İzmir Arkeoloji Müzesi binası

İzmir Arkeoloji Müzesi’nde neler oluyor?

Sanatla haşır neşir olanlar iyi bilir ki, sanat tarihle iç içedir. Bugünün sanatına bakarken doğru anlamlar çıkarmanız için geçmişi bilmeniz gerekir. Yoksa alacağınız haz da, heybenize koyacağınız edinim de eksik kalır. Plastik sanatlar açısından da müzeler hayati önem taşır. Koridorlarında gezdiğiniz her müze, size farklı hikayeler anlatır. İnsanlığın dününe ışık tutarken, bugünü anlamanıza, gelişmeyi bütün olarak görmenize yardımcı olur. Ancak maalesef toplum olarak müzelere gösterdiğimiz ilgi, Avrupa’nın çok gerisinde. Yüzyıllar öncesine uzanan geleneğin bir yansıması sadece bugün gördüğümüz.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Avrupa ile bizim coğraftamızda süregelen kültürel farklılıklar, müzelerin oluşum aşamasında da etkili olur. Örneğin ‘müze’ deyince ilk akla gelen Louvre’da, ilk kez 1793 yılında Fransa kraliyet ailesinin el konulan mal varlığı ve Napoleon’un fethettiği Avrupa ülkelerinden savaş ganimeti olarak getirdiği eserler, halka açık olarak sergilenmeye başlanır. British Museum, Sir Hans Sloane’nin koleksiyonu ile oluşur. Liverpool Müzesi’ne, 18’inci yüzyılda koleksiyoncu Joseph Mayer tarafından 14 bin parça eser bağışlanır.

Louvre Müzesi, Fransa
British Museum, İngiltere

Avrupa’da koleksiyoncuların kültüre sağladıkları katkı, 19’uncu yüzyıla kadar sürer. Ulusal müzeler, zengin sınıfın koleksiyonlarıyla zenginleşirken, birçok özel müze de varlık gösterebilir. Öte yandan dünyanın en iyi müzeleri arasında sayılan Prado Müzesi’nde ünlü İspanyol ressamların eserlerinin yanı sıra çoğunlukla en az iki geçici sergi bulunur. Amsterdam’daki Van Gogh’un resimlerinin ve çizimlerinin derlendiği Van Gogh Museum’da sanatçıyla ilişkili geçici sergilere de yer verilir. Fransa’daki Paris Modern Sanat Müzesi’nde yılın hemen her döneminde çeşitli sergiler de görülebilir. İngiltere’deki Ulusal Galeri ziyaretçilerine, zengin koleksiyonun yanında, kökeni 2. Dünya Savaşı’na dayanan konser ziyafeti de sunar. Geçen sene bir Avrupa kentine seyahat ettiğinizde ünlü bir müzeyi gezdiniz diyelim. Seneye gittiğinizde aynı müzede yeni şeyler görme ihtimaliniz çok yüksektir. İşte bu devinim, Avrupa müzelerinin sırrı.

Van Gogh Müzesi, Hollanda
Ulusal Galeri, İngiltere

Hem güçlü koleksiyonerlerin azlığı hem mekandaki durağanlık hem de mimari açıdan ilgi çekici olmayan binaları, müzeleri çoğunlukla ‘ölü’ mekanlar olarak gösterir. Yine de son yıllarda İstanbul’da ve İzmir’de birkaç özel müzenin bu yargıyı kırmaya başladığını söylebiliriz. Gelelim İzmir Arkeoloji Müzesi‘ne…

Yıllardır aynı eserlerin sergilendiği müzede, bu yıl yeni bir uygulama başlatıldı. Müze Müdürü Hünkar Keser’in önerisiyle, depoda duran ve daha önce hiç sergilenmeyen bazı paha biçilemez eserler, İzmirlilerin ziyaretine açılmaya başlandı. ‘Görmediklerinizi Göreceksiniz’ adlı aylık sergiler, envanterdeki eserlerin yalnızca yüzde 5’inin sergilenebildiği İzmir Arkeoloji Müzesi için heyecan verici bir adım.

