Doğanbey, zamana direniyor

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Ege sahilleri, binlerce yıldır insanlığa ev sahipliği yapmış, medeniyetlerin yeşermesine olanak sağlamıştır. Özellikle büyük nehirlerin beslediği topraklarda tarihin o kadar çok izi vardır ki hepsine ulaşmak için bir ömür yetmez. Yine bizim gibi hikaye meraklıları, tarihin izini sürmek, küçücük de olsa bir parçasını öğrenmek için yollara düşerler. Biz de sınırlı zaman dilimini en verimli şekilde kullanabileceğimiz bir gezi planıyla sabahın erken saatlerinde yola çıktık.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

İlk durağımız Aydın’ın Söke ilçesinde eski bir Rum yerleşimi olan, Büyük Menderes Deltası‘nın alabildiğince görüldüğü Doğanbey Köyü olacak. İzmir’den yaklaşık 2 saatte vardığımız köye ulaşan yolda güzel bir kuş gözlem terası bizi karşıladı. Deltadaki kuşların seyredilebildiği terasta manzaranın tadını çıkardıktan sonra dorukları sisle kaplı dağlara doğru aracımızı sürdük. “Nerede bu köy?” derken Doğanbey, vakurluğu ve sessizliğiyle karşımızda belirdi. Ortasından akarsuyun geçtiği bir yamaca kurulmuş olan köy, daha ilk bakışta bize geçmişiyle ilgili ipuçları veriyor. Köyün geneli, ‘kutu gibi’ diye tabir edilen taş evlerden oluşuyor. Zaten köyün asıl ismi olan ‘Domatia/Domatça da Rumca ‘odalar’ demekmiş.

Bu çınar ağacı belki de Efelerin Yunan milislerine karşı mücadelesine tanıklık etmiştir.
Doğanbey'de sonbahar hem güzel hem de sakin

Köy, 19’uncu yüzyılda Padişah II. Abdülhamit’in emriyle Thebai Antik Kenti’nin bulunduğu bölgeye kurulmuş. Padişah, Ege adalarına ticaretin sağlanması için bu köye, Samos, Girit ve Kıbrıs’tan tüccar ve zanaatkar Rum ailelerini yerleştirmiş. Zamanla köy büyüyüp 300 haneli bir yerleşim haline gelmiş. Ancak insanlık tarihini kana bulayan savaş illeti, bu sakin ve güzel köye de ulaşmış. I. Dünya Savaşı sırasında Türk köylerini yakıp yıkan Yunan çeteleri, buraya sığınmış. Türk milis kuvvetleri olan Efeler, burada Yunan çeteleriyle kanlı çatışmalara girmiş. 1922’de Türk ordusu, İzmir’e girince Domatia’da yaşayan Rumlar, köyü terk etmiş. 1924 mübadelesinde Yunan adalarından anavatana getirilen Türk aileler, köye yerleştirilince köyün adı Doğanbey olmuş. Eski yerleşim çok engebeli olduğu için çiftçilikle uğraşan halk, zamanla köyü terk ederek, sahildeki yeni Doğanbey‘e taşınmış.

Biraz da mevsimin etkisiyle biz gezdiğimizde, köyün sokaklarında kimse yoktu. Dar, Arnavut kaldırımlı sokaklarda yürürken, köyün ve köydeki yaşayanların öykülerini düşündük. Buradan ayrılan Rum aileleri, mübadeleyle yerleştirilen Türkleri, her ne kadar anavatanda da olsa başkasının evine, köyüne alışmanın zorluklarını ve tabi ki savaşın insanların ruhlarında açtığı derin yaraları… Karşımıza çıkan -yıkık da olsa- her evin fotoğrafını çektik. Taş binaların zamana meydan okuma gücüne hayran kaldık. Tüm evlerin, koruma altında olduğunu, restorasyon çalışmalarının da aslına uygun olmak koşuluyla yapılabildiğini öğrendik. Ancak köyde çok sayıda harabenin olması, ayakta olanların bir kısmının da yıkılmaya yüz tutması bizi hüzünlendirdi. Keşke bu güzel evler, devlet eliyle restore edilip tüm köy, açıkhava müzesine dönüştürülse.

