karşınızda Kos Adası, arkada Knidos, bir tarafta Akdeniz, diğer tarafta Ege Denizi ile muhteşem manzarayla birlikte dünyanın en güzel gün batımlarından birine şahitlik edin.

-Knidos’ta denize girin.

-Şubat’ta gerçekleştirilen Badem Çiçeği Festivali’ne katılın.

-Doğasına el değmemiş Kızlan, Karaköye, Emecik, Reşadiye, Sındı ve Yaka köylerini gezin.

-Pasaportunuz yanınızdaysa Kos veya Simi’yi ziyaret edin.

-Bal, badem ve balığı mutlaka deneyin. Pek bahsedilmese de zeytin ve zeytinyağından da almayı unutmayın.

-Reşadiye’de rüzgar sörfü yapın.

#datça, #badem çiçekleri, #knidos, #eski datça, #can yücel, #çağla badem, #palamutbükü, #çıplak afrodit

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s