Proje geçen ay, M.Ö. 9-6’ncı yüzyılda hüküm sürmüş Urartu Krallığı’nda bir prensese ait olduğu düşünülen bronz bir kemer ile başladı. Bu ay ise M.Ö. 5-6’ncı yüzyıllara ait parfüm şişeleri (Lekythoslar) sergileniyor. İlk kez ziyaretçinin karşısına çıkarılan bu parfüm şişeleri, ender rastlanan ‘kırmızı figür’ tekniğiyle resmedilmiş. 2 bin 600 yıl önce Atina’daki Çömlekçiler Çarşısı’nda işlenen bu kaplar, gemiyle Ege’ye gelmiş. Üzerinde Atinalı kadın, kuğu, geyik ve Tanrıça Aphrodite’in yer aldığı Lekythoslardaki değerli esansları, Menemen’deki Neonteikhos Antik Kenti ve Seferihisar’daki Teos Antik Kenti’nde yaşamış soylu kadınlar parfüm niyetine sürmüşler. Belki de sahibinin vefatıyla bu parfüm şişeleri, içindeki kokularla birlikte mezarına bırakılmış. Ya da sahibi, değer verdiği birinin mezarına hediye olarak sunmuş.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Parfüm şişelerini incelerken, antik dünyanın defin ritüellerinin bugüne ne çok ipucu bıraktığını düşünüyoruz. Nekropol (mezarlık) alanlarında bulunan eşyalar, bize mezar sahiplerinin o çağlarda nasıl yaşadıklarını, neye inandıklarını, hangi toplumsal sınıfa mensup olduklarını anlatır. Geçmişin kültürüyle ilgili izlere, uzun uğraşlar sonunda ulaşır arkeologlar. İşte İzmir Arkeoloji Müzesi‘nde sergilenen parfüm şişeleri de, o ince çalışmanın eseri olarak 2015 ve 2018 yılında gün ışığına çıkarılmış. Bizim gibi tarih meraklılarına da karşısına geçip hikayelerini düşünmek kalıyor.

Kırmızı figürlü parfüm şişeleri sergileniyor
Kırmızı figürlü parfüm şişeleri sergileniyor

İzmir Arkeoloji Müzesi‘nde bundan sonra tematik sergilerin yer alacağını da müjdeleyelim. Bu seneki sergi dizisinin kapsamı da genişletilecek önümüzdeki senelerde. 2022 sergilerinin çalışmaları, Nisan ayında başlayacak. Belli temalar belirlenip bu doğrultuda depodaki eserler arasından seçim yapılacak. Seçilen eserler, restorasyon ve konservasyon işlemlerinden geçirilip sergilenmeye hazır hali getirilecek. Eserlerin nasıl teşhir edileceği belirlenecek. Ona göre vitrin hazırlıkları yapılacak. Böylece hep merak ettiğimiz depodaki eserlerin bir kısmı görmüş olacağız. Anlaşılan ‘Görmediklerinizi Göreceksiniz’ sergileri, İzmir’e yeni bir soluk getirecek. Hatta duyumlarımıza göre müzenin tüm teşhir düzeni de baştan sona değiştirilecek. Bu kısa zamanda yapılabilecek bir çalışma değil. Ancak böyle bir fikrin olması bile heyecan verici.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Mart ayında Hitit kenti Arinna’dan Güneş Tanrıçası’nın heykelciği sergiye çıkacak. Doğduğu topraklardan çok uzakta olan heykelcik, kötülükleri uzaklaştırdığına inanılan koruyucu bir takı, yani muska. Bir benzeri New York Metropolitan Müzesi’nde olan eseri, görmek isterseniz önümüzdeki ay mutlaka uğrayın. Nisan ayında Arkaik dönemden kalma törensel kaplar sergilenecek. Müzenin Mayıs ayında ziyaretçileriyle buluşturacağı eser, Orta Kalkolitik döneme ait Kilia Tipi İdol-Stargazer (Tepegöz-gökyüzü gözlemcisi) olacak. Projenin Haziran ayı konuğu, Helenistik döneme ait Artemis’in Tapınak Modeli. Temmuz ayında yine aynı dönemden bronz strigilis (temizlenme kaşığı) görülebilecek. Helenistik dönemden kalma ruha eşlik eden figürinler Ağustos, Arkaik döneme tarihlenen Mısır kökenli figürinler Eylül, aynı dönemden Akhelous tasvirli yağ kabı Ekim, Klasik dönemden Kadın Protomu mezar hediyesi Kasım, Tunç Çağı’ndan çivi yazılı tablet ise Aralık ayında sergilenecek. Belli ki yıl sonuna kadar her ay bir kere İzmir Arkeoloji Müzesi‘ni ziyaret edeceğiz.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

HEYKELLER KONUŞUYOR

Sergi için müzeye kadar gelmişken hali hazırda sergilenen eserlere de bir göz atalım. Bunların hepsinin bambaşka hikayesi var elbette. Ancak biz, sizin için teşhirdeki heykellerden bazılarını seçtik. Yüzyıllara meydan okumuş bu kültürel miraslara kulak verelim; acaba bize neler anlatacaklar?

İmparatorluk Rahibi

Selçuk (Efes) – M.S. 2’nci yüzyıl

M.S. 1-2’nci yüzyılda Efes, yaklaşık 250 bin kişilik nüfusuyla ‘Roma imparatorluğunun ikinci başkenti’ ve ‘Asya eyaletinin başkenti’ ünvanlarına sahiptir. Dönemin Roma İmparatoru Trajan ve sonrasında Hadrian, birçok kez Efes’i ziyaret eder. Zenginliği ve ihtişamının zirvesinde olan şehirde, tapınaklardan birinde rahip olmak da önemli bir statü göstergesidir. Heykelin yapımında kullanılan mermerin kalitesi, ayrıntılı kumaş kıvrımları, başlık ve sandaletlerdeki detaylarla parmağındaki yüzüğünden, heykeli yapılan kişinin önemi anlaşılır. Tasvir edilen kişinin o dönemde imparator adına yapılmış bir tapınağın başrahibi olabileceği düşünülür.