Köyün en tepesindeki evlerin olduğu kısma kadar tırmandık kafamızda bu düşüncelerle. Ancak karşımıza çıkan manzara, doğanın güzelliğini, yaşamın ve umudun biricikliğini yeniden hatırlattı. Aşağıda Doğanbey köyünün mütevazı evleri, karşımızda Büyük Menderes Deltası göz alıcı manzarasıyla duruyordu… Her seyahatte vazgeçilmezimiz olan “Kahve keyfini yapmak için daha güzel bir fırsat olamaz” diye düşünerek ufak bir mola verdik. Hem günlerce süren sağanak yağmurun ardından ılık ve güneşli bir günde yollarda olmanın mutluluğunu yaşadık hem de biraz yorgunluğumuzu attık. Farklı bir yoldan, yine dar, taşlı bir sokaktan geldiğimiz yere doğru ilerledik.

Köyde hiç insana rastlamamıştık. Konuşacak birini bulamamanın üzüntüsüyle aracımıza doğru yürürken, bir evin yarı yıkılmış duvarına yaslanmış oturan yaşlı bir çift gördük. Mehmet ve Emine Bingöl, bu köyde doğup büyümüşler; burada tanışıp evlenmişler. İlk çocukları da dere kenarındaki küçük evde doğmuş. Daha sonra yeni yerleşim yerine taşınsalar da köylerinden kopamamışlar. Biz de bu karşılaşmayı değerlendirdik ve Mehmet amcaya aklımızdaki soruları sorduk. O da bize çok daha fazlasını anlattı. Gelin, köyün hikayesini Mehmet amcadan dinleyelim:

“Ben de eşim de bu köyde büyüdük. Buraya gelince hayatımız film şeridi gibi gözümüzün önünden geçiyor. Buraya 20 sene önce Yunanlılar gelirdi. Otobüslerden inip çay içerlerdi köylülerle. Aynı bizim gibi konuşurlardı. Birlikte çay içip sohbet ederdik. Onlar da buradan 6-7 yaşında gitmişler. Hatırladıkları kadar köyü gezip onlar yaşarken hangi binalar ne olarak kullanılırdı, söylerlerdi. Yaşlı olan bir tanesi evini tarif etti. ‘Önünde büyük bir kaya vardı. Üstüne oturduğumda anam düşeceksin oradan bir kızardı’ diye anlattı. Nereyi tarif ettiğini anlattık. Götürdük. Tabi ev yıkılmış ama önündeki taş duruyor. Oturdu taşa, başladı ağlamaya. Hepimiz ağladık. Her hafta gelirlerdi. Bizim gibi görünür, bizim gibi konuşurlardı. Şimdilerde gelen giden yok. İnsanlar arasında savaş yok, hükümetler yaratıyor kavgaları.

Atalarımız buraya Selanik’ten gelmiş. Herkes Ayvalık’a, İzmir’e gidiyormuş. Bizim dedeler, Atatürk’e telgraf yollamış; “Biz Domatia’da kalmak isteriz. Bu gemici bizi Ayvalık’a götürmek ister” diye. Atatürk de kaptana bir telgraf yollamış, ‘Hemşehrilerimi Domatia’ya bırak” demiş. Buranın değerini sonradan anladık. Bu bölgede hep Selanikliler yaşıyor. Huzursuzluk olmaz. Herkes birbirine güvenir. Ankaralılar, İstanbullular aldı buralardan ev. Yılda 1-2 kez gelirler. 1 hafta-10 gün kalıp giderler. Çiftçilikle, balıkçılıkla geçiniyoruz. Çok zengin değiliz ama hayatımızdan memnunuz.”

Mehmet amcaya ve tatlı eşi Emine teyzeye keyifli muhabbetleri için teşekkür ettik. Bizim de ailelerimizde Yunanistan’dan gelenlerin olduğunu anlattık, biz de onların hikayelerini paylaştık. Samimi bir sohbetin ardından hepimizin birbirine görünmez bağlarla bağlı olduğunu bir kez daha hatırladık. Sonraki durağımıza gitmeye hazırlanırken aşağıdaki dereden geçen koyun sürüsünün çanlarının oluşturduğu tanıdık bir ezgi, bize ‘iyi yolculuklar’ dedi.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

NOEL BABA’YA ADANMIŞ İKİNCİ KİLİSE

Doğanbey köyünü ardımızda bırakıp geldiğimiz yola çıktığımızda çok gitmeden sol tarafta Aziz Nikolas Kilisesi‘nin tabelasını görüyoruz. Karakteristik olarak Doğanbey‘e benzer evlerin olduğu sokaklarda ilerleyip kiliseye ulaşıyoruz. İçindeki ‘Kemiklik’ adı verilen büyükçe bir niş şeklindeki yapının yer aldığı bahçeyi geçince kilisenin önünde buluyoruz kendimizi.