Androklos görünümünde Antinous

Selçuk (Efes) -M.S. 138-161 yılları

Androklos, Efes’in kurucusu olarak bilinir. Peki, onun görünümünde tasvir edilmiş Antinous kimdir? Roma’nın en güçlü imparatorlarından Hadrian, çıktığı bir seyahatte Antinous’la tanışır ve aşık olur. Genç delikanlı, Hadrian’a eşlik eder. 19 yaşında Nil Nehri’nde boğularak ölen Antinous’un ardından Hadrian günlerce yas tutar. Sonra da Antinous’u tanrı ilan edip heykellerini diktirir. Anısına festivaller de düzenlenir. Hadrian, onun adına 28 tapınak inşa ettirir. Öyle ki Antinous dini, yeni yeni kök salan Hıristiyanlığı tehdit eder hale gelir.

Koşan Atlet

Aliağa (Kyme)- M.Ö. 50-30

Müze koleksiyonunun en nadide parçalarından biri bu bronz (tunç) heykeldir. Çünkü bu maden, eritilip yeniden kullanılabildiği için günümüze çok az bronz heykel gelebilmiştir. Antik dönemde Yunanistan ve Ege’de sadece erkeklerin katıldığı olimpiyat oyunlarında, insan vücudunun mükemmelliğini sergilemek için atletler, çıplak olarak yarışırlardı. Birinci olan sporculara, zeytin dalından yapılmış bir taç takılırdı. Ayrıca zaferlerini ölümsüzleştirmek için heykelleri yapılırdı. Burada da olimpiyatta birinci olmuş bir atleti, başında zeytin dalından tacıyla görürüz.

Demeter

Bodrum (Halikarnassos) – M.Ö. 4’üncü yüzyıl

İzmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Tanrıça Demeter’in heykeli de, bronz olması nedeniyle önemli bir parçadır. Bodrum açıklarında denizden çıkarılmış heykelde, Yunan mitolojisinde tarımın, bereketin, anne sevgisinin tanrıçası olarak kabul edilen Demeter, başında örtüsü ve yüzündeki şefkatli ifadeyle tasvir edilir. İnsanlara toprağı ekip biçmeyi öğrettiğine inanılan tanrıça, genelde sağ elinde buğday başağı, sol elinde de yanan bir meşaleyle betimlenir. Ayrıca Homeros’un destanlarında, ‘güzel saçlı kraliçe’ ya da ‘güzel örgülü Demeter’ diye bahsedilir.

#izmir arkeoloji müzesi #görmediklerinizi göreceksiniz #izmirde gezilecek yerler #izmirde görülecek yerler

Ege Denizi’nin incisi: Bozcaada

Yine yola çıktık. Yol, bu kez bizi Ege’nin mavilikleri içinde güzel bir adaya götürüyor. Bugünlerde gizli konuşulan konulardan biri adalar… Neden gizli konuşuluyor? Aslında tam olarak bilmiyorum. Yunanistan, Ege’deki kayalıklara, adalara çöküyor, sürekli silahlanıyor ama nedense herkes bunları kapalı kapılar ardında konuşuyor. Kimse, “Ne oluyor kardeşim!” demiyor, “Hadi kendi evine!” diyemiyor… Neyse, bir gün denir umarım.

#bozcaada #bozcaadada görülecek yerler #bozcaada rehberi #bozcaadada gezilecek yerler

Biz sizi hala elimizde olan, Türkiye’nin üçüncü büyük, Ege Denizi’nde ise Gökçeada‘dan sonra ikinci en büyük adası Bozcaada‘ya götüreceğiz. Bozcaada, Çanakkale iline bağlı bir ilçe. Türkiye’nin köyü olmayan tek ilçesi. Yüzölçümü 40 kilometrekare. Anakaraya uzaklığı 6 kilometre. Ada her mevsim başka bir güzel. Biz daha çok yazını seviyoruz ama Eylül ayında yapılan bağ bozumu festivalleri de ayrı güzellik katıyor Bozcaada’ya. Sanırım en güzeli de hangi mevsim olursa olsun fermante edilmiş üzüm suyunuzu alıp adanın büyük kısmını kaplayan bağların arasından geçip gün batımını izlemek için Batır Burnu’na gitmek. Burada Polente Deniz Feneri ve rüzgar güllerini de göreceksiniz.

Yunan mitolojisinde “Tenedos” adıyla anılan adanın tarihi M.Ö. 3 bin yıllarına dayanıyor. Pelasglar, Fenikeliler, Atinalılar, Yunanlılar, Persler, Büyük İskender, Bizanslar, Cenevizler, Venedikler ve Osmanlılar bu süreçte adada izlerini bırakmış olan uygarlıklar. Adaya yanaşırken sizi tüm ihtişamıyla selamlayan Bozcaada Kalesi’ni mutlaka yakından görün. İlk inşa edeni belli olmayan, pek çok kez onarılan kalenin en üstteki surlara çıkıp manzaranın keyfini çıkarmayı unutmayın. Bozcaada‘nın bulunduğu coğrafyadan farklı, kendine özgü bir iklim yapısı var. Rüzgarı bol. Sebebi de Akdeniz iklimine sahip olmakla beraber boğazın tam çıkışında yer alması. Bu durum en çok daha güzel üzüm yetişmesine neden oluyor.

#bozcaada #bozcaadada görülecek yerler #bozcaada rehberi #bozcaadada gezilecek yerler

Balıkçılık, adanın önemli geçim kaynağı. Balık göç yollarının üzerinde olması denizini bereketli kılmış. Konumu itibariyle de hem Karadeniz hem Marmara hem de Ege balıklarını bulmak mümkün. Levrek, sinarit, uskumru, sardalya, mercan, karagöz, çipura, kupa, sarpa adaya özgü balıklar. Buranın kalamarı ve ahtapotu da nefis. Biz, bu saydığım balık arkadaşlarla yakından ilgilendik siz hiç merak etmeyin.

Feribotun yanaştığı yer ilçe merkezi. Yazın burada ağaçlar altında serinlemek iyi geliyor. Adanın eski mimari dokusu korunmuş. Merkez dışında herhangi bir toplu yerleşim yeri bulunmuyor. Yapı olarak sadece bağlar arasına kurulmuş taştan yapılma bağ evlerine rastlanıyor. Zamanında kasabanın ortasından geçen bir dere ile merkez Rum ve Türk mahallesi olarak ikiye ayrılmış. Doğal olarak kendi kültürlerinden gelen mimari özellikleri barındırıyorlar. Artık böyle bir ayırım yok ama mimari farklarından hangi mahallede olduğunuzu anlamak mümkün.

#bozcaada #bozcaadada görülecek yerler #bozcaada rehberi #bozcaadada gezilecek yerler

Türk mahallesi, tek katlı taş ve iki katlı cumbalı evlerden, kıvrımlı sokaklardan ve ufak meydanlardan oluşuyor. Rum mahallesi 1900’lü yılların başında geçirdiği büyük bir yangından sonra Amerika’dan gelen bir mimar tarafından tekrar planlanmış. Mahalle, antik kentlerin birçoğunda kullanılmış olan ızgara plana göre, birbirini dik kesen ve hemen hemen aynı genişlikteki sokaklarıyla yeniden kurulmuş. Rum mahallesi bakımlı evleri ve sokakları ile daha dikkat çekici duruyor. Sokakların birbirini dik kesmesi düzenli bir hava veriyor. Mahallenin tam ortasında bir kilise ve saat kulesi yer alıyor. Ada sokaklarını bir saat içinde yürüyerek gezmeniz mümkün. Ama bir kere dolaşmak yetmiyor, her seferinde yeni bir ayrıntı gözünüze çarpıyor. Evlerin duvarlarını her gittiğimizde daha da renklenmiş görüyoruz. Adanın ünlü duvar resimlerinin yaratıcısı ressam Cemil Onay’ın resimlerini, heykellerini ve eserlerini görmek için Rum mahallesindeki atölyesine uğramayı unutmayın.

DENİZE NEREDEN GİDİLİR?

Bozcaada‘nın en çekici yanlarından biri güzel denizi. Bakir koylar ve kuytu plajlar sizi bekliyor. İrili ufaklı koyların çoğu denize girmek için uygun. Adada yaz dönemi, kuzeyden esen poyraz sayesinde bunaltıcı geçmiyor. Eylül-Ekim ayları deniz suyu sıcaklığının en yüksek olduğu dönem. Rüzgarın hafiflemesi ve plajlardaki kalabalığın çekilmesi sayesinde denizin keyfine doyum olmuyor. Ünlü Ayazma Plajı altın rengi, incecik kumu ve pırıl pırıl turkuvaz denizi ile oldukça etkileyici. Akvaryum Plajı gerçekten harika. Bunun dışında da çok sayıda kumsal var. Habbele, İğdelik, Sulubahçe, Ayana, Tuzburnu, Tuzlubahçe, Akdere ve Tekirbahçe koyları da denize girmek için ideal yerlerden. Denize gitmeden önce rüzgarın poyraz mı yoksa lodos mu estiği bilmeniz gerekiyor. Bunun nedeni adada denize girilecek yeri rüzgarın yönü belirliyor olması. Kuzeyden esiyorsa (poyraz) güneye, güneyden esiyorsa (lodos) kuzeye yönelmek gerekiyor. Rüzgar olmadığında adadaki tüm koylarda deniz çarşaf gibi oluyor. Genelde adada poyraz esiyor. Bu durumda güneydeki koylar dalgasız ve sakin oluyor. Eğer lodos esiyorsa adanın doğu ve kuzeydeki koyları sakin oluyor. Yani endişeye yer yok, en rüzgarlı havada bile denize girebileceğiniz sakin bir koy bulabiliyorsunuz. Ayrıca yazın ada ne kadar kalabalık olursa olsun denize girilecek tenha koylar bulabiliyorsunuz. Adada aracınız olursa çok rahat edersiniz ama yoksa da üzülmeyin bisiklete binmek veya minibüslerle ulaşmak da diğer alternatifler. Ayazma Plajı, Habbele Plajı ve Sulubahçe’ye merkezden 15 dakikada bir kalkan minibüslerle ulaşmak mümkün. Akvaryum Plajı’na da belirli saatlerde yine merkezden minibüsler kalkıyor.