Hıristiyanların yaşadığı liman kentlerinde, bugünlerde tüm dünyanın ‘Noel Baba’ olarak bildiği Aziz Nikolaos/Nikolas’a adanmış birçok dini yapı görmek mümkündür. Çünkü gerçekleştirdiği mucizeler nedeniyle Aziz Nikolas, denizcilerin koruyucu azizidir. Paganizmde Deniz Tanrısı Poseidon’a atfedilen özellikler, 4’üncü yüzyıldan sonra Aziz Nikolas’a verilir. Öyle ki Doğu Akdeniz’de denizciler arasında, “Dümeninizi Aziz Nikolas tutsun!” sözü, dua niteliğindedir.

Aziz Nikolas için 13’üncü yüzyılda inşa edilmiş, 1800’lü yıllarda restorasyondan geçmiş bu yapı, bölgeden Rumların ayrılmasıyla kısa bir süre cami olarak kullanılmış, ancak daha sonra kaderine terk edilmiş. Anadolu’da Aziz Nikolas adına inşa edilmiş ikinci kilise olma özelliğini taşır. İlki, Aziz Nikolas‘ın başpiskoposluk yaptığı Mysa’daki (Demre) kilisedir.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

25-30 sene cami olarak kullanılmasına rağmen Aziz Nikolas Kilisesi‘nde hiçbir şey değiştirilmemiş. Ancak ne yazık ki vandallar, burada da duvarları yazılarla doldurmuş, yapının içinde ateş yakmış ve çöp atmışlar. Ayrıca birileri kilisenin içinde ve bahçesinde ‘Indiana Jones’culuk oynamış. Bir çok yer kazılıp kilisenin zemini tahrip edilmiş. Kilisenin yıkılmak üzere olduğunu gören mahalleli, konuyu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne taşımış. Müdürlük tarafından Eylül ayında yapılan inceleme sonucunda yapının restore edileceği açıklanmış. Aralık’ta gittiğimiz kilisede henüz bir restorasyon çalışmasının olmadığını gördük. Umuyoruz ki bir dahaki gidişimiz, bir kültür sanat etkinliğine katılmak için olur. Bu güzel kilise, tüm ihtişamıyla varlığını sürdürebilir.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Karina’da balık keyfi

Zamanınız varsa günü noktalamak için en uygun yer, Karina Sahili olur. Coğrafyasının güzelliğini seyredebileceğiniz Karina, 1900’lü yıllarda ticaret limanı olarak kullanılıyormuş. Hikayeye göre, dönemin Rum tüccarlarından birinin kızının adı Karina imiş ve bu sahil de onun ismiyle anılmaya başlamış. Rumlar burada yaşarken ürünler, buradan gemilere yüklenir, adalara gönderilirmiş. Şimdilerde gemilerin yerini balıkçı teknelerinin aldığı sahilde yürüyebilir, balık tutabilir ya da sahildeki restoranda deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz.

Nasıl gidilir?

Söke’den Didim-Milas-Bodrum kara yoluna çıkıp ilerlerken birkaç kilometre sonra Priene ile eski Doğanbey’e işaret eden tabelaları göreceksiniz. Bu yoldan devam ettiğinizde önce Güllübahçe’ye, ardından Didim-Priene sapağına ulaşacaksınız. Didim’i takip ettiğinizde, Atburgazı’nı ardından Tuzburgazı-Doğanbey’i gösteren tabelalardan saparak, eski Doğanbey’e geleceksiniz. İçeri girmeden, dümdüz devam ederseniz yol sizi, Yeni Doğanbey‘e götürecek.

NOT: Gezimizin son durağı, “Bilge Bias’ın Evi: Priene” yazımızda.

#aziz nikolas kilisesi #söke #güllübahçe #doğanbey #büyük menderes deltası

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s