#bozcaada #bozcaadada görülecek yerler #bozcaada rehberi #bozcaadada gezilecek yerler

BİREYSEL GİRİŞİMLERLE KURULAN MÜZE

Bisiklet, motor kiralayıp adayı gezmek müthiş. Rum mahallesi tarafında çok şirin evler, adaya özgü kafeler ve restoranlar var. Adanın nostaljik havasını derinden hissettiren merkezdeki bu sanat kokan sokaklarda yürüyün. Adayı en güzel anlatan Bozcaada Müzesi’ni görmeyi unutmayın. Adanın geçmişini ortaya koyan müze, tamamen bireysel girişimlerle kurulmuş. M.Hakan Gürüney’in araştırmacı kişiliği ve Bozcaada’ya olan sevgisi bir araya gelince ortaya alışılmışın dışında bir müze çıkmış. Gürüney, bu küçük adanın son derece ilginç ve zengin bir tarihi olduğunu öğrendiğinden beri adayla ilgili kültür varlıklarını toplamaya adamış kendini. Kendi deyimiyle Bozcaada’nın belleğini oluşturuyor bu müzede. Müze mağazasından kitap, katalog, kartpostal, antik dönem replika Tenedos sikkelerinden yapılmış kolye, küpe, yüzük, seramik kupalar gibi adayla ilgili hatıralık eşyalar alabilirsiniz. Müzeden çıktıktan sonra Ayazma Manastırı’nda yaşlı çınar ağaçlarının altında püfür püfür esen bir restoran var. Fiyatları da keyif için uygun. Amadeus şarap fabrikasının bahçesindeki Mozart Kafe, merkez dışında akşamları takılabileceğiniz hoş bir mekan. İlginizi çekiyorsa cam, seramik atölyesine veya şarap derslerine katılmak gibi alternatifleriniz var.

Veli Dede Fırını’nda harika kurabiyeler ve bir de meşhur Polonyalı kekini bulabilirsiniz. Muhteşem manzarasıyla büyüleneceğiniz Salhane Bar pandemi sonrasında gece bir şeyler içmek ve müzik dinlemek için ideal. Adada yetiştirilen tüm üzümleri görebileceğiniz, Sulubahçe mevkisinde taraça düzeninde, geleneksel ve modern yöntemlerle yapılmış bağların bulunduğu, denizi doğayı ve üzümü birleştiren bu 1 kilometrelik keyifli yolda yürümeyi unutmayın.

Adanın en yüksek noktası (192 mt.) olan Göztepe’ye çıkmak, denizin ortasındaki büyük bir geminin kaptan köşküne çıkmak gibi. Buradan adadaki bütün yükseltileri, düzlükleri, bağları, çamlıkları, evleri, rüzgar güllerini ve etrafındaki küçük adacıkları görmek mümkün. Puslu olmayan havalarda, Gökçeaada ve onun arkasında yükselen Semadirek Adası, Çanakkale Boğazı ve Midilli Adası da rahatlıkla seçiliyor. Göztepe’ye merkezden yürüyerek yarım saatte ulaşmak mümkün. Tepeye çıkan yol, gökyüzüne tırmanan sarmal bir merdiven hissi veriyor. Manzarası çok güzel.

AYAZMA MANASTIRI

Yunanca “hagiasme” kelimesinden gelen Ayazma, kutsal su anlamına geliyor. Türkiye’nin birçok bölgesinde doğal su kaynaklarının olduğu yerlere bu isim veriliyor. Bozcaada’nın ayazması adanın güney kısmında yer alıyor. Burada çift oluklu tarihi bir çeşme, 8 yaşlı çınar ağacı, küçük bir manastır ve 2 tane tek katlı yapı bulunuyor. Ayazma’daki Rum Ortodoks cemaate ait manastır, Rum azize Aya Paraskevi adına yapılmış ve onun adını taşıyor. Sadece İstanbul’da bu azize adına kurulmuş 5 kilise bulunuyor. 1734 yılında Manolaki Manolidis tarafından yapılan manastır, sadece özel günlerde ibadete açılıyor. Koca çınar ağaçlarının oluşturduğu gölgelik alanı ve sürekli akan çeşmesi ile piknik yapanların tercih ettiği yerlerden biri Ayazma. Buradaki çeşmeden bir kez su içenin artık adalı olacağına dair bir efsane var. Şimdi güzel bir restoran da yapmışlar oraya. Keyifle oturabilirsiniz.

MERYEM ANA KİLİSESİ

Bozcaada’daki Rum Ortodoks cemaate ait, ibadete açık olan tek kilisedir. Rum mahallesinin tam ortasına konumlanmıştır. Giriş kapısında 1869 tarihi okunan kilisenin, ilk yapılış tarihinin Venedikliler zamanına kadar uzandığı düşünülüyor. Kilisenin içini görmek için tek fırsatınız Pazar sabahları 8‘de yapılan ayin. Onun dışında ziyarete kapalıdır.

ALAYBEY CAMİİ

Çocuk parkı karşısında, kırmızı kesme taştan yapılmış olan Alaybey Camii’nin 1700 yıllarında yapıldığı tahmin ediliyor. Caminin avlusunda ufak bir mezarlık var. Burada 14 tane mezar var. Bunlardan biri Osmanlı’da sadrazamlık yapmış olan Halil Hamit Paşa’ya ait. İbadete açık. 18’inci yüzyıla ait olduğu tahmin edilen Alaybey Hamamı 1960’lara kadar çalışmış, 40 yıldır kullanılmamakta.

#bozcaada #bozcaadada görülecek yerler #bozcaada rehberi #bozcaadada gezilecek yerler

İnsanlığın ilkleri Sardes’te

Bu hafta size, Lidya uygarlığının başkenti olan Sardes’i gezdirirken bir çok ilke de ev sahipliği yaptığını anlatacağız. Paranın kullanımından, termal havuzlara, sinagogdan arınma ritüellerine kadar bir çok ilkin ev sahibidir Sardes.

İnsanlık tarihinin önemli dönemeçlerinin yaşandığı, tarihinin her satırıyla sizi hayrete düşürecek bir kenti ziyaret etmek istiyorsanız, hiç öyle Roma’ya, Viyana’ya, Paris’e falan gitmenize gerek yok. Zaten pandemi nedeniyle pek mümkünatı da yok. Ama yanı başınızda İran’ın Susa şehrinde biten 2 bin 400 kilometrelik ünlü Kral Yolu’nun başlangıcı, Lidya devletinin başkenti Sardes Antik Kenti var. Kula Salihli Jeoparkı’nın içinde yer alan Sardes, Manisa’nın Salihli ilçesinde. Hakkında bir çok şey okuduğumuz bu antik kente, verimli tarlaların, güzel bir doğanın içinden geçerek ulaştık. Kentin, Sart köyünün içindeki kalıntıları arasından, Hamam-Gymnasion (Hamam ve Spor Merkezi) Kompleksi, Artemis Tapınağı, Sinagog, Kilise, altın arıtma atölyeleri, Agora (Çarşı) ve Akropol (Üst Yerleşke) ortaya çıkarılmış durumda.

KRAL MİDAS’IN LANETİ

#manisa #salihli #sardes #artemis tapınağı #kral midas #manisada görülecek yerler #manisada gezilecek yerler #kula salihli jeoparkı

Kral Midas, çok sevdiği kızını altına çevirirken

Tarihte parayı Lidyalılar buldu, biliyorsunuz. Hatta paramız olmadığında hiç iyi anmayız bir çoğumuz onları. Ancak tarihin sonraki sayfalarında insan evladının başına türlü dertler açmış olan para, Lidyalıları ihya etmiş. Sardes Antik Kenti, tarihte altın ve gümüş paranın ilk kez basılarak kullanıldığı kentmiş. Sardes, Antik Çağ’da dönem ticaret sayesinde büyük gelişme sağlamış. Öyle ki kent, paranın kullanılmaya başlanmasıyla daha da zenginleşmiş. Paktolos (Sart) Çayı’nda yapılan altın madenciliği sayesinde kent çok büyük bir zenginliğe ulaşmış. Paktolos’tan bahsetmişken Kral Midas’ın lanetlenişinden bahsetmemek olmaz.

Efsaneye göre, Şarap Tanrısı Dionysos ve beraberindekiler Frigya yaylalarında dolaşırken yaşlı Silenos bir ağacın altında uyuyakalır. Silenos’u Frigya Kralı Midas’a getirirler. Midas, Silenos’un 10 gün misafir ettikten sonra Dionysos’a götürür. Tanrı, Midas’ın bu davranışından memnun olur ve Alaaddin’in lambasındaki cin gibi, “Dile benden ne dilersen” der. Açgözlü Midas, “Tuttuğum altın olsun” der. Ancak kısa bir süre sonra bunun bir lütuf değil, lanet olduğunu anlar. İştahla oturduğu sofralardan aç kalkar. Su bile içemez. En sonunda da çok sevdiği kızı altına dönüşür. Tanrıya dileğini geri alması için yalvaran Midas, sonunda Paktolos Çayı’nda yıkanarak altın lanetinden kurtulur. Paktolos da, o gün bu gündür Sardes’e altın taşır. İşte Sardesliler de, bu altınları toplayarak zenginleşir. ‘Karun kadar zengin’ sözü, zamanında Sardes Krali Kraisos için söylenmiş, günümüze evrilerek gelmiştir.

#manisa #salihli #sardes #artemis tapınağı #kral midas #manisada görülecek yerler #manisada gezilecek yerler #kula salihli jeoparkı

SARDESLİLERİN TERMAL LÜKSÜ

Antik çağın zengin başkentindeki kullanılan kanalizasyon sistemi, antik çağın ünlü matematikçisi Thales tarafından M.Ö. 660 yıllarında inşa edilmiş. Sardes Antik Kentinde ayrıca dükkanları ısıtmak için de termal sistemler kurulmuş. Roma Dönemi’nde jeotermal ısınmanın kullanıldığı kentte, Roma Caddesi’ndeki bazı dükkanların ve evlerin içinde yer alan küçük havuzlara günün belli saatlerinde sıcak su veriliyormuş. Lükse bakar mısınız? M.Ö. 7’nci yüzyılda banyonuzu termal su ile yapıyorsunuz, üstelik evinizde.

Evlerin yanı sıra dükkanların yer aldığı Roma Caddesi’nde duvar içinden yukarı doğru çıkan künkler -pişmiş topraktan yapılmış kalın su boruları- bulunuyormuş. Gymnasium’un arkasındaki hamamın havuzunu dolduran suyu taşıyan künkler, ev ve iş yerlerine de su sağlıyormuş. Tabi hareket halindeki sıcak su, doğal olarak mekanları da ısıtıyormuş. Yani Sardesliler, termal suyla banyo keyfinin yanı sıra termalle ısınan evlerde yaşıyorlarmış. Günümüzde köylülerin tarlalarda buldukları künklerin de, matematikçi Thales’in yaptığı kanalizasyon ve drenaj sistemlerinin parçaları olduğu biliniyor. Thales, aynı zamanda bölgedeki bataklığı kurutmak için buradaki suyu, Gediz Nehri’ne akıtmış. Böylece bugün bile verimini koruyan topraklar ortaya çıkmış.

#manisa #salihli #sardes #artemis tapınağı #kral midas #manisada görülecek yerler #manisada gezilecek yerler #kula salihli jeoparkı

EN GÖRKEMLİ YAPISI

Sardes’e gelindiğinizde ilk dikkatinizi çekecek yapı, görkemli Gymnasium’dur. Roma hamamlarına geçiş bölümüne yapılan iki katlı yapı, M.S.2. yüzyılda imparatoriçe Julia Domna ve oğullarına ithaf edilerek inşa ettirilmiş. O döneminin kralı Severius tarafından yaptırılan Hamam-Gymnasium kompleksi, kare avlusu, etrafını çevirdiği sütunlar, sütunlar üzerindeki yazıların tamamına yakının korunması ve 23 bin metrekare alanı kaplayan yapısıyla tam bir anıtsal yapı. Mevcutta görülen üç giriş kapısının, ilk evresine ait olmayıp sonradan açılmış. Gymnasium’un arkasında bir de termal havuz mevcut. Palaestradan (Avlu) hamam bölümüne geçişi sağlayan iki katlı ve sütunlu mekan, mermer avlu olarak adlandırılmakta. Tipik birer Roma hamamları geleneği Sardes’de de devam etmiş. Soğuk, ılık ve sıcak su odalarında yıkanarak, sohbet ederek, egzersiz yaparak serbest zamanlarını değerlendirmişler.

Gymnasium

Sardes’teki, 20 bin kişi kapasiteli tiyatro alanının M.Ö. 200’üncü yıla ait olduğu düşünülüyor. Dünyanın en eski tiyatrosu olan yapı için eski çağın en önemli tarihçilerinden Polybios’un tarih kitabında şöyle bahseder: “M.Ö. 215 yılında Selevkos İmparatorluğu ile Bergama Krallığı arasındaki savaşlar sırasında Bergama Kralı III. Antiokhos’un askerleri, Sart şehrini ele geçirmek için bu tiyatronun basamaklarından tepeye tırmandılar.”

Bölgenin, birinci derece deprem bölgesi olması nedeniyle tiyatro yıkılmış ve ağır hasar görmüş. Romalılar burada yönetimi ele geçirdiklerinde burayı tekrar restore etmişler. Ancak zaman içerisinde yaşanan yine büyük depremler nedeniyle bu tiyatro yine yıkılmış. 1750 yılında İtalyan kökenli olan Giovanni Battista Tiepolo, Sardes’e gelmiş ve tiyatro alanının sulu boya resmini yapmış. Bu resimle, şu anki alan arasında hiçbir fark olmaması dikkat çekici. Bu tiyatronun ve batı kısmındaki teras evlerinin bir an önce ortaya çıkarılıp ziyarete açılmasını temenni ediyoruz.

YAHUDİLERİN ÜÇÜNCÜ TAPINAĞI

Sardes Antik Kenti, Hıristiyan cemaati tarafından “İncil’de adı geçen yedi kiliseden biri” olarak kabul görür. Artemis Tapınağı’nın güneydoğu köşesinde bulunan tuğladan yapılmış şapel, Hıristiyanlar tarafından ziyaret edilir. Oysa tek tanrılı dinler açısından önemi bununla sınırlı değildir. Sardes’in, Yahudi (Musevi) cemaati tarafından da büyük öneme sahip olmasına karşın bu yönü pek fazla bilinmez.

Kudüs’teki Süleyman ve Suriye topraklarında bulunan Dura Europos sinagoglarından sonra inşa edilen dünyanın üçüncü havrası Sardes Sinagogu; ilk Yahudi tapınaklarından biri olması açısından önemlidir. Yahudiliğin Seferad (Sepherad) kolu burada doğmuştur. Avrupa’nın ve Türkiye’nin ilk havrası olan bu sinagogun, M.Ö. 215-212 yıllarında yapıldığı tahmin edilir. Sinagog, bölgeye gelen 2 bin haneden oluşan yaklaşık 10 bin kişilik Yahudi cemaati tarafından kullanılır. Depremler nedeniyle yıkılan ilk yapının yerine, M.S. 166 yılında yeniden sinagog yapılır. M.S. 617 yılına kadar burada kalan Yahudiler, daha sonra İspanya’da Endülüs’e giderler.

Sinagogda zamanında bin kişinin ibadet edebiliyormuş. Havrada Yahudi cemaatin sorunları çözülüyor, nikahlar kıyılıyormuş. Arka planda yer alan üç basamaklı ‘Onur locası’ denilen yerde cemaatin yaşlıları oturup, sorunları çözüme kavuşturuyorlarmış. Locanın önündeki sehpada ise, haham başı vaazlar veriyormuş. Havranın ortasında yer alan ‘havuzlu salon’ ise arınma ritüelinin gerçekleştirildiği yermiş. Evlenecek olan genç kızlar, havuzun içinde yedi kez oturup kalkarak günahlarından arınıp, eşlerinin evine öyle gidiyorlarmış. Bu salonda yer alan 14 kalp şeklindeki sütun, “Dört bir tarafınız sevgiyle dolsun” anlamına geliyormuş.

#manisa #salihli #sardes #artemis tapınağı #kral midas #manisada görülecek yerler #manisada gezilecek yerler #kula salihli jeoparkı

Arkeologlar, yakın zamanda Sardes Antik Kenti’nde bin 500 yıllık ev keşfetti. “Fantastik” diye tarif edilen evin hayal ürünü duvar resimleriyle süslendiği belirtiliyor. Evin zeminine yerleştirilmiş pişmiş topraktan yapılan karoların üzerinde köpek yavrusuna ait izler ve tavuk ya da ördek olduğu düşünülen çizimler tespit edildi. Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden Profesör Nicholas Cahill’in liderliğindeki kazılarda ortaya çıkarılan evde yaşayanların askeri veya sivil yöneticiler olabileceği düşünülüyor.

Artemis Tapınağı Sardes

YEDİ KİLİSE’DEN BİRİ ARTEMİS TAPINAĞI

Salihli ilçe merkezine 9 kilometre uzaklıktaki Artemis Tapınağı’nın yapımına, Lydia Kralı Kroisos döneminde başlanmış. İlk haliyle kum taşından bir sunak olan yapı, M.Ö. 330 yılına doğru geliştirilerek tapınak haline gelmiş. İon tarzında ve pseudodipteros plana sahip tapınak, Zeus veLeto’nun kızı, Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğa, avcılık, okçuluk ve ay tanrıçası Artemis’e adanmış. M.S. 17 yılındaki depremde yıkılan tapınak, İmparator Tiberius zamanında eski plana göre yeniden yapılmış. 4’üncü yüzyılda da güneydoğu köşesine bir şapel ilave edilmiş. Hıristiyanlıkta bahsedilen Yedi Kilise’den biri kabul edilen yapı, Amerikan Arkeoloji grubunun 1910’da başlattığı kazılardan sonra tümüyle ortaya çıkarılmış, 1961’de de kilise onarılmış.

#manisa #salihli #sardes #artemis tapınağı #kral midas #manisada görülecek yerler #manisada gezilecek yerler #kula salihli jeoparkı